YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/37665
KARAR NO : 2022/9152
KARAR TARİHİ : 06.12.2022
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarih ve 2021/18294 Esas, 2022/481 karar sayılı kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2022 tarih ve KD- 2022/109217 sayılı yazısı ile itiraz edilmekle, dosya ile birlikte, gönderilen mevcut evrak incelendi,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
I- İTİRAZIN KONUSU;
Esas numarası verilmek sureti ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.11.2021 tarih, BKD-2021/112422 sayılı, içtihatların birleştirilmesi konulu, “tebliğnamesiz” gönderme yazısı ile Daireye hitaben tanzim olunduğu ve içeriği itibariyle 2797 sayılı Kanunun 15 ve 45/1 maddelerince içtihat farklılıklarının giderilmesine yönelik olduğu da belirtilerek aidiyeti cihetiyle gönderilen, süreçte temyiz davalarının esastan reddi ile mahkumiyet hükümleri düzeltilerek onanan hükümlüler müdafisi Av. …’ün, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 04.12.2019 tarih, 2019/4606 E., 2019/7590 K., sayılı kararına ilişkin başvurusunu içerir 06.07.2021 tarihli dilekçesinin, “konusu”, “mahiyet ve içeriği” de dikkate alınarak, bu aşamada Dairece yapılacak bir işlem bulunmadığından, Yargıtay Kanunun 45/2. ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 14. maddeleri kapsamında gereğinin takdir ve tartışması için tevdiine dair verilen Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarih ve 2021/18294 Esas, 2022/481 karar sayılı kararına, hükümlü …’ın reddi hakim talebi konulu bila tarihli, hükümlüler Barış Yalçın ile …’in ise 16.06.2022 tarihli dilekçeleri ile yaptıkları itirazlar üzerine yapılan inceleme neticesi, ilk derece yargılamasında mahkumiyet hükmü veren Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının, uyuşmazlığa konu Dairenin tevdii kararında Yargıtay üyesi olarak görev alması nedeni ile 5271 sayılı CMK’nın 23. maddesine muhalefet edildiği değerlendirmesi ile kaldırılması hususunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2022 tarih ve KD-2022/109217 sayılı yazısı ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca hükümlüler lehine itirazda bulunulmuştur.
II- İTİRAZ NEDENLERİ;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.11.2022 tarih ve KD-2022/109217 sayılı yazısında belirtildiği şekli ile itiraz nedenleri;
“…İtiraza konu uyuşmazlık; Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 04.12.2019 tarih ve 2019/4606-7590 sayılı onama ilamına konu mahkumiyet hükümlerini veren Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi heyet başkanının, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07/02/2022 tarih ve 2021/18294-2022/481 sayılı kararını veren heyette üye olarak görev alması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 23. Maddesinin ihlal edilip edilmediğine ilişkindir.
Dairenizin 07/02/2022 tarih ve 2021/18294-2022/481 sayılı kararı, tevdii kararı niteliğinde olmakla birlikte, karar metninde “varsa içtihat farklılığı ya da birbirine uymayan kararların, maddi meseleye ilişkin olaysal değerlendirmelere değil ve fakat maddi meseleye dair hukuki görüşlere ait olduğunda kuşku bulunmadığı, aynı konuda ve aynı normlar uygulanmak suretiyle bile olsa delillerin farklılığından veya değerlendirilmesindeki farklılıktan kaynaklı, müşahhas olayın ve durumun özelliğine göre farklı sonuçlara varılmasının, Dairenin müstekar uygulamasından dönüldüğü anlamına gelmeyeceği, temyiz kararında meskut bırakılmayıp bilakis bahis ve münakaşa mevzuu ittihaz edilerek mucip sebepleriyle halledilmiş olan hususlara karşı yapılan itirazların da süreçte reddedilmesine nazaran, Dairenin muayyen bir mesele hakkındaki görüşünden tashih yolu ile rücu etmesi mümkün bulunmadığından,” ifadesine de yer verilmesi karşısında, karara ilk derece mahkemesi heyet başkanının katılmasının yüksek mahkemenin kanuna uygun şekilde teşekkül ettirilmemesi sonucunu doğuracak biçimde 5271 sayılı CMK’nın 23. maddesine muhalefet edildiği değerlendirilmiştir…” şeklinde belirtilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı açıklanan nedenlerle itirazın kabulü ile kararın kaldırılmasına, itiraz kabul edilmediği takdirde ise itiraz hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın CMK’nın 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdiine karar verilmesini istemiştir.
