YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4358
KARAR NO : 2022/6814
KARAR TARİHİ : 08.09.2022
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro Tespitine İtiraz
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, …., ilçesi ….,Mahallesi çalışma alanında bulunan 19 parsel sayılı 74.375,00 (uygulama kadastrosu sonucunda 101 ada 16 parsel sayılı 73.286,61 m2 yüz ölçümlü olarak) m2 yüz ölçümündeki taşınmaz, mütegayyip eşhastan metruken Hazineye intikal eden yerlerden olduğu belirtilerek 10.05.1953 tarihinde Hazine adına tespit edilmiş ve ….oğlu … ’ın itirazı kadastro komisyonu tarafından 04.09.2015 tarihinde reddedilmiştir.
Davacı …, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “davacı tarafa, babasından kaldığını ileri sürdüğü taşınmazın hangi nedenle adına tescilini talep ettiği hususu açıklattırılması, bundan sonra tespit tarihi olan 1953 yılından öncesine ait hava fotoğrafı bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunması halinde getirtilerek dosyanın ikmal edilmesinden sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı (taşınmazın tespit tarihinden öncesini bilebilecek yaşta), tarafsız ve yöreyi iyi bilen şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi, ziraat mühendisi bilirkişisi ile fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılması ve bu keşifte dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, zilyetliğin ilk olarak ne zaman başladığı, kimden kime kaldığı, taşınmazın kim tarafından, ne zamandan beri kullanıldığı, mütegayyip eşhastan intikal eden yerlerden olup olmadığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması, beyanlar arasında oluşacak çelişkilerin gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeye çalışılması, alınan beyanların komşu parsellerin tutanak ve dayanağı kayıtlarla denetlenmesi; ziraat mühendisi bilirkişisinden, çekişmeli taşınmazın önceki ve mevcut niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, taşınmaz öncesi itibariyle imar ve ihyaya konu edilecek yerlerden ise imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar – ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması; tespit tarihinden öncesine ait hava fotoğrafı bulunması halinde, hava fotoğrafları üzerinde jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, dava konusu taşınmazın hava fotoğraflarında gösterilmesinin istenilmesi ve taşınmazın tespitten önceki niteliğinin ne olduğunu ve arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten rapor alınması; belirtilen şekilde yapılan uygulama sonunda davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesinde öngörülen edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın reddine ve taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu parsellerin tutanağında her ne kadar aksi yazılı ise de mahalli bilirkişi beyanlarında envali metruk olmadığının bildirildiği, parsel bazında emvali metruke olduğuna ilişkin somut bir bilgi belge bulunmaması karşısında dava konusu taşınmazın enval-i metruke olarak kabul edilemeyeceği, bu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı, sınırları sabit olup genişlemeye elverişli olmamak suretiyle tespit tarihi itibariyle ekip biçmek suretiyle kullanıldığı, lakin davacının iddiası olan zilyetlik şartları değerlendirildiğinde ise, mahalli bilirkişiler ve davacının alınan beyanında dava konusu parsellerin kendisine babasından kaldığını, babasına ise dedesinden kaldığını beyan ettiği, böylelikle kadastro tespit tutanağında adı geçen kişiler ile akdi bir ilişkisinin olmadığının ortaya çıktığı, UYAP sisteminden ulaşılabilen nüfus kayıtlarından da anlaşılacağı üzere davacının babasının doğum tarihi ve kadastro tespit tarihi göz önüne alındığında ve işgalci olarak davacı ile akdi ve ırsi bir ilişkisi bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılan başka kişilerin yazıldığı ve bu kişilerin vergi ödemesi yaptığı arazi tahrir cetveli ile sabit olduğundan, kadastro tespit tarihine kadar süregelen bir zilyetliğin olmasının mümkün olmadığı, bu itibarla 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. Maddesinde belirtilen şartların kadastro tespit tarihi olan 1953 tarihi itibariyle gerçekleşmediğine kanaat getirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu karar dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; dosya içeriğine göre mahkemenin, taşınmazın emval-i metruke olmadığı gibi, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmayıp, tespit tarihi itibariyle ekip biçmek suretiyle kullanıldığı yönündeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; mahallinde yapılan 02.09.2020 tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler benzer beyanlarında, kadastro tespit tarihi olan 1953 tarihinden önce taşınmazı …’ın babasının, şu anda da kendisinin ekip biçmek suretiyle kullandığını, davacının babasına da kendi babasından kaldığını bildiklerini ifade etmişlerdir. Dosyada bulunan nüfus kaydına göre, davacının babasının …, dedesinin ise …., olduğu anlaşılmakta olup, kadastro tespit tutanağında fuzuli şagil olarak davacının 1980 yılında ölen amcası … oğlu… ‘ ın adının yazılmasının, davacının kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetliğinin tespiti açısından aleyhe bir karine oluşturduğundan söz edilemez. Öte yandan, kadastro tespitinin dayanağı olan 277 numaralı vergi kaydının bulunduğu tahrir cetvelinde, dava dışı … oğlu ….ve … oğlu…’in, dava konusu taşınmazın vergi mükellefleri oldukları anlaşılmakta olup, vergi kaydının mülkiyet belgesi olmadığı ve zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydının hukuken hüküm ifade etmeyeceği gözetildiğinde, tanık ve mahalli bilirkişilerin taşınmazın kullanımına ilişkin yukarıda zikredilen beyanları karşısında, dava dışı üçüncü kişilerin zilyetlikle birleşmeyen vergi kayıtlarının davacının zilyetlik süresinin kesilmesine sebep olmayacağı kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, dava yararına 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen kazanım şartlarının gerçekleşmiş olduğu değerlendirilerek, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine 08.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.