Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/3981 E. 2009/803 K. 17.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/3981
KARAR NO : 2009/803
KARAR TARİHİ : 17.02.2009

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında, kooperatif üyeliğine dayalı tespit istemine ilişkin dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunu ancak kooperatifçe müvekkilinin borçlarının doğru hesaplanmadığını ileri sürerek, kooperatife olan borçlarının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının ihraç kararının iptali davasında verilen kararın kesinleşmediğini, ödemelerinin ise bilindiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının 14.658,04-YTL aidat, 12.739,90-YTL gecikme faizi ve 500,00-YTL trafo katılım payı borcunun bulunduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, kooperatife olan borcun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir. Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir. Bunlardan birincisi tespit davasının konusunun yalnız hukuki ilişkiler olabileceği, ikincisi ise davacının hukuki yararının bulunmasıdır. Hukuki yararın varlığı, dava şartı niteliğinde olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulur. Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, davada zorunluluk olmalıdır. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; b)Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; c)Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Bu açıklamalara göre, somut olayda; yukarıda açıklanan şartların bulunduğundan söz edilemez. Zira davacının kooperatife başvurması halinde, ne kadar borcunun olduğunu öğrenmesi mümkün olduğundan bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu durumda, esasen taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi için, davacının talebi açıklattırılarak, olumlu tespit davası açmada hukuki yararının
bulunmadığı gözetilmeli, davacının istemine göre, davanın bir menfi tespit davası olarak nitelendirilebilmesi halinde ise buna göre davada nispi harç tamamlattırılarak davaya bu şekilde devam edilmeli ve buna göre hüküm kurulmalıdır. Açıklanan husus açıklığa kavuşturulmadan esasa ilişkin olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, sair nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 17.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.