Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/4362 E. 2022/6768 K. 07.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4362
KARAR NO : 2022/6768
KARAR TARİHİ : 07.09.2022

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kadastro

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Mahkemenin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; “Davacıdan, çekişmeli taşınmazların murisinden kaldığını ileri sürmesine karşın hangi nedene dayalı olarak (taksim, satış, bağış vs.) adına tescil istediğinin sorulup saptanılmadığı, taşınmazın tespit tarihi 1953 tarihi olduğundan, zilyetlikle iktisap koşullarının bu tarihe göre belirlenmesi gerekli olup, dinlenen yerel bilirkişilerin yaşları itibari ile bu tarihe kadar davacı lehine iktisap koşullarının oluşup oluşmadığını bilebilecek durumda olmadıkları halde, bu tarihten öncesini bilebilecek yaşta mahalli bilirkişi bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, mahalli bilirkişi ve tanıkların taşınmazların ilk olarak ne zaman kulanılmaya başlandığı, ilk maliklerinin kim olduğu, üzerlerindeki zilyetliğin hangi tarihten beri, kim tarafından, hangi hukuki nedene dayalı olarak ve hangi tasarruflarla sürdürüldüğü hususlarındaki soyut nitelikteki beyanlarına itibar edildiği, taşınmazlardan 179 parsel sayılı taşınmazın sınırında dere bulunduğu halde jeolog bilirkişiden rapor alınmadığı, bir arazinin niteliğini ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarının incelenmesi olduğu halde tespitten öncesine ait hava fotoğrafı bulunup bulunmadığının araştırılmadığı ve bulunması halinde getirtilip incelenmediği, bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hüküm kurulamayacağı açıklanarak, Mahkemece öncelikle, davacı tarafa dedesinden kaldığını ileri sürdüğü taşınmazların hangi nedenle adına tescilini talep ettiği hususunun açıklattırılması; bundan sonra tespit tarihi olan 1953 yılından öncesine ait hava fotoğrafı bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunması halinde getirtilerek dosyanın ikmal edilmesi; daha sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı (taşınmazların tespit tarihinden öncesini bilebilecek yaşta), tarafsız ve yöreyi iyi bilen şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi, ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişileri ile fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılması ve yapılacak bu keşifte, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, üzerlerindeki zilyetliğin ilk olarak ne zaman başladığı, kimden kime kaldıkları, taşınmazların kim tarafından ve ne zamandan beri kullanıldıkları, mütegayyip eşhastan intikal eden yerlerden olup olmadıkları hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması; beyanlar arasında oluşacak çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmesine çalışılması; alınan beyanların komşu parsellerin tutanak ve dayanağı kayıtlar ile denetlenmesi; ziraat mühendisi bilirkişisinden, çekişmeli taşınmazların önceki ve mevcut niteliklerini, zirai durumlarını, üzerlerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmazların üzerlerindeki bitki örtüsünü, taşınmazlar öncesi itibariyle imar ve ihyaya konu edilecek yerlerden ise imar-ihyaya konu olmaya başladıkları ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir, taşınmazların değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması; tespit tarihinden öncesine ait hava fotoğrafı bulunması halinde hava fotoğrafları üzerinde jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine stereoskop aletiyle inceleme yaptırılarak, dava konusu taşınmazların hava fotoğraflarında gösterilmelerinin istenilmesi ve taşınmazların tespitten önceki niteliklerinin ne olduğunu ve arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten rapor alınması; belirtilen şekilde yapılan uygulama sonunda davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesinde öngörülen edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve bundan sonra toplanan toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın reddi ile çekişmeli eski 13 yeni 101 ada 23 ve eski 14 yeni 101 ada 22 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1. Mahkemenin 02.06.2016 tarih ve 2015/69 Esas, 2016/56 Karar sayılı kararıyla, çekişmeli 101 ada 22 parsel (eski 14 parsel ) sayılı taşınmaz yönünden verilen davanın reddine ve taşınmazın tespit gibi tesciline ilişkin hüküm davacı tarafından temyiz edilmediği ve böylelikle bu parsel hakkındaki hükmün davacı aleyhine kesinleştiği, daha önce kesinleşen hususların yeniden temyize konu edilemeyeceği ve temyiz incelemesine konu son kararla bu parsel yönünden davacının aleyhine yeni bir hukuki durum yaratılmadığı, bu nedenle davacının hükmü temyiz etmekte hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından, davacının 101 ada 22 parsel (eski 14 parsel ) sayılı taşınmaza ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Davacının, çekişmeli 101 ada 23 parsel (eski 12 parsel) sayılı taşınmaza ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Uygulama kadastrosu sonucunda 101 ada 23 parsel numarasıyla 18.224,00 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilen eski 13 parsel sayılı 18.875,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tesis kadastrosu sırasında mütegayyip eşhastan metruken Hazine’ye intikal eden yerlerden olduğu, taşınmazın aynı köyden … evlatları Bekir … ve … …’ın fuzuli tasarrufunda bulunduğu belirtilerek Hazine adına tespit edilmiş ve … kızı …’ın itirazı kadastro komisyonu tarafından 04.09.2015 tarihinde reddedilmiştir.
Davacı …, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak eldeki davayı açmış olup, dosya içeriğine göre, taşınmazın emval-i metrukeden olmadığı gibi devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden de olmadığı, sınırları sabit olup genişlemeye elverişli olmadığı ve tespit tarihi itibariyle ekip biçilmek suretiyle kullanıldığı yönündeki mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ne var ki, 02.09.2020 tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler beyanlarında, kadastro tespit tarihi olan 1953 tarihinden önce taşınmazı davacı …’ın babasının, şu anda da kendisinin ekip biçmek suretiyle kullandığını, taşınmazın davacı …’ın babasına da kendi babasından kaldığını bildiklerini beyan etmişlerdir. Dosyaya kazandırılan nüfus kaydında, davacının babasının … …, dedesinin ise … … olduğu görülmekte olup, mahalli bilirkişi beyanlarına göre davacının, kadastro tespit tutanağında fuzuli şagil olduğu belirtilen gösterilen … evladı … …’ın oğlu olduğu ve dava konusu taşınmazın da zilyedi olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, kadastro tespit tutanağında dava dışı üçüncü kişilerin dava konusu taşınmazın vergi mükellefleri oldukları anlaşılmakta ise de, vergi kaydının mülkiyet belgesi olmadığı ve zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydının hukuken hüküm ifade etmeyeceği gözetildiğinde, tanık ve mahalli bilirkişilerin taşınmazın kullanımına ilişkin yukarıda zikredilen beyanları karşısında, dava dışı üçüncü kişilerin zilyetlikle birleşmeyen vergi kayıtlarının davacının zilyetlik süresinin kesilmesine sebep olmayacağı kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, dava konusu 101 ada 23 (eski 12) parsel sayılı taşınmaz yönünden, davacı lehine 3402 Sayılı Kanun’un 14-17. maddelerinde düzenlenen zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacının çekişmeli 101 ada 22 parsel (eski 14 parsel) sayılı taşınmaza ilişkin temyiz talebinin REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile dava konusu 101 ada 23 (eski 12) parsel sayılı taşınmaz hakkındaki hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA; taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 07.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.