Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2022/6969 E. 2022/16826 K. 28.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6969
KARAR NO : 2022/16826
KARAR TARİHİ : 28.12.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : ……

Davacı, itirazın iptali, takibin devamı ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakim … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava; davacı Kurum’dan yaşlılık aylığı almakta olan sigortalının sahte olduğu gerekçesiyle iptal edilen … hizmetleri nedeniyle 15/4/2002-25/9/2006 tarihleri arasında ödenen yersiz aylıkların tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itiraz nedeniyle; itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Dava konusu uyuşmazlık, davalının 1/1/1978-31/12/1982 tarihleri arasındaki iptal edilen … sigortalılığının geçerli olup olmadığı, ödenen aylıkların tahsiline ilişkin davacı Kurum tarafından yapılan icra takibine vaki itirazın iptal edilip edilemeyeceğine ilişkindir.

Mahkemece, davacıyı sahte belgeler ile … olmasını sağladığı, davacının … kaydı olan 01.01.1978 tarihi ile Nevşehir … kaydı 05/01/1979 tarihinin birbiri ile örtüşmediği, 4.5.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulu kaldırılmış sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulu getirildiği, davacının 04/05/1979 tarihinden sonra kendi adına çalıştığına dair dosya kapsamına delil sunmadığı anlaşılmakla haksız yere emeklilik maaşı aldığı ve haksız aldığı emeklilik maaşlarını iade etmesi gerektiğinden bahisle itirazın iptali davası yönünden kabul; taraflar arasında alacağın doğup doğmadığı konusunda anlaşmazlık olduğu, alacağın likit olmadığı gerekçesiyle de icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacının … ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi zorunlu sigortalılık süresi ile askerlik borçlanması gözetilerek 15/04/2002 tarihinden itibaren Sosyal Sigortalar Kurumunca bağlanan yaşlılık aylığının, davacının 1/1/1978-31/12/1982 tarihleri arasında … sigortalılığının sahte olduğunun bildirilmesi nedeniyle başlangıç tarihi itibarıyla iptal edildiği, davalının daha sonra talepte bulunması üzerine, yeniden 15/7/2008 itibarıyla aylık bağlandığı anlaşılmaktadır.
Davacının … hizmetlerinin sahte olduğu ve iptal edilmesi gerektiğinin tespit olunduğu 18/5/2007 tarih ve 2 sayılı Soruşturma Raporu ile … 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/89 Esas 2021/3 Karar sayılı dosyasının celbedilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin; 5510 sayılı Kanunun “Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi” başlıklı 38. maddesi, “(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/24 md.) Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga 2/6/1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 4/2/1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı … ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti … Sandığı Kanununa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır.
Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir…” hükmünü içermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 03.02.2010 tarih, 2010/10-23 esas, 2010/59 karar sayılı ilamında; “20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “…gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız olarak çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıt oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadırlar.
Ne var ki; 1479 sayılı Yasaya 2654 sayılı Yasa ile eklenen Ek Geçici 13. madde ile, “…sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği (20.4.1982) tarihinde” başlayacaktır hükmü getirilmiştir.
22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, bu kez; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, … kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar” dan, gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da … veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan … ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise, talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.
Gerçekten, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre; bir kimsenin, zorunlu … sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekmektedir.
Öte yandan; 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 Sayılı Yasa’nın 6.maddesi ile değişik 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesinde, zorunlu … sigortalısı olmak için, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olması, gelir vergisinden muaf olanlarında meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere; 20.04.1982 tarihinde yapılan değişiklikle; değişiklikten, önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılıklarına son vermemekte; değişikliğin yürürlüğe girdiği, 20.04.1982 tarihinde, …’a yeni kayıt ve tescil edilecekler için yeni, düzenlemeler öngörmektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne, yasaca ve hukukça olanak olmadığı ortadır. Kaldı ki, 2654 Sayılı Yasa’nın 6. Maddesi ile 1479 Sayılı Yasa’nın 24. Maddesinde yapılan değişiklikte, vergi mükellefi olmayan vergiden muaf olanlardan, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlarında, zorunlu … sigortalısı sayılacağı açıktır.
Her ne kadar; 1479 Sayılı Yasa’da geçmiş … hizmetlerinin tesbitine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta ise de; dava konusu olayda olduğu gibi, uyuşmazlık konusu dönemin önce kabul edilip sonra iptal edilmesi karşısında … hizmetinin tespiti değil, kurum işleminin iptalinin amaçlandığının kabulü gerekir.
Mahkemece, davalının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığına ilişkin 01.01.1978-31.12.1982 arası dönem yönünden 1479 sayılı kanunun 24. maddesi çerçevesinde bağımsız çalışmanın varlığı araştırılmalı; bu bağlamda, öncelikle 1479 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, davalı kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığının tespiti için, davalıya maddi delilleri olup olmadığı sorularak, varsa bunları mahkemeye sunmak üzere davalıya önel verilmeli, davalının oda kaydı da gözetilerek nakliyecilik işi ile iştigal edip etmediği hususunda davalının gerçekten kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasının nasıl olduğu araştırılmalı, kendi nam ve hesabına çalışma olgusu hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konularak iş bu dönemdeki sigortalılık için yürürlükte bulunan ilgili mevzuat gözetilmek suretiyle sigortalılığın varlığı irdelenmeli ve buna göre karar verilmelidir. Yapılacak araştırma sonucu geçerli bir sigortalılığının bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa davalının 05.11.1975-05.07.1977 tarihleri arası yapılan ve geçerli olan 600 günlük askerlik borçlanması ile 11.03.1985-12.04.2002 tarihleri arası 4 /1-a sigortalılık süresi de gözetilerek 2022 tarihi itibariyle tahsis koşullarının varlığı irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirir.
O hâlde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 28.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.