YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/8086
KARAR NO : 2009/5741
KARAR TARİHİ : 16.04.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 30.09.1994-13.06.2006 tarihleri arası aylığından yapılan Sosyal Güvenlik Destek Primi kesinti işleminin iptaline, kesintilerin iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava nitelikçe 1479 sayılı Yasa’ya göre bağlanan yaşlılık aylığından yapılan sosyal güvenlik destek primi kesintilerinin iptali ile yapılan kesintilerin yasal faiziyle davalı Kurumdan tahsilini istemine ilişkindir
Mahkeme istemin kabulüne karar vermiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 1.1.1971-16.3.1993 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılıkları dikkate alınarak talebi üzerine kendisine 1.5.1993 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının 1.1.1979-30.9.1994 tarihleri arasında vergi kaydı , 31.12.1984-28.5.1995 tarihleri arasında İstanbul Oto Sanatkarları Esnaf Odası ve 5.2.1985- 13.6.2006 tarihleri arasında sicil kaydının bulunduğu, Bağ Kur İstanbul İl Müdürlüğünün 5.7.2006 tarihli işlemiyle davacının yaşlılık aylığından 4447 sayılı Kanunun 38.maddesi ile 1479 sayılı Kanuna eklenen Ek 20.maddesi uyarınca, Kurumun yukarıda belirtilen kayıtlar dikkate alınarak 1.10.1999 tarihinden itibaren sosyal güvenlik destek primi kesintisi yapılmaya başlandığı anlaşılmaktadır.
Davacının yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesidir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa’dan kaynaklandığı ve yetki sorununun 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi ile yollamada bulunduğu HUMK’nun 17. maddesi gereğince çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda dava Sivas İş Mahkemesinde açılmıştır . 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesinde, “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği”, 15. maddesinde ise “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı” bildirilmiştir.Genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HUMK’da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin İş Mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 17. maddesinde hakiki veya hükmi bir şahsın muhtelif mahallerde şubeleri bulunduğu takdirde o şubenin muamelesinden dolayı iflas davası müstesna olmak üzere o şubenin bulunduğu mahalde dahi dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olduğundan, yetki itirazı ilk itirazlardan değildir. Taraflar yargılamanın her aşamasında yetki itirazında bulunabileceği gibi mahkemede her zaman kendiliğinden yetkili olup olmadığını inceler.
Davaya konusu olayda; davacı hakkında yaşlılık aylığından sicil kaydının 13.6.2006 tarihine kadar devam etmesi nedeniyle 1479 sayılı Kanuna eklenen Ek 20.maddesi uyarınca sosyal güvenlik destek pirimi kesilmesine ilişkin uyuşmazlığın İstanbul … İl Müdürlüğü işleminden kaynaklandığı açıktır. Tüzel kişilere karşı açılacak davalarda genel yetkili mahkeme, tüzel kişilerin yerleşim yerinin, yani merkezinin bulunduğu yer mahkemesi olmakla birlikte, şube işlemleri nedeniyle açılacak dava, taraf olarak bağlı bulunulan merkez davalı gösterilerek, şubenin bulunduğu yerde de açılabilir. “Kurum adına işlem yapmaya yetkili bulunmak” şubenin tanımından ortaya çıkan bir sonuç olup, şubenin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olması için tek başına yeterli değildir. Şubenin bulunduğu yer yetkisi, o şubenin yapmış olduğu işlemlerden, davacıya ait işlemlerin yürütülmesinden doğan uyuşmazlıklarda geçerli olacağı Hukuk Genel Kurulu’nun 16.4.2008 tarih 2008/10-39 Esas ve 2008/334 sayılı Kararı’nda açıkça belirtilmiştir
Bu durumda mahkemece davaya bakmaya İstanbul İş Mahkemesi yetkili olduğundan yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 16.4.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.