Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2022/23 E. 2023/10197 K. 26.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/23
KARAR NO : 2023/10197
KARAR TARİHİ : 26.04.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Silifke Cumhuriyet Başsavcılığının 17.04.2017 tarihli ve 2017/87 No.lu iddianamesi ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçunu işlediği iddiası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendi, 150 nci maddesinin ikinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca cezalandırılması istemli kamu davası açılmıştır.

2. Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.11.2017 tarihli ve 2017/149 Esas, 2017/349 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının ( a ) benti, 168 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

3. Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.11.2017 tarihli ve 2017/149 Esas, 2017/349 Karar sayılı sayılı kararının suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 8 Ceza Dairesi, 28.06.2018 tarihli ve 2018/2290 Esas, 2018/1225 Karar sayılı kararıyla;
”I) Suça Sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusunun incelenmesinde:
İncelenen dosya içeriğinden;
İstinaf başvurusunda bulunan Avukat …’ın, suça sürüklenen çocuğun 18 yaşından küçük olduğu 27/04/2017 tarihinde mahkemenin istemi üzerine baro tarafından suça sürüklenen çocuk müdafii olarak atandığı, suça sürüklenen çocuğun 18 yaşını bitirdiği ilk duruşma tarihinde savunmasını müdafii huzurunda yapacağını ifade ettiği, suça sürüklenen çocuğun 22/11/2017 tarihli dilekçesinde “… Dosyamın infazını gerçekleştirmek için dosyamın onanmasını istiyorum…” biçimindeki bilgilere yer vererek, hükmün onanmasını istediği, suça sürüklenen çocuk müdafiinin ise hükmü 23/11/2017 tarihli dilekçesiyle istinaf ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Olağan kanun yollarından olan istinaf incelemesinin yapılabilmesi için bir istinaf davası açılmış olmalıdır. İstinaf davasının açılabilmesi için de, 5271 sayılı CMK’nin 273. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki “süre” şartıdır. 5271 sayılı CMK’nin 273. maddesi; genel kural olarak tarafların istinaf isteğinde bulunabilecekleri süreyi hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse tebliğinden başlamak üzere yedi gün olarak belirlenmiştir. İstinaf süresi, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar.
İstinaf davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart ise “istek” şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz” ilkesine uygun olarak istinaf davası ilke olarak kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. 5271 sayılı CMK’nin 272/1. maddesi ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık (suça sürüklenen çocuk) lehine vazgeçilerek, istinaf incelemesinin kendiliğinden yapılması kabul edilmiş ise de; onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda süre ve istek şartlarına uygun istinaf davası açılmamışsa hükmün Bölge Adliye Mahkemelerince incelenmesi mümkün değildir.
Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK’nin kanun yollarına ilişkin genel hükümlerin düzenlendiği bölümde yer alan “Başvurudan vazgeçilmesi ve etkisi” başlıklı 266. maddesinde:
“(1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.
(2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır.
(3) 150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır.” şeklindeki düzenleme ile kanun yoluna başvurulduktan sonra başvurunun geri alınabileceği kabul edilmiştir.
Kanun yolu başvurusunda bulunulması veya bu başvurudan vazgeçilmesi kural olarak asilin iradesine tâbidir. Ancak maddenin 3. fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olan şüpheli veya sanığın, kanun yoluna başvurulması ya da başvurunun geri alınması konusundaki iradesi ile müdafiinin iradesinin çelişmesi halinde asilin değil, müdafiin iradesine üstünlük tanınmıştır.
Suça sürüklenen çocuğun “Dosyamın onanmasını istiyorum” biçimindeki ifadesinin istinaftan vazgeçme niteliğinde olup olmadığı, vaki ifade istinaftan vazgeçme niteliğinde ise suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinafının incelenebilir olup olmadığının öncelikle belirlenmesi gerekmekte olup; bu amaçla konuya ilişkin Yargıtay kararlarına değinmekte fayda bulunmaktadır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 22/02/2018 tarihli ve 2017/1138 esas, 2018/1892 karar sayılı kararı şöyledir: “Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumundan gönderdiği 06/02/2017, 24/02/2017, 14/04/2017 ve 02/06/2017 tarihli dilekçelerindeki ‘cezamın onanmasını istiyorum’ şeklindeki beyanları temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğundan, temyizden vazgeçme nedeniyle hükmün incelenmesine yer olmadığına karar verildi.”
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 05/02/2018 tarihli ve 2018/579 esas, 2018/545 karar sayılı kararında: “Hükmün temyiz edilmesinden sonra, sanığın gönderdiği 14/12/2017 tarihli dilekçesindeki ‘… Almış olduğum cezamın onanmasını istiyorum. Bu konudan dolayı gereğinin yapılmasını ve tarafıma tebliğ edilmesini saygılarım ile arz ve talep ederim.’ şeklindeki talebinin, temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğu anlaşıldığından, temyizden vazgeçme nedeniyle hükmün incelenmesine yer olmadığına, 05/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” denilmektedir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23/02/2017 tarihli ve 2017/1494 esas, 2017/423 karar sayılı kararı: “Sanık (İ) bulunduğu ceza infaz kurumu aracılığıyla gönderdiği 12/10/2016 havale tarihli dilekçesinde ‘… 10 yıl hapis cezamın onanmasını istiyorum, kararın onaylanıp hükmün tarafıma gönderilmesini…’ şeklinde belirtmesi karşısında; sanık adı geçen dilekçe ile temyizden vazgeçme iradesini ortaya koyduğundan, tebliğnameye uygun olarak dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, 23/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” biçimindedir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 19/07/2016 tarihli ve 2016/2517 esas, 2016/2108 karar sayılı kararı şöyledir: “Hükmün temyiz edilmesinden sonra, sanığın … 5 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığıyla gönderdiği 16/06/2016, 20/06/2016 ve 22/06/2016 havale tarihli dilekçelerindeki ‘ivedi bir şekilde cezamın onanmasını istiyorum’ şeklindeki beyanları temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğundan; hükmün incelenmesine yer olmadığına 19/07/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21/11/2017 tarihli ve 2017/1297 esas, 2017/4140 karar sayılı kararı: “Suça sürüklenen çocuk (K) müdafiinin süresinde gerçekleşen temyiz isteminden sonra dilekçe tarihi itibariyle reşit olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk (K)’nin cezaevinden gönderdiği 31/05/2017 tarihli dilekçesiyle dosyanın onaylanmasını talep ettiği anlaşılmakla, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/02/2008 gün ve 2008/1- 9-15 sayılı kararı uyarınca, cezanın onanması isteği, temyiz isteminden feragat niteliği taşıdığından, temyiz incelemesi katılan vekilinin temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmıştır.” biçimindedir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07/02/2018 tarihli ve 2017/3222 esas, 2018/864 karar sayılı kararında: “Sanık (G) hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/18702 esas sayılı soruşturma ile 2017/714 numaralı iddianame ile yağma suçundan açılan kamu davasında, … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/97 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucu; 23/03/2017 tarihli ve 2017/74 sayılı karar ile sanığın yağma suçundan neticeten 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına yönelik kararına sanık savunmanının 24/03/2017 ve 27/03/2017 tarihli dilekçeleri ile yasal süresi içerisinde istinaf yasa yoluna başvurduğu, sanığın cezaevi idaresi aracılığıyla gönderdiği 29/03/2017 tarihli dilekçesi ile Mahkemenin kararının onaylanmasını talep etmesine karşın … Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesi tarafından 05/05/2017 tarihli ve 2017/1019 esas, 2017/985 karar sayılı kararı ile ‘Sanık (G), 29/03/2017 tarihli dilekçesiyle istinaf yoluna başvurudan feragat ettiğini açıkça belirtmeden sadece hakkında verilen kararın onaylanmasını talep ettiğinden ve onama yetkisi de Dairemize ait bulunduğundan istinaftan vazgeçme olarak değerlendirilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede: sanık ve savunmanının istinaf başvurularının 5271 sayılı CMK’nin 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca esastan reddine’ dair verilen kararın sanık savunmanı tarafından süresi içerisinde temyiz itirazında bulunularak incelenmesi için Dairemize gönderildiğinin anlaşıldığı, ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27/09/2016 gün ve 2016/10-142 esas, 2016/325 karar sayılı kararı ışığında; sanığın bu talebinin yasa yolundan vazgeçme niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK’nin 266/3. maddesindeki savunmanın iradesine üstünlük tanınması gerektiğine ilişkin istisna halinde dosyada söz konusu olmadığı dikkate alındığında; sanık (G)’nin istinaf yasa yolundan vazgeçmesinin geçerli kabul edilmesinin zorunlu olduğu, 5271 sayılı CMK’nin 266/1. maddesi uyarınca sanığın istinaf yasa yolundan vazgeçmesi nedeniyle, savunmanının temyiz isteminin reddine ve dosyanın inceleme yapılmaksızın mahkemesine iadesi yerine, yazılı gerekçe ile istinaf yasa yolu incelemesi yapılarak verilen karar yok hükmünde olduğundan; sanık (G) savunmanının anılan temyiz itirazının reddine, dosyanın incelenmeksizin Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, 07/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” denilmektedir.
Bu açıklamalar suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusu değerlendirildiğinde;
Ceza miktarı yönünden re’sen istinafa tâbi olmayan ilk derece mahkemesi hükmünün, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından süresinde istinaf edilmesinden önce 28/07/1999 doğumlu suça sürüklenen çocuğun 22/11/2017 tarihli dilekçesi ile “Dosyamın infazını gerçekleştirmem için dosyamın onanmasını istiyorum” şeklinde talepte bulunması karşısında; dilekçe tarihi itibariyle 18 yaşından büyük suça sürüklenen çocuğun bu talebinin istinaftan vazgeçme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK’nin 266/3. maddesindeki müdafiinin iradesine üstünlük tanınması gerektiğine ilişkin istisna hal de söz konusu olmadığından suça sürüklenen çocuğun istinaftan vazgeçmesi geçerlidir.
Hal böyle olunca;
Suça sürüklenen çocuğun ceza infaz kurumundan gönderdiği 22/11/2017 tarihli dilekçesinde cezasının onaylanmasını talep ettiği, suça sürüklenen çocuğun bu isteminin istinaftan vazgeçme niteliğinde olduğu, 5271 sayılı CMK’nin 266/3. maddesine göre; suça sürüklenen çocuk müdafii ile suça sürüklenen çocuğun iradelerinin yasa yoluna başvurma konusunda çelişmesi halinde suça sürüklenen çocuk müdafiinin iradesi geçerli ise de; dilekçe tarihinde 18 yaşından büyük olan suça sürüklenen çocuğun istinaftan vazgeçme iradesine itibar edilmesi gerektiğinden HÜKMÜN İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
II) Katılan vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
“Değer azlığı”nın 5237 sayılı TCK’ya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ve suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve suça sürüklenen çocuğun özgülenen kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinimi kadar, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği; somut olayda suça sürüklenen çocuğun kimliği belirlenemeyen bir kişi ile birlikte bıçak zoruyla mağdur çocuğun 75 TL değerindeki ayakkabısını aldığının anlaşılması karşısında; suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nin 150/2. maddesiyle uygulama yapılmamasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/12/2011 tarihli ve 2011/6-356 esas, 2011/272 karar sayılı ilamı karşısında; iddianamede yer verilen 5237 sayılı TCK’nin 150/2. maddesinin uygulanmaması ihtimaline binaen suça sürüklenen çocuğa ek savunma hakkı verilmeden anılan Yasa ve maddesiyle uygulama yapılmamasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
