Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/5080 E. 2009/4338 K. 16.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5080
KARAR NO : 2009/4338
KARAR TARİHİ : 16.06.2009

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında, kooperatif üyeliğine dayalı aidat borcunun tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali ve tapu iptali tescili istemlerine ilişkin asıl ve birleşen davalar sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, asıl davada, müvekkili kooperatifin üyesi olan davalının aidat borcunu ödemediğini ve borcun tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsilini, birleşen davada ise davalı adına tapuda kayıtlı bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile kooperatif adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin üyelikten istifa ettiğini, kooperatifin ferdileşmeye geçtiğini ve bu nedenlerle davaların haksız olduğunu savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir. Mahkemece, davalının noter aracılığı ile istifa ettiği, bu nedenle aidat borcunun tahsilinin istenemeyeceği, ayrıca taşınmazın tapusunun da davacı kooperatife döneceği gerekçesine dayanılmış, ancak asıl davanın toplam 21.089-YTL üzerinden kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Mahkeme kararının gerekçesinde, davalının kooperatif üyeliğinden istifa ettiği, bu nedenle kendisinden aidat ve gecikme faizi istenemeyeceği, buna göre de davalı üzerine kayıtlı tapunun iptali ile kooperatif adına tescilinin gerekeceği belirtildiği halde, kısa karar ve hüküm fıkrasında bu açıklamaların aksine, asıl davada icra takibine yapılan itirazın iptaline ve birleşen davada ise üyelik ilişkisi devam ettiği için tapu iptali isteminin reddine karar verildiği belirtilmiştir. HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak gerekçeli kararın tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak yazılması zorunludur. Kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yukarıda açıklandığı üzere kısa karar ile gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmış olması nedeniyle 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı uyarınca bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmesi gerekir. Temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, sair nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 16.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.