Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/4077 E. 2009/5862 K. 06.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4077
KARAR NO : 2009/5862
KARAR TARİHİ : 06.04.2009

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

1956 yılında yapılan genel kadastroda tapulama dışı bırakılan alanlarda 1998 yılında yapılan kadastroda, … Köyü 1358 parsel sayılı 756,37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, … kagir ev niteliğiyle Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı … ve … çekişmeli taşınmazın zilyetliklerinde olduğu bu nedenle taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle adlarına tapuya tescili istemiyle, davacılar … ve arkadaşları ise, tapu kaydına dayanarak Hazine adına tespit gören … … Köyü, 1358 parsel sayılı taşınmazın tespitine itiraz etmişler, Hazine ise, … lehine verilmiş olan şerhin iptali istemiyle dava açmıştır .mahkemece dava dosyalarının birleştirilmesi sonucunda davacılar … ve …’ın davasının kabulüne, 1358 parsel sayılı taşınmazın (A) harfli 509,55 m2 bölümünün …, (B) harfli 246,82 m2 kesiminin ise, … adına tesciline, …’nun davasının feragat nedeni ile reddine, Hazine ile … ve arkadaşlarının davalarının reddine karar verilmiş, hüküm Hazine ile … ve arkadaşlarının temyizi üzerine 20. Hukuk Dairesinin 18/11/2003 tarih ve 2003/3710 -8355 sayılı kararı ile “davacılar … ve arkadaşlarının tüm temyiz itirazlarının reddine; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda 3116 Sayılı Yasaya göre 1942 yılında yapılan orman tahdidi ile 1744, 2896 ve 3302 Sayılı Yasalara göre yapılan çalışmalara ilişkin tutanak ve haritalar uygulanıp, dava konusu taşınmazın bu çalışmalara göre konumu tespit edilmediği ve 1956 yılında yapılan tapulama çalışmalarında fundalık ve çalılık olarak tespit dışı bırakıldığına göre, imar-ihya üzerinde durulmadığı, tespit bilirkişileri dinlenmediği, eksik araştırma ve incelemeye, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamayacağı” gereğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulü ile 1358 parsel sayılı taşınmazın (A) harfli 509,55 m2 bölümünün …, (B) harfli 246,82 m2 kesiminin ise, … Külahlı adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz ve tesbit tutanağının beyanlar hanesindeki zilyetlik şerhinin silinmesine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede dava tarihinden önce 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu vardır.Daha sonra 1744 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp 25/06/1981 tarihinde, itirazlı yerlerde 08/07/1982 tarihinde ilan edilen ilk tahdidin aplikasyonu ve 2. madde uygulaması ile; daha sonra 2896 Sayılı Yasaya göre yapılıp 15/08/1985 tarihinde ilan edilen ve yine 3402 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp 27/02/1989 tarihinde ilan edilen 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Mahkemece bu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu adlarına tescil kararı verilen gerçek kişilerin zilyetliğinde olduğu yararlarına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle, davaların kabulüne karar verilmişse de, gerek bozma kararlarından önce gerekse bozma kararlarından sonra yapılan keşiflerde elde edilen bilirkişi raporlarıyla çekişmeli 1358 sayılı parselin 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman tahditi dışında olduğu, 1956 yılında … köyünde yapılan genel kadastroda tapulama dışı bırakıldığı, eski tarihli haritalarda fundalık olarak görüldükleri, eylemli olarak funda ve maki elemanları ile kaplı olduğu, daha sonraki aplikasyon ve 2/B işlemlerine konu edilmediği, tarımda hiç kullanılmadığı, parselin kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışında bırakıldığı ve daha sonraki tarihlerde yapılan 2/B işlemlerine konu edilmediği, sınırlarında funda ve maki bitkileri bulunduğu bildirilmiş, bu taşınmazın eğimi eski tarihli haritalarda ne olarak nitelendirildiği saptanmadığı gibi, eğimi de teknik olarak hesap edilmemiştir. Bu nedenlerle çekişmeli parsel için yapılan araştırma ve inceleme yetersiz se de; aşıda açıklanan nedenlerle bu yetersizliğin sonuca etkisi yoktur.