III- İTİRAZIN DEĞERLENDİRİLMESİ;
5271 sayılı CMK’nın 23. maddesinin birinci fıkrasında; “Bir karar veya hükme katılan hakim yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Maddenin gerekçesi belirtildiği şekli ile şöyledir;
“Madde, hakimi bazı yargısal işlemleri yapmaktan yasaklamaktadır. Maddede yer alan bu hüküm “kamu davasını açmakla ve bu husustaki işlemleri yürütmekle görevli olanlarla, hüküm mercileri arasındaki kesin ayrımın muhafaza edilmesine ilişkin ilkeyi vurgulamaktadır.
1412 sayılı Kanunun 22. maddesinde “hüküm”den söz edilmektedir. Bu maddeye ilişkin gerekçede bu sözcüğün hem hükmü, hem de kararı tanımlayan geniş anlamda kullanıldığı belirtilmiş olmakla birlikte, uygulamada tereddüt ve yanılgıya ortam bırakmamak için maddede “karar veya hüküm” denilerek her iki sözcüğe de yer verilmiştir.
Hakim, vermiş olduğu ve itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Toplanan delilleri
tartışıp suçun nitelendirilmesini yapmak suretiyle görevsizlik kararı veren hakim de yargılamayı yapacak yüksek görevli mahkemede görev alamaz.
Karşılaştırmalı Yargılama Hukukunda bu konu daha kapsamlı olarak ele alınmıştır: Genel ilke, hakimlerin önceden aynı işte soruşturmaya katılmamış olmalarıdır. Hakimlerin, bir işe müdahale ettiklerinde önceden bir fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak hakimin önce soruşturmasını veya bir soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır. Avrupa Usul Kanunlarında da benzeri hükümler yer almaktadır. Ancak, pratik nedenlerle ilkeyi ihlal eden kanunlar varsa da bu istisnalar Avrupa hukuklarında giderek gerilemektedir.”
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 11. maddesi, CMK’nın 23/2. maddesinin kapsam ve uygulanma alanını şu şekilde sınırlandırmıştır:
“Ceza Muhakemesi Kanununun 23’üncü maddesinin ikinci fıkrası, Kanunun 163. maddesi hükmü dışındaki hallerde uygulanmaz.”
Ceza yargılamasında işin esası hakkında karar veren ya da üst mahkemede hukuki denetim yapan hakimin, daha önce mesela soruşturma aşamasında verdiği karar ya da yaptığı işlemlerin, ön yargı veya ihsası rey kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, verilen karar ya da yapılan işlemlerin nitelik ve içeriğine göre belirlenecektir. Daha önce verilen karar, esasa ilişkin bir konunun ön kararı niteliğinde ya da sanığın/şüphelinin suçlu olup olmadığına ilişkin bir görüş, kanaat içermekte ise (İHAM Sainte-Marie/France 16.12.1992 t.12981/87sy) tarafsız mahkeme/hakim ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
Dairemizce de kabul edilen Ceza Genel Kurulunun 04.02.2014 tarih, 2013/1-538 Esas ve 2014/29 karar sayılı kararında da bu hususlar;
“Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hakimler tarafından icra edilmesini ve böylece hakimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamış, hakimin verdiği karar veya hükme karşı kanun yoluna müracaat edilmiş olması halinde, daha önce aynı konuda kanaat belirtilmiş olması nedeniyle yüksek görevli mahkemece bu hüküm ya da karara ilişkin olarak yapılacak incelemeye ve bu inceleme sonucunda verilecek karara katılamayacağını hüküm altına almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine göre; ” Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir”, Burada konumuz açısından üzerinde durulması gereken husus, “tarafsız bir mahkeme” ilkesidir. Bu anlamda, ceza yargılamasında, işin esası hakkında karar veren hakimin duruşma evresi tamamlanmadan önce davaya ilişkin başka roller üstlenip üstlenmediği hususu önem kazanmakta olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, bu aşamada verilen kararlarla “tarafsız mahkeme” ilkesinin zedelendiğine karar verilmektedir.
