YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/860
KARAR NO : 2023/451
KARAR TARİHİ : 07.02.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1768 E., 2021/1535 K.
DAVA TARİHİ : 03.06.2015
HÜKÜM : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasındaki menfi tespit (ticari satımdan kaynaklanan) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraflar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile … ve Teknik Koleji/Projesi için tüm ekli çizimlere uygun ürünleri temin hususunda sözleşme imzalandığını, davalının edimini süresinde ve gereği gibi yerine getirmediğini, tespit dosyasında belirlenen eksik ve ayıplı işler bedeli ile borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmede belirlenen malzemelerin ve montaj hizmetinin eksiksiz ve çalışır vaziyette teslim edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; inşaat mühendisi, mimar, mobilya bilirkişileri eşliğinde mahallinde keşif icra edilmiş, eksik iş, açık ayıp ve gizli ayıp bulunup bulunmadığına dair rapor alındığını, keşif esnasında kapıların değiştirilmiş olduğu görülmüş ancak keşif gözleminde de belirtildiği üzere bazı kapıların üst kasa boşluğunda 15 cm boşluklar olduğu, kenarlarında poliüretan köpük ile doldurma yapıldığı görülmüş ve eksik pervaz ile kusurlu menteşe maliyetleri ile hata olan kapıların yenisiyle değiştirilme maliyeti hesaplandığını, dosya kapsamında bulunan 01/10/2014, 08/11/2014 eksik iş tutanakları ve 30/12/2014 tarihli kapılara ilişkin tutanak ile 2014/168 Değişik iş sayılı dosya ve 16/07/2014 tarihli sözleşme değerlendirildiğinde kapıların yanlış ölçü alınması sonucu hatalı takılması ile yenisiyle değiştirilme maliyeti hususu sözleşme ve eklerine göre yapılması gerektiği halde yapılmayan noksan bırakılan eksik iş tanımına uygun olup eksik işler yönünden iş sahibinin ihbar mükellefiyeti bulunmadığını;
Eserde dikkatli inceleme sonucu görülebilen anlaşılabilen bozukluklar kapsamında olan kusurlu pervaz ve menteşe değişimi maliyeti hususu ise açık ayıp niteliğinde olup açık ayıplar yönünden teslimden itibaren makul süre içerisinde muayenesinin yapılıp varsa ayıplarının ihbar edilmesi gerektiğini, davacının açık ayıp niteliğinde olan hususları işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir zaman süreci içinde davalı tarafa ihbar ettiği görüldüğü gerekçesi ile denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu kapsamında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 16/07/2014 tarihinde taşeron firma olan … Yapı Otomotiv Mobilya Ltd. Şti. ile müvekkil firma olan … … Eğitim ve Öğretim Hizmetleri A.Ş. arasında … Bilim Teknik Koleji için tüm ekli çizimlere uygun olarak ürün temini konusunda sözleşme imzalanmış olduğunu, firma ile yapılan sözleşme gereğince işin montaj başlama tarihi 10/08/2014 ve montaj bitiş tarihi 15/08/2015 olarak kararlaştırıldığı halde firma işi gerektiği gibi teslim etmemiş olduğunu, teslim edilen ürünler ise eksik ve hatalı teslim edilmiş olduğunu, müvekkilinin 01/10/2014 tarihinde, altında … … Home Bayisi olan … Yapı yetkilisi ve … Home yetkilisinin de imzasının bulunduğu tutanağı imzalamış olduklarını, işin gereği gibi yerine getirilmediği hususu davalı firma yetkilisince de kabul edilmiş ve eksikliklerin giderileceği yapılmayan teslimatların yapılacağı taahhüt edilmiş olduğunu, işin gereği gibi yerine getirilmemesi üzerine müvekkil şirketi ile davalı firma arasında sözleşmenin devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde olan 08/11/2014 tarihli protokol imzalanmış ve sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmeyen hususlarının tamamlanacağının taahhüt edilmiş olduğunu, ancak bu ek protokole rağmen yine davalı yükümlülüklerini yerine getirmemiş ve bunun üzerine … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmediğinin tespiti amacıyla 22/12/2014 tarihinde 2014/168 D.İş dosyasıyla dava açılmış olduğunu, açılmış bulunan davada alman ayrıntılı bilirkişi raporlarından sözleşmenin gereği gibi yerine getirilmediği ve yerine getirilmeyen kısımlar için müvekkili davacı kurumun uğradığı zararın miktarı olarak toplam 166.812,49 TL hesaplanmış olduğunu, davalı tarafın dosyaya sunmuş olduğu 30/12/2014 tarihli tutanakta imzası bulunan … … ve …, … … Özel Eğitim Hizmetleri A.