Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/9798 E. 2009/1205 K. 03.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/9798
KARAR NO : 2009/1205
KARAR TARİHİ : 03.03.2009

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında, kooperatif üyeliğinin tespiti ve genel kurul kararlarının iptaline ilişkin dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, davalı kooperatifin 21.01.2006 tarihinde yapılan genel kurulundan önce usulsüz çağrı yapıldığını, toplantıda yeterli üye bulunmadığı halde yönetim ve denetim kurulu seçimi yapıldığını, oy hakkı olmayanların oy kullandığını, oy sayılarının ve müvekkilinin muhalefet şerhinin tutanağa geçirilmediğini ileri sürerek, alınan kararların iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, kararların oybirliğiyle alındığını, seçime tek liste ile gidildiğini, davacının yönetime giremediği için bu davayı açtığını, bu hususların genel kurulda dile getirilmediğini ve muhalefetinin tutanağa geçirilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; iddia, savunma ve toplanan delillere göre, genel kurul için 1978 üyeden yalnızca 615’ine mektupla çağrı yapıldığı, birçok üyenin çağrılmadığı, ilanen çağrının usulsüz olduğu, genel kurul tutanağının da usulüne uygun tutulmadığı gerekçeleriyle, davanın kabulüne, genel kurulda alınan kararların iptaline ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında özetle; “TTK’nın 368. ve 381. maddeleri uyarınca, genel kurula çağrıda usulsüzlük bulunması halinde genel kurula bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkını verdiği, bunun yaptırımını yokluk olarak kabul etmediği, ancak 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesine göre bu hususun ancak iptal edilebilirlik nedeni olarak nitelendirilebileceği, buna göre öncelikle, toplantıya katılan davacının 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca usulüne uygun muhalefet şerhinin bulunup bulunmadığının tartışılıp değerlendirilmesi, bunun sonucuna göre toplantı nisabı ile, oy kullananların durumları ve tutanağın usulüne uygun olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak, yapılan yargılama sonunda, genel kurul toplantısına ilişkin hazirun cetveli getirtilerek, genel kurulda kimin ne şekilde vekaleten oy kullanıldığının belli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne genel kurul kararlarının iptaline karar verilmiş; hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, kooperatif genel kurulu kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiş ise de; bozma ilamında belirtilen hususlarda araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemece, yalnızca genel kurul hazirun cetveli getirtilmiş ve bozulan ilk kararda belirtilen hususlar tekrarlanmak suretiyle ana sözleşme hükümleri yanlış değerlendirilerek yine davanın reddine karar verilmiştir. Bu bağlamda, önceki bozma ilamında “TTK’nın 368. ve 381. maddeleri uyarınca,
genel kurul çağrı usulsüzlüğünün, bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkını vereceği, yaptırımının yokluk değil, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesine göre ancak iptal edilebilirlik nedeni olabileceği, buna göre davanın 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Somut olayda, dava dilekçesindeki anlatıma göre davacının genel kurula katıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, davacı tanıkları bunun aksini söylemişlerdir. Mahkemece, öncelikle bu hususun tartışılıp değerlendirilmesi gerekirken, dava dilekçesindeki anlatımın aksine hazirun cetvelinin incelenmesi ile yetinilerek, burada davacının imzasının bulunmaması nedeniyle genel kurula katılmadığının kabul edilmiş olması yerinde değildir. Ayrıca kararda hangi üyenin yerine vekaleten kimin oy kullandığının belli olmadığı gerekçesine dayanılmış ise de; bu hususların genel kurulca seçilen divan tarafından denetlenebilir olması, toplantıya katılanların kimliği ve vekaletnamelerin geçerliliğinin divan başkanlığı tarafından kontrol edilmesi gerektiğine göre, bu husustaki itirazların divana bildirilmesi gerekir. Ancak bu konularda genel kurulda usulsüzlük yapıldığı iddialarını kanıtlama yükümlülüğü iddia eden tarafa ait olup, gerektiğinde tanık dinletilebileceği gibi, mahkemece genel kurul tutanakları ile Bakanlık temsilcisi raporlarının asıllarının onaylı suretleri Ticaret Sicili Memurluğundan getirtilerek bu durumun denetlenmesi de mümkündür. Bunun yanında, kararın gerekçesinde; 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 29. maddesi hükmü kapsamında, “Çağrı usulsüz olsa bile karar alınabilir. Ancak bakanlık temsilcisi bulundurma hususunda gerekli işlemlerin yapılması gerekir.” hükmüne de yer verilmek suretiyle genel kurul öncesinde Bakanlık temsilcisinin çağrılmadığı gibi bir izlenim oluşturulmuş ise de, genel kurul tutanağında Bakanlık temsilcisinin imzaları bulunduğu gibi esasen davada bunun aksi de savunulmamıştır. Diğer yandan, çağrının ilanen yapıldığı savunulmuş olup, bu bağlamda 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 28. maddesi ile temsile ilişkin 24. maddesi de değerlendirilmemiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmuş olmakla lehine bozma kararı verilmiş olan taraf yararına usuli kazanılmış hak doğduğundan bozma ilamı ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi gereklidir. Bu durumda, mahkemece, önceki Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere, öncelikle davacının genel katılıp katılmadığının somut olarak açıklığa kavuşturulması, buna göre davada 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve dava açma hakkı bulunduğunun anlaşılması halinde ise davacı iddialarının yukarıda açıklanan ilkelere göre değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, sair nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 03.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.