AİHM, hakimin duruşma öncesinde yapmış olduğu yüzeysel değerlendirmeleri ihlal kararı vermek açısından yeterli görmemekte, “duruşma hakiminin duruşmadan önce kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluşturup oluşturmadığı” kıstasından hareket etmektedir. (AİHM, Bulut – Avusturya Davası, 22.02.1996) Bununla birlikte, hakimin daha önce bazı tedbirlere başvurmuş veya işlemler yapmış olmasının, esasa ilişkin olarak önceden belirlenmiş bir görüşe ulaştığını peşinen göstermeyeceği kabul edilmektedir. (AİHM, Fey-Avusturya Davası, 24.02.1993)
Buna göre, usul kanunumuzdaki yasaklamanın “ilk derece mahkemesince verilen hükümlere” katılan hakimleri kapsadığında bir tereddüt yaşanmamakta ise de, “karardan” ne anlaşılması gerektiği üzerinde durmak gerekmektedir. Zira, AİHM kararları da nazara alındığında, yüksek görevli mahkemede görev yapma yasağının sadece önceki yargılama sırasında, “kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluştuğunu gösterir nitelikteki” kararlara katılan hakimleri kapsadığı kabul edilmelidir. Bunun dışında, hiçbir ayrım yapılmaksızın önceki yargılama sırasındaki hertürlü karara katılan hakimlerin, yüksek görevli mahkemede görev yapamayacağını söylemek ise düzenlemenin amacıyla bağdaşmamaktadır.” şeklinde belirtilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının Özel Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevini görmesi ve ayrıca kamuoyunun tatminine yönelik bir yönü de bulunmaktadır. (CGK’nun 07.02.2012 … ve 2011/2-297, 2012/22).
Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz … içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz (CMK madde 308/ 1). Yasada zikredilen ve itiraz yasa yolunun konusunu oluşturan kararın, temyiz davasına konu olmuş, hukuki uyuşmazlığı çözen bir mahkeme kararının hukuki denetimine ilişkin ve bağlayıcı bir Daire kararı olduğunda kuşku yoktur. Anılan yasanın 23. maddesinin de doğrudan yargılama sürecine taalluk ettiği de açıktır. İtiraza konu Daire kararının ise, bu nitelikleri haiz bir karar olmayıp ve fakat dairenin içtihatlarındaki farklılık iddia ve istifhamları ile ilgili görüş açıklamasından ibaret olduğu tartışmadan vareste olmakla birlikte; ilgililerin bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı bağlamında haksızlığa uğradıkları zehabına kapılmalarını önlemek ve hukuki belirsizliğe yol açabilecek tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla itirazın kabulüne karar verilmiştir.
IV-KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.02.2022 tarih ve 2021/18294 Esas, 2022/481 karar sayılı TEVDİİ kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.11.2021 tarih ve BKD- 2021/112422 sayılı yazısı ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.12.2019 tarih ve 2019/4606-7590 sayılı ilamı ile hükümlü, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, , …, … ve … adına Av. … tarafından Daireye hitaben yazılan 06.07.2021 tarihli dilekçe, içeriği itibariyle 2797 sayılı Kanunun 15. ve 45/1 maddeleri kapsamında içtihat farklılıklarının giderilmesine yönelik olduğu görülmekle, aidiyeti cihetiyle dosya ile birlikte mevcut evrak, Dairemize gönderilmiş olmakla ekli dilekçe incelendi,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ;
I-TALEP ve SÜREÇ;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi Yazı İşleri Müdürlüğüne hitaben tanzim olunan Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2021 tarih ve 2017/90 ceza dava dosyası sayılı yazısıyla, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … müdafii Av. …’ün “30.06.2021 tarihli karar düzeltme talebi konulu dilekçesine istinaden 2017/90 esas sayılı dosyanın kapsamlı olması nedeni ile iddianame, gerekçeli karar, sanıklara ait kesinleşme şerhleri, istinaf ilamı, Yargıtay ilamı ve Av. …’ün dilekçesini içerir dökumanların yer aldığı CD” ile sanıklara ait dosya muhteviyatlarını içerir, “24 adet aslı gibidir” onaylı dosya; karar düzeltme istemi nedeni ile hazırlanan “14.09.2019 tarihli dosya gönderme formu” ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Dosya içeriğinde bulunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar düzeltme kanun yoluna gidilmediğine dair yazılardan anlaşılacağı üzere, süreçte Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.12.2019 tarih, 2019/4606 Esas ve 2019/7590 Karar sayılı kararına itirazda bulundukları ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2020 tarih, KD-2020/43721 sayılı yazısı ile 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki sebep bulunmadığından, 11.07.2020 tarih ve KD-2020/48596 sayılı yazı ile de aynı dilekçelere bağlı itiraz taleplerinin 2020/43721 itiraz nolu dosya üzerinden karara bağlanmış olması nedeniyle mükerrirliğe mahal vermemek için itiraz işlem tesis edilmediği, itiraz kanun yoluna gidilmediği anlaşılan hükümlülerden, …, …, …, …, , …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ile ayrıca … vekili olduğunu belirten, bir kısmına yönelik vekaletnamelerinin de bulunduğu görülen Av. … tarafından, 30.06.2021
tanzim tarihli fakat UYAP sisteminden 06.07.2021 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesine hitaben oluşturularak, aynı tarihte Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen, konusunun “esas ve karar numarasını belirttiği kararın Dairenin diğer içtihatlarının sanıklar lehine emsal oluşturması karşısında düzeltilmesi ve sanıkların beraatine karar verilmesi isteğinden” ibaret olduğunu belirtir, özetle içeriğinde dava safahatinden bahsedilip, teoriye yönelik “stare decisis/içtihat uyumu” ilkesi açıklamak suretiyle sanıklarla benzer pozisyonda olan kişiler hakkında başkaca darbe dosyalarında verilen Daire kararlarına istinaden, darbe davalarındaki içtihat uyumsuzluğunun giderilmesi zorunluluğunun bulunduğu ve içtihat birliğini sağlamanın Yargıtay’ın görevi olduğunun belirtilmesi sureti ile sonuç kısmında belirtildiği şekli ile, “Dairenizin savunma tarafı olarak yukarıda yer alan görüşleri paylaşmaması ve talebimizi kabul etmemesi durumunda, ağır adaletsizlik durumunun son bulması adına karar verilmesi için, 2797 sayılı yasanın 15. maddesi uyarınca dilekçenin ve talebin Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi” istemini içerir dilekçe ibraz edilmiştir.
