YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11594
KARAR NO : 2022/15990
KARAR TARİHİ : 14.12.2022
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
No :
Dava 30.7.2019 tarihli yurtdışı borçlanma işleminin geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili; davacının yurt dışı borçlama talebinin kabul edilmemesine ilişkin kurum işleminin iptalini, yurt dışı borçlanma talebinin kabulü ile emekliğe kabul edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı Kurum vekili: Kurum tarafından yapılan tebligatların davacının talep formunda belirttiği ve aynı zamanda Mernis sistemine kayıtlı adresine yapılmış olduğunu, Kurum işlemlerinde bir usulsüzlük söz konusu olmadığını, davacının beyan ettiği ve sistem kayıtlı adresi ile ilgili yaşanan sorunun hukuki sorumluluğunun müvekkili Kuruma yüklenebilecek bir durum olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemesince “Davanın reddine,” karar verilmiştir.
IV-BAM KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, “…davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile … 21. İş Mahkemesi’nin 10/12/2020 tarihli, 2020/128 Esas – 2020/460 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına,
Davanın kabulü ile …’nin 13.04.2020 tarih ve E… sayılı işleminin hukuka aykırı olması nedeniyle iptaline, davacının 30.07.2019 tarihli borçlanma başvurusunun geçerli olduğunun tespitine, Kurumca tahakkuk ettirilen yurt dışı borçlanma bedelinin ödenmesi halinde yaşlılık aylığı bağlanırken dikkate alınması gerektiğinin tespitine,…” karar verilmiştir.
V-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davalı Kurum vekili, eksik araştırma ve inceleme sonucu verilen kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dosya kapsamından davacının 30/07/2019 tarihinde yurt dışı hizmetlerini borçlanma talebinde bulunduğu, davalı Kurumun 16/09/2019 tarihli yazısı ile düzenlenen borç taahkuk bildirimi davacının mernis adresine tebliğe gönderilmiş, gösterilen adreste muhatabın tanınmaması, ismini … olarak beyan eden komşusunun beyanı alınarak tebligatın bila ikmal iade olduğu, davacının borç taahkuk bildiriminin gelmemesi üzerine kuruma 11/03/2020 tarihinde müracaat ettiği, Kurum tarafından verilen 30/07/2019 tarihli yazı ile talebin reddedildiği, davanın 13/05/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olan davacının borçlanma bedelinin başvuru tarihindeki primlere göre belirlenmesi gerektiğinin tespiti istemi yönünden; 3201 sayılı Kanunun “Döviz İle Değerlendirme” başlıklı 4’üncü maddesi, “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlanmanın tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır…” hükmünü; aynı Kanunun geçici 2’nci maddesinin ikinci fıkrası ise, “Ancak, 4’üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir.” hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2’nci madde, 5510 sayılı Kanunun 106’üncü maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı Kanunun 4’üncü maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79’uncu maddesiyle değişikliğe uğramıştır. Yine 17.7.2019 tarihli ve 7186 sayılı kanunun 9 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “%32’sidir ” ibaresi “%45’ idir.” şeklinde değiştirilmiştir.
5754 sayılı Kanunun 79’uncu maddesiyle ve 7186 sayılı yasanın 9. maddesi ile değişik 3201 sayılı Kanunun “Borçlanma Tutarı ve Borçlanma Tutarının İadesi” başlıklı 4’üncü maddesi, “borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 82’nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 45’idir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.
Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Kanun kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki “ödeme tarihi” kıstası, “borçlanma başvuru tarihi” olarak değişikliğe uğramıştır.
3201 sayılı Kanun’dan yararlanarak yurtdışında geçen sürelerini borçlanmak isteyenler ile Kurum arasında borçlanma işlemine, bunun sonucu olarak ödenecek prim miktarına ilişkin de uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Kurumun aktüeryal dengesi ve hakkaniyet ölçüleri gözetilerek ödenecek primin hangi tarihteki prime esas kazanç miktarları esas alınarak belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Bu yönde, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin önceki düzenlemesinde açıkça “ödeme tarihi” esas alındığından, bu konuda çıkabilecek uyuşmazlık ödeme tarihine göre çözümlenmekte iken, yürürlükte olan düzenleme tahakkuk tarihindeki primin tebliğden itibaren üç aylık süre içinde ödenmesi şeklinde olup, bu üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda borçlanma bedeli olarak ödenecek prim miktarının nasıl belirleneceği irdelenmelidir.
