Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/3937 E. 2009/5858 K. 06.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/3937
KARAR NO : 2009/5858
KARAR TARİHİ : 06.04.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 28.03.2008 gün ve 2008/1319-4866 sayılı bozma kararında özetle: “Mahkemece yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Yasanın 713 ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde yazılı imar – ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; yörede 1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı niteliğiyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1972 yılında 766 Sayılı Kadastro Yasası yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 766 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.1972 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise … arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. 1939 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 Sayılı Yasa hükmü uyarınca 1939 yılında yapılan orman kadastrosu var ise de 4785 Sayılı Yasadan önce yapılan orman kadastrolarının taşınmazın orman olup olmadığını belirlemede yetersiz kalacağı, 4785 Sayılı Yasa ile bütün ormanların devletleştirildiği gözönünde bulundurulmalıdır.
Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Zilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman” olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle kabul yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğu” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 3116 Sayılı Yasaya göre 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 3302 Sayılı Yasaya göre 24.08.1990 tarihinde ilanı yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
1- İncelenen dosya kapsamına ve mahkemece hükmüne uyulan 28.03.2008 gün ve 2008/1319-4866 sayılı kesin bozma kararı gereğince işlem yapılarak davacıların tescil davalarının reddi yolunda hüküm kurulduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; tescil talep edilen ve 447, 381 ve 380 sayılı parsellerin batısında kalan taşınmazın yörede 1972 yılında yapılan arazi kadastrosunda 3116 Sayılı Yasaya göre 1939 yılında yapılan ilk tahditte orman olması nedeniyle orman olarak tapulama harici bırakıldığı, daha sonra 1988 yılında yapılan ve 24.08.1990 tarihinde 6 ay süreyle ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulamasında … ve orman bilirkişiler tarafından düzenlenen 10.05.2004 tarihli rapor ve krokide (E, F, G) bölümlerinin aplikasyon haritasına göre orman kadastro sınırları içerisinde yeşil alanda, (A, B, C, D) bölümlerinin ise; orman kadastro sınırları dışında … alanda kaldığı, orman kadastro sınırları dışında bırakılan (A, B, C, D) bölümlerin orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten dava tarihi olan 13.02.2002 tarihine kadar da 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi de geçmediğinden, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; davalı Hazine vekili 06.10.2004 tarihli oturumda davacı taraf davasını ispat edemediği takdirde taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Medeni Yasanın 713. Maddesinin 6. fıkrasında tescil davasında “davalılar ve itiraz edenlerin aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler” denilmiştir. Davalı Hazine bu hükme dayanarak dava konusu taşınmazların Hazine adına tescilini yazılı olarak isteyebileceği gibi yargılama tutanaklarına geçmek üzere sözlü olarak da ileri sürmesi mümkündür. Bu nedenle; taşınmazın keşifte belirlenen niteliği de gözönünde tutularak davalı Hazine vekilinin tescil istemi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişilerin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) Yukarıda ikinci bentte açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin (A, B, C, D) harfleriyle gösterilen taşınmazlara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 06/04/2009 günü oybirliği ile karar verildi.