Söz konusu dilekçede özetle; darbe davalarındaki içtihat uyumsuzluğunun giderilmesi zorunluluğunun hasıl olduğu, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulundan Genelkurmay Başkanlığına giderek darbeye destek verdikleri iddiasıyla yargılanan ve suç tarihinde askeri öğrenci olan hükümlüler hakkında, Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/90 E., sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde TCK’nın 309. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 28.12.2018 tarih, 2018/1228 E., 2018/303 K., sayılı kararına yönelik yapılan temyiz davalarının esastan reddi ile onanmasına dair verilen Daire kararının, hükümlülerle benzer durumda olan yüz sanığın cezalarının bozulması karşısında onama kararı verilerek çelişkiye sebebiyet verilmesi; kararda askeri okul öğrencilerine yönelik belirtilen hukuki görüş ile onama kararı sonrasında yayımlanan ve kamu oyunda “Polatlı Topçu ve Füze Okulu/Polatlı Davası” olarak bilinen davaya yönelik verilen 08.03.2021 tarih, 2020/84 E., ve 2021/1909 K., sayılı karar ile ayrıca “TRT baskını kararı” olarak kamuoyunda bilinen davaya ilişkin verilen kararda askeri öğrenciler hakkında yapılan değerlendirmeler ve de gerekçelere nazaran Dairenin farklı bir içtihat geliştirmiş olması neticesinde ortaya çıkan durumun kamu oyu vicdanını yaralaması ve bu dosyalarda sanıklarla benzer pozisyonda olan, yaş, rütbe, konum ve tecrübe bakımından aynı hukuki ve maddi koşullarda bulunan astlar ve askeri öğrencilerin eylemlerinin TCK’nın 30/4 maddesi kapsamında değerlendirilerek, TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağına yönelik yaklaşım ortaya konularak içtihat geliştirmiş olduğunun görülmesi; bu davalarda ihdas edilen, kamu oyunda ve hukuk çevrelerinde takdirle karşılanan gerekçe ve yorumun maddi olgular ve de manevi durumları benzer olduğu halde yargılamaya konu davada esirgenmesinin hukuk güvenliğini ve yargının saygınlığını tehlikeye düşürmesi, ayrıca neden uygulanmadığı hususunun da açıklanamaması, hukuki izahının yapılamaması ve buna mukabil şayet yargılamaya konu olayın Genelkurmay Başkanlığında geçmesinin yahut karar tarihindeki koşulların ya da kararın erken ihdas edilmesi gibi nedenlerle değerlendirme yapılmış ise bu hususların farklılığa hukuki gerekçe kabul edilemeyeceği, dolayısıyla emirleri sorgulama imkanına sahip olmayan hükümlüler hakkında verilen karar ile belirtilen kararlar arasındaki çelişkiyi gidermek, hukuki istikrarı sağlamak ve topluma rehberlik etmek, yargısal tutarlılığı ve uyuşmazlığın tarafları arasındaki eşitliği ve buna uygun olacak şekilde işlem yapılmasını sağlamak için sonraki içtihatlar doğrultusunda terk edildiği açık olan ihdas edilen karardan dönülerek müvekkilleri ile ilgili sonraki içtihatlara uygun bir karar verilmesini; çelişkinin giderilmemesi, talebinin kabul edilmemesi veya görüşünün paylaşılmaması durumunda dilekçesinin ve talebinin 2797 sayılı Kanunun 15. maddesince Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesini talep etmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.11.2021 tarih ve BKD- 2021/112422 sayılı, “içtihatların birleştirilmesi” konulu yazısı ile 2797 sayılı Kanunun 15 ve 45/1 maddeleri kapsamında içtihat farklılıklarının giderilmesine yönelik dilekçe, dosya ile birlikte aidiyeti ciheti ile esas numarasına kayden gönderilmiştir.
