YARGITAY KARARI
DAİRE : 18. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3110
KARAR NO : 2009/3380
KARAR TARİHİ : 30.03.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz istemlerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
1-Davacılar vekili, dava dilekçesinde, kamulaştırılan taşınmaza takdir olunan bedelin yetersiz olduğundan ve gerçek değeri yansıtmadığından bahisle takdir edilen bedelin 4240 m2’lik bölüm için 5.000.000 TL/m2, 1727,60 m2’lik bölüm için 12.000.000 TL/m2 olarak tespit edilip, buna göre arttırılmasına karar verilmesi istenilmiştir. Yargılama aşamasında ise 16.5.2006 tarihli dilekçe ile davacılar vekili müddeabih miktarını ıslah ettiğini bildirip taşınmazın bedelinin paya isabet eden miktarının toplam 66.465,35 YTl arttırılmasını istemiştir. Mahkemece, davacılar vekilinin ıslah talebi de kabul edilip buna göre tahkikat ikmal edildikten sonra hüküm kurulmuştur.
Kamulaştırma Yasasının 14. maddesinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malın sahibinin yapılan tebligat gününden veya tebliğ yerine geçen ferağ tarihinden itibaren 30 gün içinde, takdir olunan bedel ile maddi hatalara karşı adli yargıda dava açılabileceği hükmüne yer verilmiş olup, bedele ilişkin olarak açılacak dava yönünden yasada öngörülen, hak düşürücü nitelikteki bu süre geçtikten sonra malikin artık bedel konusunda dava açma hakkı bulunmamaktadır.
Malikin dava hakkının bulunduğu hak düşürücü süre içerisinde bedel artırım davası açıldıktan sonra HUMK’nun 86 ve müteakip maddelerine dayanılarak müddeabihin artırılmasına yönelik ıslah isteme hakkı mevcut ise de, bu süre geçtikten sonra bedelin daha da artırılması gerektiğinden bahisle ayrı bir davaya da konu edilemeyecek olan ilave bedel için ıslah talebinde bulunulmasına yasal olanak yoktur. Başka bir deyişle, ıslah istendiği tarihte dava hakkı düşmüş ise, bu husus ıslah istemine konu edilemez.
Bu durumda, dosya kapsamındaki belgelere göre 30 günlük hak düşürücü süre geçtikten ve de davanın açıldığı 24.7.2002 tarihinden çok sonra 16.5.2006 tarihinde ıslah istenildiği gözetildiğinde yukarıda açıklanan nedenlerle davacıların ıslah isteminin reddi gerekirken kabul edilip, buna göre fazla değere hükmedilmesi,
./..
-2-
2009/3110-3380
2-Mahkemece, dava konusu taşınmazın arsa niteliği gözönünde tutularak bilirkişi kurulları oluşturulup yerinde inceleme yaptırılmış ise de düzenlenen birinci raporda incelenen arsa satışlarının emsal alınacak nitelikte olmadığı görüşüne yer verilerek, kamulaştırma bedeli –emsal satışlara göre değil- denetime elverişli olmayan ve yasada öngörülen yönteme uygun düşmeyen genel değerlendirmelerle tespit edilmiş bulunduğundan; ikinci raporda ise satış tarihi değerlendirme tarihinden sonra olan bir taşınmazın emsal alınması nedeniyle bu raporlara itibarla hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Şöyle ki;
Bilirkişi kurullarınca dava konusu taşınmazın yerinde inceleme yapılarak, 2942 Sayılı Yasanın 11. maddesinin (g) bendi uyarınca kamulaştırma (değerlendirme) tarihinden önceki özel amacı olmayan emsal arsa satışlarını esas alarak dava konusu taşınmaz malın satış değerini ve bu değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurları gözeten gerekçeli bir değerlendirmeye dayalı olarak taşınmaz malın değerinin tespiti gerekir.
Satışı emsal alınacak olan taşınmazın dava konusu taşınmazla aynı mevkii ve konumda ve aynı yüzölçümde olması, birbirine komşu ya da yakın mesafede bulunması, kamulaştırma (değerlendirme) gününe yakın tarihlerde satılmış olması zorunlu değildir. Buna göre dava konusu taşınmaza emsal alınabilecek nitelik ve özellikleri taşıyan emsal arsa satışlarının belirlenip bilirkişi kurullarınca bu emsal satışların esas alınması suretiyle yapılacak karşılaştırma ve değerlendirme sonunda dava konusu taşınmazın değeri tespit edilmelidir.
Emsalin satış fiyatına Devlet İstatistik Enstitüsü toptan eşya fiatları endeksi uygulanmak suretiyle değerlendirme tarihinde oluşan fiatları bulunduktan sonra dava konusu taşınmazla karşılaştırılıp incelenerek aradaki farklılıklar belirtilip üstün ve eksik yönleri açıklanmalı, bu nitelik ve farklılıkların taşınmazın değerine olan etkilerinin ne olduğu belirtilmeli ve bu suretle yapılacak karşılaştırma ile dava konusu taşınmazın değeri belirlenmelidir. İncelenen emsaller ile dava konusu taşınmazın imar düzenlemesi sonucu meydana gelen imar parselleri olup olmadığı da Tapu Sicil Müdürlüğü ve ilgili Belediye Başkanlıklarından sorularak incelenen emsal imar parseli olup da dava konusu taşınmazın bu nitelikte olmaması halinde dava konusu taşınmazın yapılacak karşılaştırma sonucu bulunacak değerinden İmar Yasası gereğince düzenleme ortaklık payına tekabül edecek oranda indirim yapılması gerektiği de dikkate alınmalıdır.
Bu saptamanın yapılmasında dikkate alınması gereken diğer bir unsur da dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların vergi beyan değerleri arasındaki orandır.
2942 Sayılı Yasanın 11.maddesinin (d) bendinde vergi beyanı, kıymet takdirinde gözönünde tutulması gereken esaslar arasında sayılmıştır. Bu tür nesnel öğeler sayesinde bilirkişilerin öznel değerlendirmelerini denetleme olanağı elde edilmiş olur. Bu nedenle dava konusu taşınmaz ve emsal alınan taşınmazların -değerlendirme tarihi itibariyle- bulundukları cadde veya sokak için belediyelerce emlak vergisine esas olmak üzere belirlenen asgari m2 fiyatları, ilgili belediyeden getirtilerek bu değerlere göre verilen m2 fiyatının mukayese edilmesi gerekir.
../…
-3-
2009/3110-3380
Emsalin ve dava konusu taşınmazın emlak vergisine esas değerlerinin birbirine oranı ile bilirkişi raporlarında emsal karşılaştırması sonucu değerlendirmeye esas alınan oran birbirinden fahiş ölçüde farklı ise, mahkemece bu farklılık ve çelişki bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak mutlaka giderilmelidir.
Mahkemece tarafların bildireceği ve/veya resen belirlenecek emsal kayıtlar Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtildikten sonra bilirkişi kurulundan yukarıda açıklanan esaslara uygun incelemeyi içeren ek rapor alınması gerektiğinin dikkate alınmaması,
Doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edenlerden davacı tarafa iadesine, 30.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.