YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5308
KARAR NO : 2022/8110
KARAR TARİHİ : 28.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.04.2014 gününde verilen dilekçe ile asıl davada ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen davada satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebi üzerine Yargıtay (kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 30.11.2020 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar … ile … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Asıl dava, ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil, bozma sonrası birleştirilen dava satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Asıl davada davacı, davacının 349 ada 3 parselde paydaş olduğunu, davalı … …’a ait 1/3 hissenin 28.10.2013 tarihinde davalı …’na satıldığını belirterek ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Birleştirilen davada davacı, dava konusu 349 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki davalı …’un hissesini 04.05.2006 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile, davalı …’un hissesini ise 28.12.2006 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, davalı …’nun bu durumu bilmesine rağmen hisseleri hile ile … …’a devredip daha sonra kendi adına tescilini sağladığını beyan ederek gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına dair verilen ilk hükmün Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 16.01.2017 tarih 2015/7295 Esas, 277 Karar sayılı ilamı ile “davacı tarafından HMK 119/b maddesindeki noksanlıkların yerine getirildiği, davanın esasına girilerek karar verilmesi gerektiği …” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair verilen ikinci hükmün Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 16.12.2019 tarih, 2019/ 847 Esas, 8734 Karar sayılı ilamı ile “… birleştirilen dosya hakkında bir karar verilmemesinin doğru görülmediği…” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak asıl davanın aktif husumet yokluğundan reddine, birleştirilen davanın davalı … yönünden zamanaşımı nedeniyle, diğer davalılar yönünden esastan reddine dair verilen üçüncü hükmün Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 07.04.2021 tarih 2021/271 Esas, 2550 Karar sayılı ilamı ile “… zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlediğinden söz edilemez. Hal böyle olunca davanın zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle reddine karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak asıl davanın aktif husumet yokluğundan reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre taraf vekillerinin asıl dava yönünden tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2) Taraf vekillerinin birleşen dava yönünden temyiz itirazların gelince;
6100 sayılı HMK’nın 297/2. maddesi gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 120/1. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satımı taahhüt edilen taşınmazın dava tarihindeki güncel değerinden ibaret olacağı kuşkusuzdur. (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun (temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın) mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Dava konusu somut olayda, mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalı … yönünden gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de davalı … adına kayıtlı payın, davalı …’dan devir yoluyla gelen pay oranında iptali ile davacı adına tesciline şekliden kurulan hükmün bu haliyle tapuda infazı mümkün değildir.
O halde mahkemece gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine konu payın yüzdelik oran ile belirlenerek tapuda infaza elverişli şekilde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; mahkemece satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında dava değerinin sözleşmeye konu taşınmazın dava açma tarihindeki değeri olduğu göz önüne alınarak tapu iptali ile tescil hükmü kurulan dava konusu taşınmazdaki … payının dava tarihindeki değeri tespit edilerek yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinin belirlenen değer üzerinden hesaplanması gerekirken …’nun dava konusu taşınmazdaki tüm payı üzerinden dava değerinin belirlenmesi ve yargılama gideri, harç ve vekalet ücretine bu değer üzerinden hükmedilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle (1) taraf vekillerinin asıl davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) taraf vekillerinin birleştirilen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
28.12.2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.