YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4823
KARAR NO : 2023/2749
KARAR TARİHİ : 16.03.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.10.2019 tarihli ve 2019/111 Esas, 2019/360 sayılı Kararının sanık müdafii ile katılanlar Hazine ve … vekilleri tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli ve 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere “suçtan zarar görme” kavramının “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 237 nci maddesine göre doğrudan zarar görmeyen Hazinenin katılma hakkının olmadığı, usulsüz olarak verilen katılma kararının temyiz hakkı vermeyeceği, bu itibarla anılan suçtan kurulan hükmü temyiz yetkisinin bulunmadığı ayrıca sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması ve dolandırıcılık suçlarından verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararların 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesi kapsamında bir hüküm olmadığından temyizinin kabil olmadığı kabul edilmiştir.
Sanık hakkında zimmet ve özel belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin; hüküm tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerden Hazinenin zimmet suçundan, sanık müdafiinin her iki suçtan kurulan hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereğince temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının, 19.01.2012 tarihli ve 2012/265 Esas, 2012/496 Soruşturma, 2012/18 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında zimmet, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması, özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci, 207 nci, 209 uncu ve 247 nci maddelerinin birinci fıkraları ile 155 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması ve hakkında aynı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunluklarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
B. Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16/09/2013 tarihli ve 2012/23 Esas, 2013/128 sayılı Kararı ile sanığın zimmet suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 247 nci ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ve 62 nci maddesi uyarınca 8 yıl 4 ay hapis, resmi belgede sahtecilik suçundan aynı Kanun’un 204 üncü ve 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ve 62 nci maddesi uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına, aynı Kanun’un 44 üncü maddesi hükmü uyarınca diğer suçlardan sanık hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Bahse konu kararın, sanık müdafii ve suçtan zarar gören … vekilince temyizi üzerine Dairemizin 28.02.2019 tarihli ve 2018/14125 Esas, 2019/2655 sayılı Kararı ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Ek 2 nci maddesinin son fıkrasına göre Tarım ve Orman Bakanlığının, tarımsal kredi kooperatifleri ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile memurları hakkında görevlerine ilişkin olarak işledikleri suçlardan dolayı açılan kamu davalarına katılma hakkı olduğu, bu sıfatının gereği olarak 5271 sayılı Kanun’un 233 üncü ve 234 üncü maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve 5271 sayılı Kanun’un mağdur … katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan kurulan hükümlerin sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Ç. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde temyiz incelemesine konu karar ile sanığın zimmet suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 247 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 yıl 20 ay 18 gün hapis cezası ile özel belgede sahtecilik suçundan, aynı Kanun’un 207 nci ile 43 üncü maddelerinin birinci fıkraları ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 14 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına, aynı Kanun’un 44 üncü maddesi hükmü uyarınca diğer suçlardan sanık hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri, müvekkilinin kastı olmaksızın kooperatif hesaplarında hatalar yaptığına, kooperatif adına işlem yaparken kendi tasarrufu ile değil talimatla hareket ettiğine, zarar eden kurumu kâr eder hale getirdiğine, zimmet suçunu nitelikli hale getirecek hileli davranışlarda bulunmadığına, yerel mahkeme kararının yasal anlamda gerekçeli olmadığına, yoğunluk sebebiyle kredi sözleşmelerindeki imzalar ile ilgili sorun yaşandığına, bozma ilamına karşı sanık savunmasının tespit edilmediğine, 247 nci maddenin ikinci fıkrası için ek savunma hakkı tanınmadığına ilişkindir.
Katılan Hazine vekillinin temyiz sebepleri, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması ve dolandırıcılık suçlarından da mahkumiyet hükümleri kurulması gerekirken ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiğine, kamu davasına katılmalarına karar verildiği halde lehlerine vekalet ücreti takdir edilmediğine ve sair hususlara ilişkindir.
Katılan … vekillinin temyiz sebepleri, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması ve dolandırıcılık suçlarından da mahkumiyet hükümleri kurulması gerekirken ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
03.04.2004-21.05.2007 tarihleri arasında 910 sayılı Akçakale Tarım Kredi Kooperatifinde (25.11.2013 tarihinde katılan 84 sayılı Akçaabat Tarım Kredi Kooperatifi ile birleştirilen) yetkili memur olarak görev yapan sanığın, 29.11.2006 tarihinde yapılan sayıma göre kooperatif stoklarında eksik olan 90 kg mısır tohumu ile 20.750 kg kömürü bedelleri ile kooperatif ortaklarının imzalarını taklit etmek, ortakların imzalarını içeren senetlere ortakların kullandıklarından fazla miktarda ürün yazmak, üyelerden tahsil ettiği bedelleri kayıt dışı bırakmak suretiyle kooperatif parasını mal edindiği iddiasıyla zimmet, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması, özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
Mahkemece; sanığın, isnat edilen fiilleri gerçekleştirmek suretiyle toplamda 121.697 TL kooperatif parasını mal edindiği, 18.712,12 TL’sini iade ettiği, ödenmeyen miktarın 102.985,52 TL olduğu kabulüyle sanığın sübut bulan zimmet ve özel belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi hükmü uyarınca diğer suçlardan sanık hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. 16.09.2013 tarihli ve 2012/23 Esas, 2013/128 sayılı Karar sanık müdafii ile suçtan zarar gören … vekilinin temyiz istekleri üzerine bozulmakla, aleyhe temyiz bulunan karar ile verilen ceza miktarları yönünden sanık lehine kazanılmış hak bulunmadığından, tebliğnamede yer alan zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin sanığın kazanılmış hakkının ihlali nedeniyle bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince hak yoksunluğuna hükmolunması gerektiği halde uygulanmaması,
Sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması karşısında, kendisini vekille temsil ettiren katılan Hazine yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
2. Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmü yönünden sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgeleri sahte olarak düzenlemesi şeklindeki eylemi 5237 sayılı Kanun’un 204 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında düzenlenen suçu oluşturmasına karşın, aynı Kanun’un 207 nci maddesi gereğince uygulama yapılarak eksik ceza tayin edilmesi,
Kabule göre de;
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi uyarınca takdiri indirim yapılması sırasında hesap hatası sonucu sonuç hapis cezasının ”2 yıl 2 ay 20 gün” yerine ”1 yıl 14 ay 20 gün hapis” şeklinde eksik tayini,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince hak yoksunluğuna hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
A. Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, açığa imzanın kötüye kullanılması ve dolandırıcılık suçlarından verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik katılanlar … ile Hazine vekillerinin ayrıca özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik Hazine vekilinin vaki temyiz isteklerinin 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilerek 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİNE,
B. Gerekçe bölümündeki (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin ve katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin birinci fıkrası da gözetilerek 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA, ancak bu hususların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilmesi mümkün bulunduğundan mahkemenin takdir ve uygulaması da gözetilerek hükmün (A) fıkrasına 6 no.lu bentten sonra gelmek üzere “Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği anlaşılan sanığın aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, bu bent kapsamındaki hak ve yetkileri 5 yıl 10 ay 9 gün süreyle kullanmaktan yasaklanmasına,” ve “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 5.450,00 TL maktu vekalet ücretinin sanıktan alınıp katılan Hazineye verilmesine,” ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
C. Gerekçe bölümündeki (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden ve dikkate alınan sair hususlar yönünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
16.03.2023 tarihinde karar verildi.
(Karşı Oy) (Karşı Oy)
KARŞI OY
Mahkemenin 16/09/2013 tarihli ve 2012/23 Esas, 2013/128 sayılı Kararı ile sanığın 5237 sayılı Kanun’un 247/1, 43/1, 62, 53/1-2-3 maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 5237 sayılı Kanun’un 204/1, 43/1, 62, 53/1-2-3 maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, dosyanın sanık müdafii ile suçtan zarar gören … vekilinin temyizleri üzerine yapılan inceleme neticesinde Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 27/09/2018 tarih, 2016/2212 Esas ve 2018/6336 Karar sayılı ilamı ile “1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun Ek 2/son maddesine göre Tarım ve Orman Bakanlığının, tarımsal kredi kooperatifleri ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile memurları hakkında görevlerine ilişkin olarak işledikleri suçlardan dolayı açılan kamu davalarına katılma hakkı olduğu, bu sıfatının gereği olarak 5271 sayılı Kanun’un 233 ve 234 üncü maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mağdur … katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hükümler kurulması,”
İsabetsizliğinden hükümlerin bozulması üzerine mahkemenin 31/10/2019 tarihli ve 2019/111 Esas 2019/360 sayılı Kararıyla; 5237 sayılı Kanun’un 247/1-2, 43/1, 62, 53 üncü maddeleri gereği 10 yıl 20 ay 18 gün hapis ve 5237 sayılı Kanun’un 207/1, 43/1, 62, 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 14 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçlarından 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlkeleri Ceza Genel Kurulunun 06.02.2007/146-21; 08.10.2002/199-347; 19.03.2002/85-212; 07.07.2009/106-190 gün ve sayılı Kararlarında belirtildiği üzere; hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesi uyarınca sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunludur.
5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği uygulanması gereken 1412 sayılı Kanun’un 326/2. maddesinin 2. cümlesindeki, “….sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu olacak cezadan daha ağır ise her halde dinlenmesi gerekir” ve 5271 sayılı Kanun’un 307/2. maddesindeki, “Sanık, müdafii, katılan … vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir” şeklindeki yasal düzenlemeler irdelendiğinde, asıl olanın Yargıtay tarafından verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkemenin ilgilileri her halükarda dinlemesi ve sonrasında hüküm kurmasıdır. Ancak burada istisna durum, “sanık, müdafii, katılan veya vekilinin bilinen adreslerine tebligat yapılamaması ya da tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri” halidir ki, bu durumda bile sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha ağır olacak ise her halükarda dinlenmesi gerektiği açıktır.
Görüldüğü üzere, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesi ve 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zorunludur. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilkesine dayanan bu zorunluluk uyarınca, sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğuracak olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki kanıtlarını sunma olanağı tanınmalıdır. İstikrar kazanan uygulamalarda da kabul edildiği üzere bu yasa hükümleri savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayanmakta olup, uyulmasında zorunluluk bulunan buyurucu kurallardandır.
Somut olayda, bozmadan sonra davaya yeniden bakan mahkemenin bozmaya konu cezadan daha ağır bir ceza vermesi karşısında “….sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu olacak cezadan daha ağır ise her halde dinlenmesi gerekir” şeklindeki hükme aykırılık oluşturacak ve bu suretle savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı ve 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddelerinin ihlal edilmiş bulunması usule aykırıdır. Açıklanan nedenle, çoğunluğun diğer suçlara ilişkin görüşlerine katılmakla birlikte, zincirleme biçimde nitelikli zimmet suçu yönünden de bozma kararı verilmesi kanaatinde olduğumuzdan bu suç nedeniyle kurulan hükmün onanmasına dair çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.