YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/3982
KARAR NO : 2009/804
KARAR TARİHİ : 17.02.2009
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında, kooperatif üyeliğine dayalı tespit istemine ilişkin dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunu, kooperatife toplu ödeme olarak 3 bono karşılığında 15.000,00-YTL ödeme yaptığı halde, bu durumun kooperatif kayıtlarında yer almadığını ileri sürerek, bu ödemelerin ve borçtan düşülmesinin karar defterinde karar altına alınmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının peşin ödeme yapmadığını, bonoları ödemediğini, kooperatifte bu hususta alınmış bir karar olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, taraflar arasında 15.000,00-YTL bedelli üç adet bono düzenlendiği ve bunlara ilişkin tahsil dekontunun bulunduğuna ilişkin uyuşmazlık olmadığı, borcun ödenmesi konusunda uyuşmazlık bulunduğu, bonoların borçlu davacının elinde olmasına göre de bono bedellerinin ödendiği karinesinin aksinin davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın tespit davası olarak değerlendirilmiş olmakla kabulüne, 15.000,00-YTL’nin davalı kooperatife ödendiğinin tespitine karar vermiş; hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava kooperatif üyeliğine dayalı olarak, kooperatife yapılan ödemelerin tespiti davası olarak kabul edilmiş ve yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak, bu davaların da dinlenilebilir olduğu, gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir. Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir. Bunlardan birincisi tespit davasının konusunun yalnız hukuki ilişkiler olabileceği, ikincisi ise davacının hukuki yararının bulunmasıdır. Hukuki yararın varlığı, dava şartı niteliğinde olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulur. Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, davada zorunluluk olmalıdır. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır. Ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; b)Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar
verebilecek nitelikte bulunmalı; c)Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. (Bkz. …, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1979 Bası, c.1,s.908 vd.) Bu açıklamalara göre, somut olayda; yukarıda açıklanan şartlar bulunmamaktadır. Zira davacının kooperatife başvurması halinde, ne kadar borcunun ve ödemesinin olduğunu öğrenmesi mümkün olduğu için, bu davayı açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer yandan, davadan önce kooperatifin davacıya gönderdiği ihtarnamede davacının 2.744,00-YTL borcu olduğu bildirilmiştir. Mahkeme kararında ise davacının 15.000,000-YTL bedelinde toplam üç adet bononun ödendiğinin tespitine karar verilmiştir. Ayrıca, davaya konu bu bonoların aidat ödemesi amacıyla verildiği iddia edildiğine göre, BK’nın 114. maddesine gereğince bu bonolar ile borç yenilenmemiştir. Taraflar arasındaki borç ilişkisi üyelik ilişkisine göre değerlendirilecektir. Bu durumda, esasen taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi için, davacının talebi açıklattırılarak, olumlu tespit davası açmada hukuki yararının bulunmadığı gözetilmeli, davacının istemine göre davanın bir menfi tespit davası olarak nitelendirilebilmesi halinde, buna göre davada nispi harç tamamlattırılarak davaya bu şekilde devam edilmeli ve buna göre hüküm kurulmalıdır. Bu nedenlerle, açıklanan hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Kabule göre de, davalı yemin deliline de dayanmış olup, davalıya yemin teklif hakkı hatırlatılmadan, davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi de doğru olmadığından, temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, sair nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 17.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.