YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/13959
KARAR NO : 2022/16939
KARAR TARİHİ : 29.12.2022
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :
Dava, sigorta primine esas kazanç tutarının belirlenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada mahkemenin davanın kabulüne dair 29.03.2016 tarihli kararı, Dairemize devredilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 15.02.2018 tarih ve 2016/10649 Esas, 2018/1287 Karar sayılı ilamı ile; “Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan davacının sicil dosyası ile işyerine ilişkin dönem bordrolarını getirtmek, davacının hizmet cetvelinde 2003 yılından önce gözüken işyeri kayıtları getirtilerek davalı işyerine ait olup olmadığı hususları tespit edilmeli, giderek işyerinin kapsam ve kapasitesini belirlemek, işyerinden imzalı ücret bordrosu var ise getirtmek, gerektiğinde işverenin bordrolarında kayıtlı diğer işçilerin beyanına başvurmak, işverenin yaptığı bildirimler ile çalışan işçilerin niteliklerini de karşılaştırarak, işverenin çalıştırdığı işçilerin kıdem ve pozisyonuna göre gerçek ücreti üzerinden bildirilip bildirilmediği üzerinde durmak, davacının bildirilen ücret ile çalışması olağan olmayan nitelikli bir işçi olup olmadığını, nitelikli bir işte çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek, bildirilen ücretle çalışmasının olağan olmadığı belirlendiği takdirde, işverenin aynı pozisyondaki işçilere ödediği ücretlerin gerçeğe uygun olup olmadığını değerlendirmek, bu bildirimlerin gerçeğe uygun olduğunun belirlenmesi halinde, bu ücretleri esas almak, aksi takdirde benzer işi yapan işyerlerinden, gerektiğinde ilgili meslek odasından ve Türkiye İstatistik Enstitüsü’nden emsal ücret araştırması yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermek” gerektiği belirtilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
Ayrıntıları Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 günlü ve 2015/10-3241 Esas, 2019/1325 K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere; mahkemece bozmaya uyulması sonucu artık bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemece tarafların beyanlarının alınıp bozmaya uyulmasına da karar verildikten sonra yapılacak iş; bozma gereklerinin yerine getirilmesi olmalıdır. Zira mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olur.
Hukuk Genel Kurulu’nun 18.10.1989 gün 541-534, 21.2.1990 gün 10-117; 7.10.1990 gün 439-562; 19.2.1992 gün 635-82; 23.2.1994 gün 936-94; 03.03.2010 gün ve 2010/12-81-118; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E. 2006/573 K; 15.10.2008 gün ve 2008/19-624 E. 2008/632 K ile 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E. 2010/87 K. sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Eldeki davada ise Dairemize devredilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 15.02.2018 tarih ve 2016/10649 Esas, 2018/1287 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonrasında mahkemece, dinlenilen taraf ve tanık beyanları ile işyeri kayıtları dikkate alınarak 26.01.2021 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiş, davalı Kurumun temyiz talebi üzerine bu defa Dairemizin 30.09.2021 tarih ve 2021/4862 Esas, 2021/11391 Karar sayılı ilamı ile “dosya içeriğinde bulunan ve davalı iş yerinden sunulan ücret bordroları dışında varsa başka ücret bordroları da celp edilerek, var olan imzalı ücret bordrolarındaki imzaların kendisine ait olup olmadığı ve/veya anılan belgelerin hile, hata veya manevi baskı altında imzalanıp imzalanmadığı hususlarında davacı tarafın beyanı alınmalı, imzanın kendisine ait olmadığı yönünde beyanda bulunması halinde imza incelemesi yaptırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi” gerekliliğine işaret edilerek kararın bozulmasına karar verilmiş ise de; bozma gereklerinin yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir.
Mahkemece, uyulan ilk bozma ilamı doğrultusunda sigorta primine esas kazanç tutarı konusunda öngörülen yönteme uygun inceleme ve araştırma yapılarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması üzerine 30.09.2021 tarihinde yeniden verilen bozma ilamı sonrasında mahkemece “davalı tarafça sunulan belgelere karşılık davacı tarafça ibraz edilen herhangi bir belgenin olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, Dairemize devredilen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 15.02.2018 tarihli ilamının davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturacağı dikkate alınarak mahkemece yapılacak iş; davacının davalı işveren tarafından dosyaya ibraz olunan 1990-1994 yılları arasındaki ücret bordrolarındaki imzaları da inkar etmediği değerlendirilmek suretiyle, Dairemizin 30.09.2021 tarihli bozma ilamının gerekleri dikkate alınarak, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar vermekten ibarettir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ :Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, 29.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.