Burada, Kurum işleminin hukuka uygun olması kriter olarak alınmalıdır. Kurum, yapılan borçlanma başvurusunu hukuka uygun olarak değerlendirmiş ve yaptığı borç tahakkukunu tebliğ etmiş, buna rağmen borçlanma bedeli Yasada belirtilen üç aylık süre içinde ödenmemiş ise, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesi gereği borçlanmak için Kuruma yeniden başvuru gerektiğinden, davanın açıldığı tarihe bakılmaksızın buna ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. Örneğin, Türkiye’de sigortalı olarak tescili bulunmayanların borçlanması 5510 sayılı Kanunun 4/1-b maddesi kapsamında değerlendirilerek borç tahakkuku yapılması Kanun gereği olup, Kurum işlemi hukuka uygun olacağından, tahakkuk ettirilen prim borcunu ödeme yerine, borç tahakkukunun 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine göre yapılması ve prim borcunun da başvuru tarihindeki prim miktarları esas alınarak belirlenmesine ilişkin davanın reddi gerekecektir.
Kurum işleminin hukuka uygun bulunmaması durumunda ise, prime ilişkin uyuşmazlığın makul süre gözetilerek çözümlenmesi gerekir. Makul sürenin belirlenmesinde, 5510 sayılı Kanunun 42’nci maddesinden yararlanılabilir. Anılan maddede, “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer düzenlemeye Mülga 506 sayılı Kanunun 116’ncı maddesinde de yer almakta idi. Ayrıca, 3201 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde de üç aylık ödeme süresi belirlenmiş olup; tüm bu düzenlemeler, 3201 sayılı Kanunla ilgili uyuşmazlıklarda üç aylık sürenin makul süre olarak alınabileceğini göstermektedir.
Buna göre, Kurumun hukuka aykırı işlemine karşı, Kurum işleminin tebliğ tarihinden itibaren üç aylık makul süre içinde dava açılması durumunda, borçlanılacak prim miktarının başvuru tarihindeki primler esas alınarak belirlenmesi; üç aylık makul süre geçtikten sonra dava açılması durumunda ise, dava yeni borçlanma iradesi sayılarak davanın açıldığı tarihindeki primler esas alınarak borçlanma bedeli belirlenmesi gerekir. Örneğin, Türk vatandaşlığından izinle çıkan kişilerin, Türk vatandaşı oldukları dönemde yurtdışında geçen süreleri borçlanma hakkının varlığı gözetildiğinde, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olunmadığı gerekçesiyle borçlanma başvurularının reddi hukuka aykırı olacağından, ödenecek borçlanma bedelinin burada belirtilen kriterlere göre belirlenmesi gerekir.
Diğer bir olasılık da, Kurumun borçlanma talebini değerlendirmeyip cevapsız bırakmasıdır. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 42’nci maddesinde belirtilen üç aylık süre geçtiğinde Kurumun talebi reddetmiş olduğu esas alınarak, anılan üç aylık bekleme süresine yukarıda belirtilen üç aylık makul süre (3 + 3 =6 ay) eklenmeli; davanın Kuruma başvuru tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde açılması durumunda yine Kuruma ilk başvurunun yapıldığı tarihteki prime esas kazancın esas alınması; başvuru tarihinden itibaren altı aylık sürenin geçmesinden sonra dava açılması durumunda ise, makul sürenin geçtiği ancak Kurum tarafından da başvuruya bir cevap verilmediği gözetilerek borçlanma bedelinin davanın açıldığı tarihteki prime esas kazanç miktarı esas alınarak belirlenmesi gerekecektir.
Somut olayda, davacının 30.7.2019 tarihli borçlanma başvurusunun tebliğe gönderildiği mernis adresine, adreste tanınmaması nedeniyle bila ikmal tebliğ olduğu, davacının, borçlanmasına ait tahakkuk belgesinin gönderilmemesi üzerine 11/03.2020 tarihinde Kuruma başvurduğu, davalı Kurumun cevaben 16/09/2019 tarihinde “ borçlanma talep formunda verilen adres ve adres kayıt sistemindeki adresinin aynı olması sebebiyle tebligat işleminin geçerli sayılması nedeniyle düzenlenen borçlanma taahkukunun yeniden gönderilmesinin mümkün bulunmadığının bildirilmesi üzerine kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, ancak eldeki davanın makul süreyi aşacak şekilde 13/05/2020 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, makul sürede açılmayan iş bu dava yönünden dava tarihindeki prime esas kazanç üzerinden borçlanmaya karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talep tarihindeki prim üzerinden borçlanılmasına karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin davanın kabulüne dair kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 14/12/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.