YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/8400
KARAR NO : 2009/5801
KARAR TARİHİ : 27.04.2009
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı,davalı işveren nezdinde 1.11.1995-11.11.2004 tarihleri arası çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak 1.11.1995-11.11.2004 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tesbiti ile birleşen dava ile de yazılı işçilik alacaklarının davalı işverenden tahsilini istemiştir.
Mahkemece davacının davalıya ait işyerinde 868 gün çalıştığının tesbiti ile yazılı ihbar ve kıdem tazminatı ile fazla mesai alacağnın tahsili ile fazla istemlerin reddine karar verilmiş ise de varılan bu sonuç aşağıdaki nedenler gereği doğru görülmemiştir.
1-Davacının hizmet tesbitine yönelik talebinde istek tanık sözlerine dayanılarak kısmen hüküm altına alınmış ise de varılan bu sonuç eksik incelemeye dayalı olduğundan usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ligilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa’nın 79. Maddesi olan bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı kanunu kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususunda tanık sözleri değerlerdirilmeli ve dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde çalışan işyerinde kayıtlı bordro tanıkları yada komşu ve yakın işyerlerinde çalışan kayıtlı tanıklar olması sağlanarak çalışma olgusu hiçbir kuşuku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeledir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 30.4.2008 gün ve 2008/21-343-347 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda ise yukarıda açıklanan şekilde bir incelemenin yapılmadığı ortadadır. Mahkemece davacının çalıştığını ileri sürdüğü davalıya ait ” Özlem Deri ” isimli deri işleme işyerinde sezonluk olarak 1.11.2000 tarihinden başlamak üzere her yılın Kasım-Mayıs ayları arasında çalıştığına ilişkin kabulü, çalışmasının sezonluk bir çalışma niteliği yönünden doğru ise de işyerinden ekli kurum yazısı ile doğrulandığı üzere 2000/2-3,2001/1,2,3, 2002/1,2, 2003/1,2, dönemler ile 2004/5 ila 11. aylara ait bodroların verilmediği bu nedenle mahkemeye gönderilemediği bildirildiğine göre ifadeleri hükme dayanak alınan tanıkların işyeri bodro tanıkları olmadıkları açıktır. Dinlenen davacı bodro tanıklarının ise işyerinde geçen çalışmalarının 2000 yılından önceye ait olduğu, bu halde çalışmanın tesbiti yönünden kayıtlı işyeri ve komşu işyeri tanık beyanları alınmadan hüküm kurulduğu ortadadır.
Yapılacak iş; yukarıda açıklandığı şekilde bir inceleme yapılmakta birlikte, özellikle 1.11.2000 ila 11.11. 2004 tarihleri arasında işverence SGK’na verilen bordrolarda kayıtlı davacı ile aynı dönemde birlikte çalışmış tanıklar saptanarak bu tanıkların bodro verilmeyen dönemler yönünden ise komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişileri davanın kamu düzenine ilişkin olduğu gözetilerek resen tesbit edip bu kişilerin bilgilerine başvurmak ve sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
2-HUMK’nun 388. Maddesi gereğince bir mahkeme kararının aşağıda belirtilen hususları içermesi gerekir;
1-Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkemece çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,
2-Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,
3-İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti anlaştıkları ve anlaşamadıkmarı hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıallarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,
4-Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,
5-Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,
Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanıkların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HUMK’nun 389. Maddesinde de kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür.
Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda “hüküm kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır. Dava, açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmalı, hüküm fıkrasında asıl talep ile yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir.
Somut olayda ise; mahkemenin bilirkişi raporu ile belirlenen ve davacının 1.11.2000 ila 11.11.2004 tarihleri arasında her yılın Kasım-Mayıs ayları arasında geçen çalışmaları toplam olarak ” 868 ” olarak hükümde belirlenmiş ise de verilen bu hükmün kabul edilen çalışmanın sezonluk bir çalışma olduğu ve tesbitine karar verilen sürelerin Kurumca infazının ancak hükümde açıkça yazıldığı takdirde yapılabileceği dikkate alınmadan sadece toplam süre belirtilerek sonuca gidilmeside açıklanan usul kurallarına açıkça aykırıdır.
Mahkamece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmektedir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,temyiz harcının istek halinde …’a iadesine 27.4.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.