YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/1522
KARAR NO : 2006/3955
KARAR TARİHİ : 27.06.2006
Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda borcun tasarruftan sonra doğduğu ve haciz tasarruftan iki yıl geçtikten sonra yapıldığından tasarrufun iptâli istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
30.07.2003 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 4949 sayılı yasa ile değişik İİK.nun 280. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinde “mal varlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptâl edilebilir.” hükmü yer almaktadır. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde iptâle ilişkin süre 2 yıldan 5 yıla çıkartılmıştır. Dosya kapsamından borçlu … ile onunla hukuki muamelede bulunan davalı …’in baba oğul oldukları anlaşılmaktadır. Bu yakın akrabalık nedeniyle aynı maddenin ikinci fıkrasındaki karineye göre aksi kanıtlanmadığından davalı …’in oğlu olan borçlu …’ün mali durumunu ve mal kaçırma kastıyla hareket ettiğini bildiği kabul edilmelidir. Borçlu hakkındaki haciz yoluyla takip 12.09.2003 tarihinde ve 29.07.1999 tasarruf tarihinden itibaren İİK.nun 280. maddesi 1. fıkra 2. cümlesindeki 5 yıllık süre içinde yapıldığından işin esasının incelenmesi gerekirken mahkemenin İİK.nun 278/2 maddesindeki hak düşürücü 2 yıllık süre geçtiğinden tasarrufun iptâlinin istenemeyeceğine dair kabulü doğru olmamıştır.
Tasarrufun iptâli davasının ön koşullarından birisi de borcun tasarruf tarihinden önce doğmuş olmasıdır. Eldeki davada takip dayanağı çekin keşide tarihi 22.08.2003, bankaya ibraz tarihi 15.08.2003 olup, iptâli istenen tasarruf ise 29.07.1999 tarihinde yapıldığından borç tasarruftan sonra doğmuş görünmektedir. Kural olarak çeklerde vade bulunmaz. Ancak ticari hayatta ileri tarih atılarak çek düzenlendiği ve yaygın şekilde kullanıldığı bilinen bir vakıadır. Keşide tarihi 22.08.2003 olmakla birlikte 15.08.2003 tarihinde bankaya ibraz edildiğinden takip konusu çekin ileri tarih atılarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Somut olayda alacağın 1995 yılından beri devam eden ticari ilişki ve cari hesap bakiyesinden kaynaklandığı ve çekin yenileme suretiyle verildiği iddia edilmiştir. Çekin keşidesine neden olan temel ilişkinin tasarruf tarihinden önce gerçekleştiği iddiası yeterince araştırılmamış ve irdelenmemiştir.
O halde mahkemece yapılması gereken iş, İİK.nun 280/1. maddesi 2. cümlesine göre takip ve haciz 5 yıllık süre içinde yapıldığından işin esasına girilerek borcun doğum tarihi konusunda alacaklı ve borçlu isticvap edilip bu konuda tüm deliller toplandıktan sonra, borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden önce olduğunun kanıtlanması halinde İİK.nun 280/1. maddesindeki iptâl koşulları gerçekleşeceğinden tasarrufun iptâline, aksi halde şimdiki gibi davanın reddine karar vermek olmalıdır.
Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASANA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 27.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.