II- HUKUKİ MEVZUAT;
İsteme dair mevzuat şöyledir;
2797 Sayılı Yargıtay Kanunu;
Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri
Madde 15
“Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri şunlardır:
1.Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek,
2. a) (Ek: 26/9/2004-5235/51 md.; Mülga: 20/11/2017-KHK-696/46 md.; Aynen kabul: 1/2/2018- 7079/41 md.)
b) Hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa,
c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa,
Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlamak,
3. (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/4 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/3 md.) İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılmak zorunda olan Başkan ve üyelerin belirlenmesine ilişkin esaslar, görüşmelerin gündemi, yönetimi, çalışma … ve saatleri, oylama ve karar, ön sorun ve öncelikle karara bağlanacak hususlar, kararın çıkmış sayılması, kanun hükümleri çerçevesinde Yargıtay İç Yönetmeliği ile düzenlenir.”
İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı
Madde 45;
“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.
İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.
İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır.
İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur.
İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.”
Yargıtay İç Yönetmeliği;
Kurulların çalışması
Madde -14;
“İçtihatların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, Birinci Başkanlık Kurulu kararına gerek olmaksızın ilgili kuruldan ister. Bu isteklerin gerekçeli bulunması ve giderilmesi istenilen aykırılığın niteliğini açıkça belirten özet içermesi zorunludur.
Birinci Başkanlık Kurulu, Yargıtay Kanununun 45. maddesinin 2. fıkrası hükmü uyarınca yapılan başvurmalar halinde ilgili kurul ve daire başkanlarından bu konudaki daire görüşlerini yazılı olarak bildirmelerini ister. İlgili kurul ve daire başkanları en geç iki ay içinde daire görüşünü bildirirler.
Görüşler alındıktan sonra Birinci Başkanlık Kurulu, kendi üyelerinden birini içtihatların birleştirilmesine gerek bulunup bulunmadığını incelemek ve en çok 15 … içinde raporunu vermek üzere görevlendirir.
Birinci Başkanlık Kurulu, yukarıdaki fıkrada sözü edilen rapor ve ilgili daire başkanlarının yazılı görüşlerini inceledikten sonra içtihatların birleştirilmesi yoluna gitmenin, gerekip gerekmediği hususunda kesin olarak karar verir.
Kurul, içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesini uygun gördüğü takdirde, daire başkan veya üyelerinden birini raportör olarak görevlendirir ve toplantı gününü belirler.”
III-HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE SONUÇ;
Belirtilen yasal mevzuat kapsamında bahse konu dilekçenin incelenmesi neticesinde; belirtildiği üzere aynı konuda ve aynı normlar uygulanmak suretiyle bile olsa delillerin farklılığından veya değerlendirilmesindeki farklılıktan kaynaklı, müşahhas olayın ve durumun özelliğine göre farklı sonuçlara varılmasının, Dairenin müstekar uygulamasından dönüldüğü anlamına gelmeyeceği, temyiz kararında meskut bırakılmayıp bilakis bahis ve münakaşa mevzuu ittihaz edilerek mucip sebepleriyle halledilmiş olan hususlara karşı yapılan itirazların da süreçte reddedilmesine nazaran, Dairenin muayyen bir mesele hakkındaki görüşünden tashih yolu ile rücu etmesi mümkün bulunmadığından, hükümlüler müdafii Av. … tarafından gönderilen dilekçenin “konusu”, mahiyeti ve içeriği ile İlk Derece Mahkemesince de karar düzeltme istemi değerlendirmesi ve formu ile gönderilmesi nedeni ile, öncelikli olarak istemin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.12.2019 tarih, 2019/4606 esas ve 2019/7590 karar sayılı kararına yönelik itiraz kapsamında değerlendirilmesi gerekliliğinin bulunması, sonrasında izah olunan nedenle bu aşamada Dairece yapılacak bir işlem bulunmadığından, Yargıtay Kanunun 45/2. ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 14. maddeleri kapsamında gereğinin takdir ve tartışması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına ait olmak üzere dosyanın tevdiine 06.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.