Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2006/564 E. 2007/4249 K. 21.06.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/564
KARAR NO : 2007/4249
KARAR TARİHİ : 21.06.2007

Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat … …. Temyiz dilekçelernin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava ve birleştirme kararı verilen ek davada, BK.105.maddesine dayalı surette taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar alacağı talep edilmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Mahkemece, 1999/22 esas sayılı davada hükmedilen tutarın miktar itibariyle kesin olduğu ifade edilmişse de, anılan davanın kısmî dava olması ve temyiz edilebilirlik sınırının tespitinde talep edilen tüm alacak miktarının nazara alınması gerektiğinden anılan tesbit usul ve yasaya aykırı olup tarafların hükmü temyiz etmelerine de usulen engel oluşturması söz konusu edilemez.
BK.105.maddesi uyarınca alacaklı, uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde bu zararını munzam zarar adı altında talep edebilir. Anılan zararın tüm kapsamı ile oluştuğu ve tesbit edilebileceği tarih ise asıl alacağın geçmiş günler faizi ile birlikte ödendiği 22.09.2002 günü olup, zamanaşımının da bu tarihten itibaren hesaplanması ve BK.126/4 maddesi uyarınca, dava esasen eser sözleşmesinden kaynaklanmış olduğundan 5. yıl sonunda nihayete erdiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla mahkemece, birleştirilen 2005/60 esas sayılı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Uyuşmazlığın esasına gelince; yukarıda da değinildiği üzere BK.105.maddesi uyarınca alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla ise, borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle yükümlüdür. Yasa koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş ve bu zararın karşılanmasını iki bölümde düşünmüştür. Birinci bölüm, kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Yani temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden yararlanma olanağı yasal olarak mevcut değildir. Dava konusu somut olayda da halli gereken sorun davacının tahsil ettiği temerrüt faizini aşan bir zararının olup olmadığıdır.
Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamasına göre davacı şirketin iddia ettiği munzam zararını somut delillerle ispat etmesi gerekmektedir. Burada ispatı gereken husus davacı şirketin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar görmesi keyfiyetidir. Örneğin, alacağını tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç para aldığını, alacaklı olduğu parayı zamanında alsaydı yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını, illiyet bağını da içerecek şekilde kanıtlamak durumundadır.
Somut olaya dönüldüğünde, yukarıda izah edilen ilkelere dayalı bir inceleme yapılmadığı görülmektedir. Gerçekten de, işin tasfiyesine ilişkin olarak düzenlenen 09.06.1988 tarihli tutanakta, tasfiye nedeniyle davacı şirkete masraf ve hiçbir tazminat ödenmeyeceği ifade edilmiş olup bu kapsamda 8/505 sayılı kararname hükümleri doğrultusunda munzam zarar hesap ve talebi mümkün değildir. Bunun yanında davacı şirketin ayrı bir hükmî şahsiyeti bulunduğundan şirket aleyhine yapılan icra takipleri nedeniyle şirket ortaklarının veya yakınlarının mallarının satılması nedeniyle uğranılan zararların da munzam zarar hesabında dikkate alınması doğru olmamıştır. Yine mücerret defter incelemesi ile, icra takip dosyaları ve temlikler getirilmeden ve akıbetleri bizatihi dosyalarından dayanağı belgelerle birlikte tetkik edilmeden, munzam zarar hesabı yapılması, keza davacı şirketin aynı iş döneminde yüklendiği diğer işlerin akıbetinin ve varsa davacının uğradığı zarara bir etkisinin olup olmadığının denetlenmemesi suretiyle eksik inceleme ile hükme varılması da hatalı olmuştur.
Bu itibarla mahkemece yapılması gereken iş, oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyeti marifetiyle yukarıdaki esaslar dikkate alınarak, davacının varsa munzam zararının, maruz kaldığı icra takipleri sebebiyle ödendiği faiz ve sair icra giderlerinin davacının asıl alacağı ile sınırlı ve orantılı olarak tesbit edilmesi, davalı vekilinin teknik itirazlarının da değerlendirilmesi suretiyle sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.
Kabule göre de, 1999/22 esas sayılı davada hükmedilen bedele, davalı dava tarihi 16.03.1995’den önce BK.101.maddesine uygun şekilde temerrüde düşürülmediği halde, 16.03.1995 yerine tasfiye tarihi 09.06.1988’den itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesi de doğru olmamış, hükmün bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ:Yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, (2.) bent gereğince hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 500,00’er YTL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak karşı tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 21.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.