YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2341
KARAR NO : 2009/2924
KARAR TARİHİ : 27.04.2009
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi süresinde duruşmalı olarak istenmiştir. Yargıtay duruşması için gerekli tebligat giderlerinin ödenmemesi nedeniyle duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 127 ve 128 parsel sayılı 19000 ve 28400 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ve eşit paylarla 127 sayılı parsel Hamdi ve … adına, 128 sayılı parsel Bekir Arslan ve … adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Hazine, yasal süresi içinde taşınmazların mütegayyip eşhastan Hazineye intikal eden yerlerden olması nedeniyle tapu kaydının bulunduğu iddiasına dayanarak davalılar adına oluşan tapu kayıtlarının iptali ve Hazine adına tescil istemi ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, dava konusu 127 ve 128 sayılı parsellerin davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm tüm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların davacı Hazinenin dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı, davalıların tespit tarihinden geriye 20 yılı aşkın malik sıfatı ile zilyetliklerinin bulunmadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; Mahkemenin kabulü dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davacı Hazine taşınmazların mütegayyip eşhastan intikal etmesi nedeniyle 16.3.1964 tarih ve 63 sıra numaralı tapu kaydı ile Hazine adına tescil edildiği iddiasına dayanmıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3.maddesi uyarınca, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açılması mümkün değildir. 25.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanun’un 12.maddesi 3.fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” hükmü eklenmiştir. Aynı kanunun 3. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde ile “ Bu kanunun 12. madde 3. fıkra hükmünün Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalara dahi uygulanacağı hükmü getirilmiştir. Kanunda öngörülen bu süre hakkın varlığını ortadan kaldıran hak düşürücü süredir. Bu sürenin mahkemelerce re’sen dikkate alınması zorunludur. Davaya konu olan 127 ve 128 parsellerin tutanakların 22.4.1975 tarihinde kesinleşmiş, dava ise 13.6.2007 tarihinde, on yıllık süre geçtikten sonra açılmıştır. Mahkemece hak düşürücü süre nedeniyle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 27.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.