5237 sayılı TCK’nin 61. maddesiyle cezanın belirlenmesinde, izlenmesi gereken yöntem açık ve denetime imkan tanıyacak bir biçimde ortaya konulmuştur. Buna göre somut olayda ilgili suç tanımında belirtilen cezanın alt ve üst sınırı arasında ceza tayin edilirken cezanın belirlenmesine ilişkin madde hükmündeki ölçütler dikkate alınacaktır. Bu düzenleme ile soyut gerekçelerle cezanın alt ve üst sınırdan belirlenmesi şeklindeki yanlış uygulamanın önüne geçilmek istenmiştir. Bu açıklamalar ışığında bir suçtan dolayı 5237 sayılı TCK’nin 61. maddesi gereğince temel ceza belirlenirken söz konusu maddenin birinci fıkrasında yedi bent halinde sayılan hususlar göz önünde bulundurulacak ve somut gerekçeler de belirtilmek suretiyle kanundaki cezanın alt ve üst sınırı arasında takdir hakkı kullanılacaktır. Ayrıca temel ceza belirlenirken aynı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasındaki: “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” şeklindeki hüküm de gözetilmek zorundadır.
Hâkimin, temel cezayı belirlerken değindiği gerekçesi suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçları, işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksirine dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik ile dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yerinde ve yeterli olmalıdır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan cezanın şahsileştirilmesi kuralının öncelikli amacı; ceza ve sanık arasında uygun dengeyi sağlamaktır. İki sınır arasında cezayı belirleme hâkime ait ise de; bu yetkinin kullanılmasında adalet ve nesafet kurallarına bağlı kalınması bu bağlamda suçun işleniş şekli, önemi, sebepleri, kanun ve nizamlara muhalefet derecesi, kastın yoğunluğu, sanığın sosyal durumu, geçmişi ve topluma kazandırılması gibi hususların göz önünde tutulmasının yanında, bu konudaki gerekçenin dosya ile uyumlu olması zorunludur.
Hal böyle olunca;
Yağma suçunun, silahla ve birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiğinin anlaşılması karşısında; olayda birden fazla nitelikli halin gerçekleşmiş olması ve 5237 sayılı TCK’nin 3 ve 61. maddeleri gereğince temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak yazılı biçimde uygulama yapılmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaate, suç niteliğini tayin ile ceza miktarını ve nev’ini belirlemedeki sebeplerin nitelik ve derecesini takdire, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının reddine, ancak;
II.a) 5271 sayılı CMK’nin 182/1. maddesine göre; duruşma ve celseler herkese açıktır. Gizli olan sadece soruşturma aşaması olup; kovuşturma aşaması ve bu aşamaya dahil olan duruşma alenidir. Bunun iki istisnası vardır. Zorunlu ve isteğe bağlı kapalılıktır. Zorunlu kapalılıkta; 18 yaşını doldurmayan sanığın (suça sürüklenen çocuğun) hüküm dahil tüm duruşması kapalı yapılır. Çünkü kanun koyucu, aleniliğin çocuğa zarar vereceğini kabul etmiştir.
İsteğe bağlı kapalılıkta ise mahkeme, genel ahlak veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı durumda, 5271 sayılı CMK’nin 184. maddesine göre duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına karar verebilir. Bu kapalılık, hüküm hariç duruşmayı kapsadığından, mahkemenin sonuç kararının (kısa kararının/hükmün) her durumda duruşmanın halka açık kısmında açıklanması gerekir. Hüküm duruşması kapalı (gizli) yapılırsa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/1 ve 5271 sayılı CMK’nin 182/3. maddeleri ihlal edilmiş ve dürüst yargılanma hakkı zedelenmiş olur. Kapalılık kararları, itiraza değil, istinaf (veya temyiz) kanun yolu incelemesine tabidir. Mahkeme isteğe bağlı kapalılık kararını, duruşmada gerekçeli olarak verir.
Hal böyle olunca;
Suça sürüklenen çocuğun nüfus kayıt örneğine göre, doğum tarihinin 28/07/1999 olduğu, bu nedenle, suça sürüklenen çocuğun ilk kovuşturma sırasında ifadesinin alındığı 03/08/2017 tarihli duruşma tarihinden önce 18 yaşını doldurduğu ve 5271 sayılı CMK’nin 182, 184 ve 186. maddeleri uyarınca verilmiş ayrı bir “Kapalılık kararı”da bulunmadığı anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmün açıklandığı 21/11/2017 tarihli duruşmanın 5271 sayılı CMK’nin 182. maddesi uyarınca “Herkese açık” bir şekilde yapılması ve hükmün de “Açık yapılan duruşma sırasında” tefhim edilmesi gerektiği gözetilmeden, mahkemece belirtilen duruşmanın kapalı yapılıp; hükmün de kapalı duruşmada tefhim edilmesi suretiyle “Açıklık kuralının” ihlâl edilerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/1, 5271 sayılı CMK’nin 182/1 ve 289/1-f maddelerine aykırı davranılması,
II.b) Yaşı küçük mağdurun dinlenmesi sırasında, psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulmaması suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 236/3. maddesine aykırı davranılması,
II.c) 03/08/2017 günlü oturumda şikâyetçi olduğunu bildiren Ayşe Uçar’a, davaya katılmak isteyip istemediği sorulmadan, davaya katılmasına karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 28/2. maddesine aykırı davranılması,
II.d) Yağma suçunun birden fazla kişi ile birlikte gerçekleştirildiğinin anlaşılmasına karşın 5237 sayılı TCK’nin 149/1-c maddesiyle uygulama yapılmaması,
II.e) Sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı TCK’nin 31/3. maddesinin, aynı Kanun’un 168/3. maddesinden sonra uygulanması suretiyle 5237 sayılı TCK’nin 61/5. maddesine aykırı davranılması,
II.f) Gerekçeli karar başlığında suçun işlendiği zaman diliminin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/2-c maddesine aykırı davranılması, ,”
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

4. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucu Silifke Ağır Ceza Mahkemesi, 23.10.2018 tarihli ve 2018/327 Esas, 2018/369 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri, 168 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 5 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

5. Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.10.2018 tarihli ve 2018/327 Esas, 2018/369 Karar , sayılı sayılı kararının suça sürüklenen çocuk ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 8 Ceza Dairesi, 25.09.2019 tarihli ve 2019/943 Esas, 2019/1798 Karar sayılı kararı ile nitelikli yağma suçundan suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik suça sürüklenen çocuk ve katılan vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri, 168 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Bassavcılığınca tanzim olunan, 05.01.2022 tarihli ve 2019/107993 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Suça Sürüklenen Çocuk ve Müdafiinin Temyiz İstemi
Suça sürüklenen çocuğun ceza almasına yeterli ve kesin deliller bulunmadığına, suça sürüklenen çocuğun yağma kastı ile hareket etmediğine, ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Suç tarihinde suça sürüklenen çocuk ve kimliği tespit edilmeyen bir şahsın birlikte yolun kenarında oturdukları, bu esnada evine gitmekte olan katılanı gördükleri,suça sürüklenen çocuğun katılanı “gel lan buraya ” diyerek yanına çağırdığı, katılana ayağındaki ayakkabıları nereden aldığını sorduğu, denemek için çıkarmasını istediği, mağdurun istemediği eve gideceğini söylediği, daha sonra kimliği tespit edilemeyen şahsın katılanın ellerini arkasına getirerek tuttuğu, suça sürüklenen çocuğun bu sırada çıkardığı bıçağı katılanın boynuna dayadığı, kimliği tespit edilemeyen şahsın ayakkabının tekini katılandan çıkararak suça sürüklenen çocuğa verdiği, suça sürüklenen çocuğun ayakkabıyı kendi ayağına giydiği daha sonra katılandan diğer tekini de istediği, katılanın ayağındaki diğer tekini de çıkararak suça sürüklenen çocuğa verdiği, suça sürüklenen çocuğun çıkardığı kendi ayakkabılarını katılana verdiği, suça sürüklenen çocuk ve kimliği tespit edilemeyen şahsın katılanın yanında hızlıca uzaklaştıkları anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesince, nitelikli yağma suçunu işlediği kabul edilen sanık hakkında Hukukî Süreç başlığı altında (4) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen hükmün kurulduğu belirlenmiştir.

