YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/9162
KARAR NO : 2006/12386
KARAR TARİHİ : 27.12.2006
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının, Dairemiz bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, davacıların dava konusu icra takibi nedeniyle davalılara borçlu olmadıklarının tesbitine, tarafların tazminat taleplerinin reddine ilişkin hüküm, davalılar vekilinin duruşmalı temyizi üzerine Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucu onanmış, 3.4.2006 tarih, 2005/10582 E, 2006/3417 K. sayılı Dairemiz onama kararına karşı davalılar vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuş, karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR
1-Davalılar vekili, Dairemize hitaben verdiği 9.10.2006 havale tarihli dilekçesiyle Başkan ve iki üye hakkında reddi hakim talebinde bulunmuştur.
Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu’nun 27.10.1993 gün, 249/281 sayılı kararında da belirtildiği gibi; 8.2.1993 gününde yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 39. maddesinin 3. fıkrasıyla “Dairelerin veya Genel Kurulların Başkan ve Üyelerinin reddolunabileceği” hükmü getirilmiş ve hemen arkasından ikinci cümlesinde “red istemlerinin reddedilen başkan ve üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek karara bağlanacağı” açıkça vurgulanmıştır. Son cümlede ise “Daire ve Kurulların toplantılarını engelleyen toplu red istemleri dinlenmez” hükmüne yer verillmiştir.
Bu hükümlerin, reddi inceleyecek mercii ve yapılacak işlemi belirtme yönünden özel görev hükümleri olduğunda kuşku yoktur.
Yasa koyucu, sevk ettiği özel hükümlerle Yargıtay Daire Başkan ve üyelerinin red istemleri konusunda yeni bir düzenleme getirmiş; dairelerin ve genel kurulların toplantılarını engelleyecek nitelikteki red istemlerini “toplu red” olarak niteleyerek bu tür red istemlerinin dinlenemeyeceğini de açıkça belirtmiştir.
İnceleme konusu olayda; görülmekte olan davanın karar düzeltme aşamasında davalılar vekilinin Daire Başkanı ve onama ilamında imzası bulunan iki üyesini reddettiği anlaşılmaktadır.Başkan ve üyelerin isimleri belirtilerek de olsa dairenin çalışmasını engelleyecek “toplu red” istemlerinin dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay Kanunu’nun 39. maddesinin açık hükmü karşısında, davalılar vekilinin istemi “toplu red”niteliğinde olduğundan incelenmesi ve karara bağlanması görevi Başkan ve üyeleri reddedilen Daireye aittir. (Bakınız,Yarg.HGK.22.6.2005 tarih, 2005/2-2,Yarg.HGK. 27.4.2005 tarih, 2005/1-1, Yarg. HGK.24.10.2001 tarih, 2001/1-1, Yarg. HGK. 8.10.1997 tarih, 1997/1-1,Yarg. 11.HD.21.12.2004 tarih, 2004/13235-12651, Yarg.1.HD.19.2.2001 tarih, 2001/1874-1912 sayılı kararları).
Açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin toplu red isteminin reddine karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
2-İşin esasına gelince;
Dava menfi tespit istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davaya temel alınan icra takibine konu borcun 14.10.1999 tarihli protokol ile verilen dört adet bononun vadelerinde ödenmesi suretiyle sona erip ermediği ve davacıların borçlu olmadıkları bir parayı icra dosyasına mükerrer olarak ödemek zorunda kalıp kalmadıkları noktasında toplanmaktadır.
Davacılar, takip konusu borcun, anılan protokol gereğince verilen bonolar karşılığında ödendiğini iddia etmiş, davalılar ise 14.10.1999 tarihli protokole bağlanan alacağın ayrı nedenlere dayalı olduğunu savunmuştur.
Yerel mahkemenin 17.10.2002 tarih 2001/402 E,2002/576 K. sayılı kararıyla 14.10.1999 tarihli protokole konu olan bonolarla yapılan ödemelerin ayrı bir borç ilişkisi nedeniyle verildiği yönündeki savunmanın davalılarca kanıtlanamadığı, bu ödemelerin davaya konu takip dosyasındaki borç nedeniyle yapılmış olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiş, davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin bu karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 5.12.2003 tarih, 2003/612 E, 2003/12235 K. sayılı kararıyla bozulmuş, davalılar vekilinin karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir.
Böylece 14.10.1999 tarihli protokole konu bonolarla yapılan ödemelerin davaya temel alınan takip dosyasındaki borca yönelik ödemeler olduğu hususu kesinleşmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için bonolarla yapılan ödemeler ile takip konusu borcun karşılaştırılması gerekmiştir.
Takibe konu edilen borç miktarı 42.867.021.975. TL.dir Davalılar vekilinin 7.5.2002 tarihli “beyanlarını içeren”dilekçesinde de açıkça kabul ettiği gibi protokole konu dört adet bono karşılığı ödenen miktar ise 49.248.062.000. TL.dir.
Dairemizin hükmüne uyulan 5.12.2003 tarihli son bozma kararında özetle; “Davalıların 14.10.1999 tarihli protokole konu bonolarla yapılan ödemelerin ayrı bir borç ilişkisiyle ilgili olduğunu kanıtlayamadıkları, yapılan ödemeler de gözetilerek dava tarihi itibariyle mevcut borcun tesbiti için alınan asıl ve ek bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya yeterli olmadığı, temerrüt tarihinin saptanmasında da hataya düşüldüğü, mahkemece bu yönler gözetilmeden yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının bozmayı gerektirdiği” belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi anılan bozma kararı, dava tarihi itibariyle mevcut borcun tesbiti için alınan asıl ve ek raporların hüküm kurmaya yeterli olmadığı gerekçesiyle bu konuda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması ve temerrüt tarihi olarak takip tarihinin esas alınması gerektiği yönündedir. Başka bir ifadeyle Dairemiz bozma kararı, karar düzeltme dilekçesinde iddia edildiği gibi sadece temerrüt tarihinin belirlenmesi konusuyla sınırlı değildir.
Mahkemece Dairemiz bozma kararına uyulmuş ve bozma kararı doğrultusunda yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu davacıların dava tarihi itibariyle taraflar arasında düzenlenen protokol gereğince verilen senetlerle davalılara takip konusu borçtan daha fazla ödeme yaptıkları ve böylece borçlu olmadıkları saptanmıştır.
Buna rağmen davacıların yargılama sırasında anılan borcu takip sebebiyle icra dosyasına mükerrer olarak ödemek zorunda kaldıkları icra dosyası içeriği ile dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından İİK.nun 72/7. maddesi uyarınca dava istirdada dönüşmüş olup, mahkemece Dairemiz bozma kararına uyularak yapılan araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik görülmemiştir.
Bu nedenlerle ve Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre HUMK.nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin toplu red isteminin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK:nun 442.maddesi gereğince reddine, 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK.nun 442/3. maddesi uyarınca takdiren 137.00 YTL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye irat kaydedilmesine, 27.12.2006 tarihinde oybirlilğiyle karar verildi.