Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2022/6646 E. 2023/304 K. 17.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/6646
KARAR NO : 2023/304
KARAR TARİHİ : 17.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet

Kahramanmaraş 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.11.2020 tarihli ve 2020/496 Esas, 2020/527 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün istinaf edilmeksizin 20.11.2020 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 02.02.2022 tarihli ve 2021/8900 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.03.2022 tarihli ve KYB-2022/20673 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.03.2022 tarihli ve KYB-2022/20673 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
” Sanık hakkında denetimli serbestlik tedbirine başlanabilmesi için 10 gün içinde müracaat etmesine dair Kahramanmaraş Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 2013/1035 DS sayılı çağrı yazısının 23.12.2013 tarihinde sanığın mernis adresine tebliğ edildiği, sanığın tebliğe rağmen denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmemesi üzerine Kahramanmaraş Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 27.01.2014 tarihli ve 2013/1703 DS sayılı yazısı ile dosya kaydı kapatılarak Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmiş ise de; tek başına bu durumun ısrar olarak kabulünün mümkün bulunmadığı esasen denetimli serbestlik tedbirine kaldığı yerden devam edilmek üzere mahkemesince kamu davası hakkında durma kararı verilerek yükümlü hakkında hükmolunan denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesinin gerektiğinin gözetilmemesinde,Kabule göre de;
Dosya kapsamına göre, Kahramanmaraş 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.02.2018 tarihli kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 07.03.2018 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 14.03.2018 tarihinde aynı nev’iden olmayan kasten yaralama suçundan mahkum olduğunun ihbar edildiğinden bahisle hükmün açıklanmasına karar verilmiş ise de, denetim süresi içerisinde işlenen suçun kullanmak amacıyla uyuşturucu veya uyarıcı madde temin etmek suçu ile aynı nev’iden olmadığı, dolayısıyla hükmün açıklanmasına karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A. Sanık hakkında, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2013 tarihli ve 2013/8002 Soruşturma,2013/31 Esas, 2013/1525 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasında Kahramanmaraş 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli ve 2013/522 Esas, 2013/1037 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5560 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilmesinden sonra tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığının bildirilmesi üzerine, Kahramanmaraş 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 11.03.2014 tarihli ve 2014/189 Esas, 2014/313 Karar sayılı kararı ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün Yargıtay (Kapatılan) 20.Ceza Dairesinin 10.05.2017 tarihli ve 2015/7956 Esas, 2017/3133 Karar sayılı ilamı ile bozulmasından sonra Kahramanmaraş 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 13.02.2018 tarihli ve 2017/525 Esas, 2018/104 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 07.03.2018 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği, sanığın denetim süresi içerisinde 14.03.2019 tarihinde işlediği basit yaralama suçundan cezalandırıldığının ihbar edilmesi üzerine; Kahramanmaraş 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 12.11.2020 tarihli ve 2020/496 Esas, 2020/527 Karar sayılı kararı ile, hükmün açıklanmasına ve sanığın 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır.
B. İncelenen dosya kapsamına göre;
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle davaya devam olunabilmesi için yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etme koşulunun getirildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, Dairemizce de benimsenen 02.05.2019 tarihli ve 2018/172 Esas, 2019/373 Karar sayılı kararı ile; 6545 sayılı Kanun’un 68.maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihinden önce işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından dolayı verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazı amacıyla gönderilen uyarılı ilk başvuru davetiyesinin tebliğine rağmen başvuruda bulunmayan sanığa, Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce bu hususta ikinci bir tebligat yapılmasına gerek bulunmadığına karar verilmiş olduğundan;
5560 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verilen sanığa, Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurarak denetimli serbestlik tedbiri uygulamasına başlaması için uyarılı ilk başvuru davetiyesi gönderildiği, somut olayda ısrar şartının aranmayacağı, ancak;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” düzenlemesi ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsendiği dikkate alındığında; tebligatın öncelikle bilinen en son adrese, MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23 üncü maddesinin bir ve sekizinci fıkraları ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği, bu nedenle, Kahramanmaraş Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından çıkartılan 18.12.2013 tarihli çağrı yazısı tebligatının doğrudan sanığın MERNİS adresine 7201 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılması nedeniyle yukarıda açıklandığı üzere Tebligat Kanunu hükümlerine aykırı olduğu, tebligat işlemi usulsüz olduğundan sanığın denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmadığından sözedilemeyeceği, denetimli serbestlik tedbirine kaldığı yerden devam edilmesi gerektiği, mahkemece 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilerek sanık hakkında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden, cezalandırılmasına karar verilmesi, kanuna aykırı olup kanun yararına bozma istemi bu gerekçe ile yerindedir.
C. 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddede yer alan düzenleme;
(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında hâlen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bu tedbirlerin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur.” şeklinde olup,
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, gerek uygulanma şartları, gerekse yaptırımlar ve doğuracağı hukuki sonuçlar bakımından birbirinden farklı niteliktedir.
5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi düzenlemesine göre; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliği sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurmaktadır.
Kanun koyucu, kişi hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri birtakım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir. 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir” hükmünü taşımaktadır.Buna göre, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi hâlinde hüküm açıklanacaktır. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hükmün açıklanabilmesi için bu ikinci suçun, denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir.
5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde ise; kanuni zorunluluk üzerine verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile aynı hukuki sonuçları doğuracağından, denetim süresi içerisinde işlenen suçun kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu ile aynı nev’iden olması gerekmekte olup, sanığın denetim süresi içerisinde aynı nev’iden olmayan kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle hükmün açıklanmasına karar verilemeyecektir.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, kanun düzenlemelerinin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuki güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki müeyyidenin veya neticenin bağlandığını, bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. “Hukuki güvenlik” ve “belirlilik” ilkeleri hukuk devletinin unsurlarındandır. Bireyin devlete güven duyması, ancak hukuki güvenliğin sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde mümkün olabilecektir. Anayasada öngörülen temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ve insan haklarının insan hayatına egemen kılması için Devlet, bireylerin hukuka olan inançlarını ve güvenlerini korumakla yükümlüdür. Tüm bu açıklamalar ışığında;
Somut olayda, Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmiş olması nedeniyle, 5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki koşullar gerçekleşmediğinden 5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesine göre değil 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesindeki şartların gerçekleşmesi halinde 5271 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği gözetilmeden geçici 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi kanuna aykırı ise de; sanığın, hukuki yaptırımlar ve sonuçları konusunda yanıltılmış olduğu, ceza hukuku prensiplerinden olan “yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı” gereğince, mahkemesince sanığın lehine olarak kanuna aykırı şekilde verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuki değerden yoksun sayılamayacağı, bu hukuka aykırılığın sanık lehine olması karşısında, sanık hakkında açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için denetim süresinde işlenen suçun da kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu ile aynı nev’iden olması gerekeceği, sanığın denetim süresi içerisinde 14.03.2019 tarihinde aynı nev’iden olmayan kasten yaralama suçunu işlemesi nedeniyle hükmün açıklanmasın karar verilemeyeceği anlaşıldığından, hükmün açıklanmasına dair karar Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Kahramanmaraş 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.11.2020 tarihli ve 2020/496 Esas, 2020/527 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyalarının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.01.2023 tarihinde karar verildi.