Ş.’nin sigortalı çalışanı olup şirketin veya okul yönetiminin temsilcisi olmadığını, dosyaya sunulmuş olan evraklardan da anlaşılacağı üzere tutanak altında imzası bulunan şahısların çalışanlar olduğunu, dolayısıyla şirket adına temsil yetkisi olmayan kişilerce atılan imzanın hiç bir hukuki geçerliliği bulunmadığını, davalı taraf sırf bu borcundan kurtulmak amacıyla okul temsilcileri tarafından eksik veya ayıplı olduğu gerekçesiyle teslim alınmayan ürünlerin olaydan herhangi bir haberi bulunmayan kişilerce imza attırılmak suretiyle teslim edildi gibi göstermeye çalıştığını, böyle bir teslim asla gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyen teslimata ilişkin olarak yetkisiz kişilerce imza alınmış olduğunu, davalı tarafın, yapılan sözleşme ve sözleşmenin devamı niteliğindeki protokol ve eklerine aykırı davranarak borcunu ifa etmediğini, Bu durumun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki delil tespiti dosyasında alman bilirkişi raporları ile de sabit olduğunu, bu rapor esas alınarak hüküm kurulması gerekmekteyken mahkemece alman bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verilmiş olduğunu, mahkeme dosyasında alman bilirkişi raporunun baştan savma ve herhangi bir özen gösterilmeden hazırlanmış olduğunu, delil tespiti dosyasında alman bilirkişi raporunun çok daha kapsamlı ve ayrıntılı olması sebebiyle bu raporun esas alınması gerekirken hiçbir açıklama ve izahat içermeyen raporun hükme esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, bu dosyaya ilişkin olarak delil tespiti isteminin asıl sebebinin, teslim edildiği iddia edilen ürünlerin ve ayıplı bir şekilde teslim edilen ürünlerin okul gibi bir yerde kullanılıyor olmasından kaynaklı olarak sonraki tarihlerde yapılacak bir keşfin anlamsız olmasından kaynaklanmakta olduğunu, nitekim çok kısa bir süre sonra müvekkili tarafından kapıların çoğunun değiştirmek zorunda olduğunu, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, bilimsellikten uzak ve soyut olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişilerin eksik iş kavramının yanlış nitelendirdiklerini, eksik iş bulunmadığını, 30/12/2014 tarihli tutanakta “08/11/2014 tarihinde yapılan protokole istinaden Beşiri Özel … Bilim Teknik Mesleki ve Teknik Anadolu binasında bulunan tüm kapıların menteşe ve kilit değişim işlemleri tamamlanmış olup, kapılar tam, eksiksiz ve çalışır vaziyette teslim edilmiştir” ibaresinin yazılı olduğunu, tutanağı davacı tarafı temsilen … … ve … tarafından imzalandığını, eksik iş en basit tanımıyla yüklenicinin sözleşmeyle yapımını üstlendiği halde hiç yapmadığı iş olduğunu, eksik işin ayıplı işten ayrıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için eksik iş olduğu kabul edilse dahi kimse teslim aldığı ürünlerin eksik, kusurlu veya çalışmayan vaziyette teslim edilmesi halinde tam eksiksiz ve çalışır vaziyette aldığına dair her hangi bir tutanağı imzalamayacağı aşikar olup aksi gerçekleşecek bir durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağını, nitekim 30/12/2014 tarihli taraflarca imzalanan tutanağın yerel mahkemece göz ardı edilmiş ve hüküm kurmada dikkate alınmamış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın şirket adına temsil yetkisi olmayan kişilerce atılan imzanın hiç bir hukuki geçerliliği bulunmadığı yönündeki beyanının hükme esas alınmasının doğru olmadığını kararın bu beyan üzerine inşaa edildiğini, tarafları haklı iken haksız konuma itildiğini, TTK 371. maddeye göre temsile yetkili olanların 3. Kişilerle işletme konusu dışında yaptığı işlemlerin de şirketi bağlayacağı, bilirkişi raporunun gerçeği yansıtmadığını, biran için ayıplı işin varlığı kabul edilse dahili davacı yanın muayene yükümlülüğünü ve ayıp ihbarında buunması gereken süreyi kaçırdığını, TTK 23. maddeye göre malın ayıplı olduğu, teslim sırasında açıkça beli ise alıcının 2 gün içerisinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği, açıkça bellli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içerisinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içerisinde satıcaya ihbar ile yükümlü olduğunu, tüm bu nedenlerle kararın kaldırılması ile davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; toplanan delillere, kusur ve hasar raporuna, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re’sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1 -b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 470, 471, 474 ve 475 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince her ne kadar tespit dosyasındaki bedel kadar borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiğini belirtmiş ise de, dosya kapsamındaki imzalı tutanaklar ve bilirkişi raporundan tespit tarihinde belirlenen eksikliklerin bir kısmının giderildiği, rapordaki eksik ve ayıplı işlerin hesaplamasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.02.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir; yani, dava hakkı, hukuki yarar ile sınırlıdır. Yani, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır.