Şöyle ki; çekişmeli taşınmaza komşu aynı nitelikteki dava dışı parsellerin de aynı nedene dayanılarak yine Hazine adına tesbit edildiği, yine aynı kişiler tarafından aynı nedene dayanılarak dava konusu edildiği, dayanılan tapu kayıtlarının temessük kaydı olduğu, iddia konusu taşınmazları kapsamadığı ve bu taşınmazların zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olmadığı yönünde, aynı gerçek kişiler ile Hazine arasında, Hazine yararına kesin hükümler oluştuğu gibi(örneğin komşu 1334 sayılı parselin Hazine adına tesbitine … ve arkadaşlarının tapuya ve zilyetliği dayanarak itiraz ettikleri, mahkemece dayanılan 1294 tarih ve 827 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında olmadığı ve bu kaydın temessük kaydı olduğu, zilyetlikle birleşmediği taktirde hüküm ifade etmeyeceği, 1334 sayılı parselin fundalık olduğu ve zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olmadığı gerekçesiyle Hazine adına tesciline ilişkin … Kadastro Mahkemesinin 22.11.2000 gün 1999/127-89 sayılı kararı, davacı gerçek kişilerin temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26.09.2004 gün ve 2004/5950-6949 sayılı kararı ile onandıktan sonra kesinleşmiştir.), çekişmeli parselin bulunduğu … köyünde genel arazi kadastrosunun 1956 yılında 5602 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğü sırasında yapıldığı, kadastro sırasında taşınmazın tesbit dışı bırakıldığının tartışmasız olduğu, burada kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi vasıfla tesbit dışı bırakıldığının halledilmesi gerektiği, Tapu ve Kadastro müdürlüklerince çekişmeli parselin 1956 yılında yapılan genel kadastroda, hangi nitelikte tapulama dışı bırakıldığının bilinmediği bildirilmişse de, dosya içine getirtilen 1956 yılı genel kadastrosunda tutanağı düzenlenen komşu parsel kayıtları ve krokilerine göre çekişmeli parselin işaretlendiği yerlerin fundalık olarak yazılmak suretiyle tapulama dışı bırakıldıkları, esasen 1942 yılı orman kadastrosunda orman olarak belirlenen alanlar ile bütünlük içinde ve orman ile köy toplu … alanları arasında şerit halinde, tampon bölgede yer aldığı,
3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1956 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla, bu taşınmazın Güneyinde bulunan arazi
bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, yörede ilk orman kadastrosunun 1942 yılında yapıldığı, daha sonra 1744 sayılı yasa döneminde ve 2896 Sayılı Yasa döneminde aplikasyon ve 2/B işlemi yapılmışsa da … bir orman kadastrosu yapılmadığı, 1942 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman kadastrosunda sadece devlet ormanlarının sınırlandığı, bu çalışmada üretilen tutanak ve haritaların uygulanması suretiyle 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre devlet ormanı niteliğiyle sınırlanan ormanların belirlenebileceği, 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre devletleşen ormanların saptanamayacağı, bu nedenle çekişmeli parselin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukuki durumunun 4785 ve 5658 sayılı yasa hükümlerine göre saptanacağı, çekişmeli parselin 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre devletleşen yerlerden olup olmadığının eski tarihli haritalar ve … fotoğrafları uygulanarak belirlenebileceği, somut olayda çekişmeli parselin eski tarihli haritalarda açık alanda kaldığı saptanmış ise de bu alanda orman ağacı işaretlerinin bulunduğu ,bunun Orman Yönetimi tarafından dosyasına gönderilen memleket haritalarında çıplak gözle bile görülebildiği ve etrafının tamamen makilik olduğu, bu açık alanın etrafının da maki ve fundalık nitelikteki devlet ormanı ile kaplı olduğu, bu nedenlerle, 4785 sayılı yasa hükümleri gözetilerek henüz orman kadastrosunun yapılmayan çekişmeli parselin, orman alanları ve toplu … alanlarına göre konumu, orman ile arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında, davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de 1956 yılındaki genel kadastroda orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazların öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar-ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazın davacılara satış ile intikal … davacılar tarafından 30-40 yıldır kullanıldığını ifade etmişler ise de; bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, çekişmeli 1358 sayılı parselin memleket haritasında işaretlendiği yer açık görülse de çevresinin tamamen 1956 tarihli memleket haritasında çalılık olarak nitelenmesi nedeniyle, taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesinin “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, sayılı toprağı ile birlikte orman olan çekişmeli parsellerin zilyetlikle iktisabının da mümkün olmadığı(Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2002 gün ve 2002/8-183-18712.