YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5256
KARAR NO : 2022/9310
KARAR TARİHİ : 21.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18.04.2019 tarih ve 2018/140 E. – 2019/205 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.02.2021 tarih ve 2019/1048 E. – 2021/211 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin 2016/72659 numaralı “QAHWAH+şekil” ibareli marka başvurusunun, Markalar Dairesi Başkanlığınca 556 sayılı KHK’nın 7/1-a,7/1-b,7/1-c ve 7/1-f maddeleri uyarınca kısmen reddedildiğini, müvekkilince bu karara itiraz edildiğini, itirazı inceleyen YİDK’nın, 556 sayılı KHK’nın 7/1-b maddesi uyarınca verilen ret kararına yaptıkları itirazı haklı gördüğünü ve bu gerekçe ile başvuru kapsamından çıkarılan malları başvuruya iade ettiğini, diğer yönlerden ise müvekkili itirazının reddine karar verdiğini, bu yönden anılan YİDK kararının yerinde bulunmadığını, zira “qahwah” markasının 2012 yılından itibaren müvekkili adına tescilli olduğunu, zaten müvekkili adına 30. sınıfta tescilli olan “qahwah” ibaresinin farklı logo ile tesciline ilişkin dava konusu başvurunun reddedilmesinin haklı ve yerinde bir karar olmadığını, aynı zamanda müvekkilinin bu markayı yıllardır da kullandığını, “Qahwah kelimesinin kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan’ın Kaffa yöresinin Arapça karşılığı olduğunu, Arapların bugün bilinen kahveyi henüz bilmiyor iken kelimenin keyif veren içki, şarap anlamında kullanıldığını, bugünkü anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başladığını, bu kelimenin Türkçe’de kahveye dönüştüğünü, buradan da Avrupa’ya “café, caffe, koffie, Kaffee” şeklinde geçtiğini, anılan kelimenin bir ürün ismi olmadığını, “Arapça’da “Qahwah” adı ile bilinen bölgenin, kahve üretiminde dünya sıralamasında adının dahi geçmediğini, kahvenin global bir ürün çeşidi olduğunu ve dünyanın birçok yerinde üretildiğini, “QAHWAH” markasının okunuşunun “kahvah” olduğunu, Arapçada ise qahua=kahua şeklinde okunduğunu, bu iki kelimenin okunuşunun fonetik bakımdan farklı bulunduğunu, Qahwah kelimesinin ürünün ismi olmayıp söz konusu malların cinsini, çeşidini ve vasfını belirtmediği gibi ilgili sektörde herkes tarafından kullanılabilecek genel bir ifade de olmadığını ileri sürerek, TürkPatent YİDK’nın 15.02.2018 tarihli ve 2018-/M-1035 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TürkPatent vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru konusu ibarenin 556 sayılı KHK’nın 7/1-a, 7/1-c ve 7/1-f maddeleri uyarınca marka olarak tescilinin mümkün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunmalar, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu marka başvurusunun, mülga 556 sayılı KHK m. 7/1-a anlamında soyut ayırt edicilik vasfını haiz olduğu, buna karşılık başvuru kapsamından çıkarılan 30.sınıftaki “Kahve, kakao; kahve ve kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” ile 35.sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kahve, kakao; kahve ve kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.) malları/hizmetleri” bakımından somut ayırt edicilik vasfını taşımadığı ve 556 sayılı KHK’nın 7/1-c maddesi anlamında tescil engelinin bulunduğu, yine marka başvurusundan çıkarılan “çaylar, buzlu çaylar” malları yönünden ise anılan ibarenin yanıltıcı olduğu anılan KHK’nın 7/1-f maddesi uyarınca tescil edilemeyeceği, dava konusu mutlak tescil engellerinin kazanılmış hak gerekçesiyle aşılmasının mümkün olmadığı, dava konusu başvuruya kullanımla ayırt edicilik kazandırıldığının da ispat edilemediği gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; başvuruyu oluşturan “qahwah” ibaresinin Arapça olduğu ve Türkçe’de “kahve” anlamına geldiği, ülkemizde yaşayan Arapça bilen nüfusun artması ve bu nedenle pazarlama süreçlerinde Arapça sözcüklere yer verilmesi de gözetildiğinde anılan ibarenin, başvuru kapsamından çıkarılan “Kahve, kakao; kahve ve kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” malları ile “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kahve, kakao; kahve ve kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden tanımlayıcı olduğu ve 556 sayılı KHK’nın 7/1-c maddesi koşullarının oluştuğu, başvuru konusu ibareye kullanımla ayırt edicilik kazandırıldığının da ispat edilemediği, yine 556 sayılı KHK’nın 7/1-f maddesi uyarınca başvuru kapsamından çıkarılan “çaylar, buzlu çaylar” malları yönünden de başvuru konusu ibarenin, ürünün cinsi ve çeşidi bakımından tüketiciyi yanılgıya düşüreceği, dolayısıyla iptali istenen Kurum kararının yerinde bulunduğu, öte yandan her ne kadar davacı tarafça, başvuru konusu ibare üzerinde müktesep haklarının bulunduğu ileri sürülmüş ise de Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 28/11/2017 tarihli ve 2016/4981 Esas, 2017/6649 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, müktesep hak gerekçesiyle yukarıda belirtilen mutlak tescil engellerinin aşılması mümkün olmadığından, davacının bu iddiasının yerinde olmadığı, dolayısıyla mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 21.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.