Hukuki yarar dava şartıdır. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Dava şartlarının bulunup bulunmadığı, hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hâkim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği üzere; dava, mahkemeden verilecek bir hükümle, bir iddia üzerinde hukuki korunmanın sağlanması dileğidir.
Davacının dava açmaktaki yararı, hukuki olmalıdır; ideal veya ekonomik yarar yalnız başına yeterli değildir. Davacı, hakkına kavuşmak için mahkemenin kararına muhtaç bulunmalıdır. Davacının dava açmaktaki hukuki yararının, korunmaya değer bir yarar olması gerekir. Hukuki yarar dava açıldığı anda var olmalıdır; ilerideki bir yarar yeterli değildir. Bu nedenle, muaccel olmayan alacak için dava açılamaz; açılırsa, dava hukuki yarar yokluğundan (usulden) reddedilir. Fakat bu durum, alacağın muaccel hale gelmesinden sonra yeniden dava edilmesine engel değildir. Öte yandan dava şartları, dava açılmasından hükmün verilmesine kadar var olmalıdır.
Dava ile erişilmek istenen amaç, aynı güvenle ve fakat daha basit bir yol ile gerçekleşebilecekse, o konuda dava açılmasında hukuki yarar yoktur.
Eğer borçluyu tehdit edebilecek tehlike nedeni ile borçlunun korunma ihtiyacı var ise «hukuki yarar» var demektir. Örneğin, davacı tarafından davalıya imzalanıp boş olarak verilen senedin, henüz davalı tarafından doldurulmamış, tahsile verilmemiş veya takibe konu yapılmamış olması halinde, bu senetle ilgili menfi tespit davası açılmasında davacının “hukuki menfaatinin” varlığından söz edilemez (19. HD. 27.11.1996. T. 4301/10567).
Somut olayda; davacı iş sahibi/yüklenici, davalı/taşeronla aralarında montaj işi sözleşmesi yaptıklarını, işin geç ve ayıplı yapıldığını belirterek 166.812, 49 TL borçlu olmadığının tespitini 03.06.2015 tarihinde talep etmiştir. Davalı ise, davacının menfi tespit davası açmada hukuki menfaatinin bulunmadığını öncelikle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddini talep etmiş; esas yönünden ise, işi zamanında ve sözleşmeye uygun olarak ve ayıpsız olarak teslim ettiğini davanın esas yönünden de reddini talep etmiştir. Mahkeme davayı kısmen kabul ederek davacının 27.980 TL borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir.
Dava konusu iş, 01.09.2014 tarihinde davacıya teslim edilmiş; davacı, 22.12.2014 tarihinde mahkemeden tespit talep etmiş ve bilirkişi raporu 9.4.2015 tarihinde davalıya tebliğ edilmiştir. Davacı, sözleşmenin feshiyle ilgili bir talepte bulunmaksızın, sözleşmede kararlaştırılan bedelin bir kısmından sorumlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmıştır.
Buna karşı davalı taşeronun, davacı hakkında bir icra takibi olmadığı gibi, dava konusu işle ilgili bedel isteme konusunda ihtarı, tehdidi veya tazyikinin olduğu iddia edilmemiştir.
Davalı, davacının bu davayı açmada hukuki menfaatinin bulunmadığını iddia ettiğine, davanın açıldığı tarihte ve sonrasında alacak talebi bulunmadığına, davacının TBK nın 474/2 tespit talebi kabul edildiğine, davacının ödeme nedeniyle istirdat iddiası ve talebi bulunmadığına ve davalının ileride iş bedelini talep edeceği davada davalı taraf tespit dosyasına da dayanarak ileri sürdüğü ayıpları o davada takas/mahsup defi olarak ileri sürme imkânı bulunduğuna göre dava tarihi itibariyle tehdit ve tazyik altında bulunmayan davacının menfi tespit davası açmada hukuki menfaati yoktur. Bu husus dava şartıdır. Yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Mahkemenin davayı hukuki menfaat yokluğu nedeniyle HMK nın114/1-h maddesi gereğince usulden reddedilmesi gerektiği belirtilerek bozulması gerekirken Sayın çoğunluğun onanmaya dair kararına muhalifim.