YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7415
KARAR NO : 2009/8441
KARAR TARİHİ : 15.12.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 15.12.2009 Salı günü taraflardan gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalıya ait olup müvekkili şirkete zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın davalı idaresinde bulunduğu sırada meydana gelen trafik kazasında araçta yolcu olarak bulunan …’ün vefaat ettiğini, mirasçılara poliçe limiti dahilinde ödeme yapıldığını,kazanın davalının alkollü olarak araç kullanması nedenyile meydana geldiğini ZMSS poliçe genel şartları gereğince rücu hakkının doğduğunu belirterek 74.411,63 YTL.sı tazminatın ödeme tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili idaresinde bulunan aracın havanın kar yağışlı olması nedeniyle kaza yaptığını, alkolün etkisi olmadığını, ölen şasın emniyet kemeri takmadığını ve kaza sırasında kendini dışarı atmak istemesi nedeniyle aracın altında kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kabulü İle; 74.411,63 YTL.sı tazıminatın 25.3.2008 ödeme tarihinden işleyecek avans faizi davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava zorunlu mali sorumluluk sigorta ilişkisinden kaynaklanan rücu davasıdır. Bu tür davalarda sigortacı zarar görene ödeme yaptıktan sonra sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Davacı davalı Yusuf Aslan adına kayıtlı aracın davacı şirket tarafından düzenlenen zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında ödediği tazminatın sigortalıdan tazminini talep etmiştir.
2918 sayılı KTK.nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. Maddesinde alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra konu ile ilgili olan “b-2” bendinde “alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. Maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde,yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten
sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasayağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. Maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uyulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Somut olayda, kazadan sonra sürücünün aldığı alkol oranının tespiti yapılmış, olay yeri görgü tespit tutanağında ve sürücü beyanında, yolun orman yolu olup karlı olduğu ifade edilmiştir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; aralarında nöroloji uzmanı doktor ve trafik konusunda uzman bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli, hava, yol durumu gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirilip, trafik kazasının münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da etkili olup olmadığının açıklığa kavuşturulması için ayıntılı gerekçeli denetime açık rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik in-
celeme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Davacı … sigortalısından zarar görenlere ödediği miktarı değil gerçek zararı talep edebilir. Bu nedenle zarar görenlerin gerçek zararının belirlenmesi için konusunda uzman aktüerya uzmanı bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, aktüerya uzmanından rapor alınmadan davacının ödediği miktara hükmedilmesi isabetli değildir.
3- Kabule göre de; Davalı vekili sigorta şirketi tarafından mirasçılarına ödeme yapılan …’ün araçta yolcu olarak bulunduğunu ölen kişinin araç sürücüsünün alkollü olduğunu bilerek araçta bulunduğunu ve emniyet kemeri takmadığı müterafik kusuru olduğu iddiasında bulunmuştur. Zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde BK’nun 44.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması hususunun tartışılmaması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve duruşmada vekille temsil olunmayan davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 15.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.