2. Aşamalardaki birbiri ile tutarlı ve değişmez nitelikteki katılan çocuğun anlatımları ve bu beyanları destekler nitelikteki olay sonrasına ilişkin katılanın annesi A.U.’nun ifadeleri dosya içerisinde yer almaktadır.

3. Katılanın soruşturma aşamasındaki beyanında; suç tarihinden iki hafta önce suça konu ayakkabısını 75,00 TL’ye satın aldığını ifade ettiği anlaşılmıştır.

4. Suça sürüklenen çocuk savunmalarında katılanın ayakkabısını aldığını ancak kendisine bıçak çekmediğini ifade etmiştir.

5. Suça sürüklenen çocuğun annesinin kovuşturma aşamasında, mağdurun suçtan doğan zararını karşılamış olduğu 21.11.2017 tarihli duruşma tutanağı içeriğinden anlaşılmaktadır.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, ilk derece mahkemesince sonuç ceza belirlenirken hesap hatası yapılması neticesi eksik ceza tayin edilmesi ve karşı istinaf bulunması sebebiyle duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde, İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet hükmü kaldırılarak yeniden mahkûmiyet hükmü kurulduğu belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE
Suça sürüklenen çocuk ve müdafiinin Diğer Temyiz Sebepleri Yerinde Görülmemiştir.
Ancak;
Katılandan yağmalanan ayakkabının değeri dikkate alındığında verilen cezadan 5237 sayılı Kanun’un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen değer azlığı nedeniyle indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 25.09.2019 tarihli ve 2019/943 Esas, 2019/1798 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Silifke Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

26.04.2023 tarihinde karar verildi.