YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1477
KARAR NO : 2022/7810
KARAR TARİHİ : 19.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.06.2006 gününde verilen dilekçe ile tenkis talebi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davalının tercih … kullanması nedeniyle tenkis talebinin reddi ile tasarruf edilebilir kısmın davacıdan alınarak davalıya verilmesine dair verilen 10.12.2021 günlü hükmün Yargıtayca duruşmasız olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.12.2022 günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı olarak temyiz eden davacı vekili Av. … ile duruşmasız olarak temyiz eden davalı vekili Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildi. Açık duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I.DAVA
Davacı, mirasbırakan …’ın maliki olduğu 544 ada 5 parsel sayılı taşınmaz ile hesaplarındaki paralarını 27.05.2005 tarihli vasiyetname ile davalı eşi … lehine intifa … tesis etmek suretiyle diğer davalı …’na vasiyet ettiğini, saklı payına tecavüz edildiğini ileri sürerek tenkise karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davalı …’nın yargılama sırasında ölümüyle tek mirasçısının davacı olduğu gerekçesiyle davalı … yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı … Genel Müdürlüğü yönünden ise davacının saklı payının zedelendiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.11.2016 tarihli ilamında; davalı vasiyet alacaklısı vakıf vekili, Türk Medeni Kanunu’nun 564 üncü maddesi gereğince tercih hakkını 09.07.2009 tarihli dilekçesinde “para alma” şeklinde kullandığı, davalı vekilinin bu beyanının serbest irade ile yapılmadığı, iradeyi sakatlayan bir durumun varlığı da iddia ve ispatlanamadığına göre davalının başlangıçta kullandığı tercih … nazara alınarak bir hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalılardan … aleyhine açılan dava hususunda, davacı ile davalı sıfatının birleşmesinden dolayı bu davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalının tercih hakkını kullanması nedeniyle davacının tenkis talebinin reddi ile 112.393,97 TL’nin 09/07/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak, davalı vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmiştir.
B. Temyiz Nedenleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu vasiyetnamenin mirasçı atamayı içermesi nedeniyle TMK 564/2 nci maddesinin olaya uygulanmayacağını, yine tasarrufa konu malın bölünebilir olması nedeniyle de TMK 564 üncü maddesinin uygulanamayacağını, tenkis alacağına konu taşınmazın bedelinin karar tarihine en yakın bedeli üzerinden hesaplanmasına rağmen, bedelin tercih tarihi olan 09.07.2009’dan itibaren işleyecek faizi ile hüküm altına alındığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın karar tarihindeki değerinin esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafa icra takibi neticesinde ödenen miktarın da tenkis bedeline dahil edilmesi gerektiğini ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
B. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tenkis talebine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
1. Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul;miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanun’un 564 üncü maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenme kastının varlığından söz edilemez.
2. Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanun’un 565 inci maddesinin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanun’un 570 inci maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanun’un 561 inci maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563 üncü maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
3. Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m. 564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
4. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564 üncü maddedeki tercih … gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih … doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
3.Değerlendirme
1. Somut uyuşmazlıkta; dosya içerisinde bozma öncesi alınan 11.04.2008 havale tarihli bilirkişi raporunda tasarrufa konu 544 ada 5 parsel sayılı taşınmazın murisin ölüm tarihi olan 05.03.2006 tarihindeki değerinin 47.958,00 TL olarak hesaplandığı anlaşılmıştır. Ne var ki bozma sonrası alınan 27.12.2019 havale tarihli bilirkişi raporunda ise 544 ada 5 parsel sayılı taşınmazın murisin ölüm tarihi olan 05.03.2006 tarihindeki değerinin 30.775,28 TL olarak hesaplandığı görülmektedir. Bilirkişi raporlarındaki bu farklılık murisin net terekesi üzerinden saklı payı etkileyeceğinden, mahkemece bu çelişkinin giderilerek, taşınmazın murisin ölüm tarihindeki değerinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması için yeniden bilirkişi raporu alınması gerekirken, bu çelişkiye yönelik herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2. Öte yandan, TMK 564 üncü maddesinin uygulanabilmesi için tasarrufa konu malın bölünemezliğinin ortaya çıkması halinde olanaklıdır. Davaya konu taşınmazın bölünemez olduğu saptanmakla hakkında TMK 564 üncü maddesinin uygulanması doğru ise de diğer tasarruf konusu edilen bankalarda bulunan paraların bölünebilir olduğu kuşkusuzdur. Bu bakımdan bölünebilir nitelikteki paraların doğrudan saklı pay oranında tenkisine karar verilmesi gerekirken, TMK 564 üncü maddesinin uygulanarak sabit tenkis oranına dahil edilmek suretiyle tenkis hesabına gidilmesi de doğru görülmemiştir.
3. Ayrıca, 4721 sayılı TMK’nın 564 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında “tasarruf konusu malın vasiyet alacaklısında kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle verilmesi gereken, aksi halde tasarruf oranı içinde kalan kısmının karar günündeki değerinin para olarak ödetilmesine karar verilir” hükmü düzenlenmiştir. Bu bakımdan mahkemece usulüne uygun olarak murisin ölüm tarihindeki değerlere göre sabit tenkis oranını belirlenmesinden sonra, TMK 564 üncü maddesine göre taşınmazın karar tarihine en yakın bedeli saptanıp, süratle bu değerin sabit tenkis oranına çarpımı ile bulunacak değerin tasarruf içinde kalan kısmının ödetilmesine karar vermekle yetinilmesi gerekir. Ne var ki mahkemece hükme esas alınan 27.10.2021 tarihli bilirkişi raporunda terekenin tercih tarihindeki değerleri esas alınması suretiyle hesap edilmesi de doğru görülmemiştir.
4. Kabule göre de, davalı tercih hakkını “para alma” yönünde kullanmış olduğundan, mahkemece yapılması gereken iş davacının saklı payı dışında kalan miktarı usulüne uygun saptanmasından sonra bu miktarın davalıya nakden ödenmesine ve dava konusu taşınmazdaki muris adına olan kaydının tamamının davacı adına tesciline karar verilmesi gerekir. Bu yasal zorunluluğunun göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
5. Diğer yandan yine kabule göre; 4721 sayılı TMK’nın 564 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında hükmün açık düzenlemesi karşısında, hüküm altına alınan bedelin taşınmazın karar tarihine en yakın değeri belirlenerek hükmedilmesi gerekmesi nedeniyle, bedelin karar tarihinden itibaren muaccel hale geldiği düşünülerek karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekir. Yine bu hususun göz ardı edilerek hüküm altına alınan bedele tercih tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de doğru değildir.
VI.KARAR
Açıklanan nedenlerle;
Davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının KABULÜNE,
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti olan 8.400,00 TL’nin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
Yargıtay duruşma vekalet ücreti olan 8.400,00 TL’nin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
19.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.