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 Sayılı kararları aynı yöndedir.), 02.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4999 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 7. Madde 1. fıkrası “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanların, hususi ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti ile 2 nci madde uygulamaları ile ilgili olarak kadastrosu kesinleşmiş yerlerde tespit edilen fenni hataların düzeltilmesi işleri orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” Hükmünün getirildiği, bu hükümle orman kadastro komisyonlarına daha önce sınırlaması yapılmış olup da her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların kadastrosunu yapma görev ve yetkisinin verildiği, 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan 6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmelik’in 10. maddesinin a bendinde de orman kadastro komisyonlarının aynı görev ve yetkisi tekrarlandıktan sonra 26/h Maddesinde “Her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar,” ın devlet ormanı olarak sınırlandırılacağının öngörüldüğü, bu şekilde çekişmeli parsel ilerde yapılacak bir orman kadastrosunda orman olarak sınırlandırılabileceği yada Hazine tarafından orman olarak kullanılmak üzere Orman Yönetimine tahsis edilebileceği, orman sayılan yerlerin tapu yada kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği, kaldı ki çekişmeli parselin eylemli yapıları ve bitki örtüleri itibariyle, zilyetlikle edinilecek yerlerden olmadığı, tutanaklarının düzenlendiği güne kadar zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının da adlarına tescil kararı verilen kişiler yararına oluşmadığı, çekişmeli parsel ile aynı konuda ve birbirinin devamı durumunda olan 1322 ila 1368 sayılı parsellerin tümü 1956 yılında … Köyünde yapılan genel kadastro sırasında bitişikteki 1942 yılında orman kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlet ormanlarıyla birlikte paftası üzerine fundalık yazılmak suretiyle tespit harici bırakıldığı, 1989 yılında 1942 yılı orman kadastrosunun aplikasyonu sırasında 1322 ila 1368 sayılı parsellerin bulunduğu yerin orman sınırı dışında gösterilmesi nedeniyle 1998 yılında yapılan ek kadastroda bu parsellerin Hazine adına tespitlerinin yapıldığı ve kişiler tarafından tümüne dava açıldığı, yukarıda izah edildiği gibi kesinleşen orman kadastrosu ve haritalarının uygulanmayıp sadece aplikasyon haritalarının uygulandığı aplikasyonla orman sınırlarının daraltılması nedeniyle bu parsellerin orman dışında gösterildiğinin 1942 yılı orman kadastro sınırı ile 1956 yılı arazi kadastro paftasında … alanları arasında bırakılan tampon bölge bırakılması nedeniyle 1998 yılında çekişmeli parsellerin tespitlerinin yapıldığı, 1322 ila 1368 sayılı parsellerin tümüne temessük kayıtlarına dayanılarnak … ve … ve arkadaşlarının ve yine aynı parsellere diğer birçok kişinin de zilyetliğe dayanılarak dava açtığı, …, … ve arkadaşlarının dayandığı kayıtların taşınmazlara uymadığından ve diğer kişilerin de zilyetliklerinin 1990 yılından sonra başladığı ve 1956, 1976 ve 1995 tarihli memleket haritalarında dahi bu parsellerin bulunduğu yerlerin fundalık ve çalılık görünmesi nedeniyle zilyetlik koşullarının oluşmaması nedeniyle diğer kişi davalırının da reddedilip bir kısmının orman niteliğiyle Hazine, bir kısmının da hali hazır nitelikleriyle Hazine adına tesciline dair verilen kararların onandığı (örneğin mahkemenin 2008/2 sayılı dosyasında dava konusu olan 1337 ila 1354 sayılı parsellerin orman olarak tesciline ilişkin kararların Dairenin 04.03.2009 gün 2008/14636-3624 sayılı kararı ile onandığı, yine mahkemenin 1999/127 sayılı dosyasında davaya konu 1334 sayılı parselin Hazine adına tesciline ilişkin karar Dairenin 29.06.2004 gün ve 2004/5950 – 6949 sayılı kararı ile onanıp kesinleştiği, yine mahkemenin 2002/7 sayılı dosyasında davaya konu olan … Köyü 1329, 1330, 1332 sayılı parsellerin kişiler adına tesciline ilişkin kararın, Dairenin 16.10.2008 gün ve 2008/12417-13163 sayılı kararıyla taşınmazların zilyetlikle kazanılmaya elverişli yerlerden olmadığından kişilerin davasının reddine karar verilmesine işaret edilerek kesin olarak bozulduğu yine mahkemenin 2004/10 sayılı dosyasında dava konusu edilen … Köyü 1357 sayılı parselin kişi adına tesciline ilişkin kararın Dairenin 27.03.2009 gün 2008/17385-5230 sayılı kararı ile taşınmazın öncesinin orman olduğu ve zilyetlikle kazanılamayacağından kişinin davasının reddine, Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesine değinilerek hükmün kesin olarak bozulduğu,) gözetilerek, gerçek kişilerin davalarının tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 06/04/2009 günü oybirliği ile karar verildi.