YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6691
KARAR NO : 2022/9577
KARAR TARİHİ : 30.11.2022
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Uygulama Kadastrosu Ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. Maddesine Göre Yapılan Kadastro Tespitine İtiraz
İLK DERECE MAHKEMESİ : … Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında … Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi (5.) Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş olup bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Uygulama kadastrosu sırasında, … İli …., İlçe … (…) mahallesi çalışma alanında bulunan ve tapuda … adına kayıtlı bulunan 88 parsel sayılı 5.200,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 105 ada 46 parsel numarasıyla ve 7.881,70 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiş; diğer taraftan Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışması sırasında ise 105 ada 34 parsel sayılı 91.789,55 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu belirtilerek Hazine adına tespit edilmiş, bu taşınmazın yüzölçümünün eksik belirlendiği iddiası ile Hazine tarafından komisyona itiraz edilmesi üzerine, 09.01.2020 tarihli komisyon kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Davacı Hazine vekili, uygulama kadastrosu sırasında davalıya ait eski 88 parsel (yeni 105 ada 46) sayılı taşınmazın yüzölçümünün artırıldığını, taşınmazdaki artışın taşınmaza komşu olup, Hazine adına kayıtlı bulunan 105 ada 34 parsel sayılı taşınmazdaki azalmadan kaynaklandığını ileri sürerek davalı taşınmazda meydana gelen artışın Hazine’ye ait taşınmaza eklenmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine, çekişmeli 105 ada 46 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hükmün davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince davacı Hazine vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, … Kadastro Mahkemesi’nin 15.09.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/111 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmasına, buna göre davacı Hazine’nin davasının reddine, eski 88 yeni 105 ada 46 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastrosu gibi, çekişmeli 105 ada 34 parsel sayılı taşınmazın ise başka dosyada davalı bulunmaması halinde 09.01.2020 tarihli komisyon kararı gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ve bu karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, iddianın ileri sürülüşüne göre uygulama kadastrosuna ve uygulama kadastrosu ile birlikte yapılan 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesine göre yapılan kadastro tespitine itiraza itiraza ilişkindir.
Uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin davada, Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan, tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli; keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı; teknik bilirkişiden, denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve “ada raporu” ile “uygulama tutanağı ve haritasını” irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Teknik bilirkişi haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli 105 ada 46 parsel sayılı taşınmazın tesis kadastrosu çalışmaları sonucunda oluşturulan sınırlarında, sınırlandırma hatası yapıldığı, 1970 ve 1984 tarihli hava fotoğraflarına göre taşınmazın sınırlarının değişmediği ve sabit nitelikte olduğu, yenileme çalışmalarında da dava konusu taşınmazın zeminde mevcut ve ilk tesis kadastrosu çalışmalarından bu yana değişmeyen sabit nitelikteki bu sınırlar esas alınarak düzeltildiği ve çalışmalar sonucunda pafta zemin uyumsuzluklarının giderildiği gerekçesi ile karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince ise benzer gerekçe ile işin esasının isabetli olduğu belirtilmişse de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Çekişmeli 105 ada 46 parsel sayılı taşınmazın uygulama kadastrosu sırasında komşu 105 ada 34 parsel sayılı taşınmaz ile ara sınırı, tesis kadastrosu sırasında taşınmazın özellikle doğu sınırının hatalı ölçüldüğü ve parsel sınırlarının güncel zemin durumunu teyit etmediği, 1970 tarihli hava fotoğrafına göre sınırların bu tarihten beri güncel zemin durumu ile kullanıldığı ve değişmediği belirtilerek “sabit sınır” tipinde belirlenmiştir.
Mahalli bilirkişiler genel olarak dava konusu 105 ada 46 parsel sayılı taşınmazın davalı tarafından kullanıldığını belirtmekle beraber, bu taşınmaz ile komşu taşınmazlar arasında sabit nitelikte sınır bulunmadığını beyan etmişlerdir.
Mahallinde icra edilen 07.07.2020 tarihli keşif sonucunda dosyaya ibraz edilen teknik bilirkişi raporunda genel olarak, taşınmazın zemin ölçümleri, eski kadastro paftası, teknik evrakları ile 1970 ve 1984 yıllarına ilişkin hava fotoğraflarının değerlendirilmesi sonucunda, tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma hatası yapıldığı, taşınmazın belirtilen hava fotoğraflarına göre sınırlarının değişmediği, dolayısı ile taşınmazın yüzölçümü farklılılığının hatalı sınırlandırmaya göre alan hesabı yapılmasından ve yenilemede sabit sınırların esas alınmasından kaynaklandığı belirtilmiş, raporun hava fotoğrafı incelemesine ilişkin bölümünde ise 1955 ve 1972 tarihli hava fotoğraflarına göre sınırlarında sabit nitelikte sınır bulunmayıp, sınırlarının oluşmadığı ve taşınmazın ekili – dikili alan olarak kullanılmadığı belirtilmiştir.
Şu halde, mahalli ve tespit bilirkişi beyanlarına göre taşınmazın sınırlarında sabit nitelikte sınır bulunmadığı bildirildiğine göre, bu beyanlara göre sınırlandırma hatası yapıldığı ortaya konulamadığı gibi, teknik bilirkişi raporu da özellikle hava fotoğrafı incelemesi noktasında çelişkili olup, bu çelişki üzerinde durulmamış, bu kapsamda raporun bir bölümünde 1970 ve 1984 yıllarına ilişkin hava fotoğraflarının değerlendirilmesi sonucunda, tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma hatası yapıldığı, taşınmazın belirtilen hava fotoğraflarına göre sınırlarının değişmediği belirtildiği halde diğer bölümünde 1955 ve 1972 tarihli hava fotoğraflarına göre sınırlarında sabit nitelikte sınır bulunmayıp, sınırlarının oluşmadığı belirterek oluşan çelişki giderilmemiş, taşınmazda sınırlandırma hatası yapılıp yapılmadığı, bu nitelikte bir hata mevcut ise bu hususun hangi teknik veriler ile ortaya konulduğu tartışılıp değerlendirilmemiş, çekişmeli taşınmazdaki sınır farklılıklarının nedeni tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmemiştir.
Eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca, mahkemece öncelikle, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilerek dosya ikmal edilmeli, bundan sonra harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin de dahil olduğu, üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak denetime elverişli rapor alınmalı, bu kapsamda yukarıda açıklanan çelişkiler üzerinde durulmalı, özellikle zirai ve jeolog bilirkişi raporlarında taşınmazın sınırlarında dere olduğunun anlaşılmasına göre hava fotoğraflarında bu derelerin durumu açıklanmalı, taşınmazın sınırlarının hangi sınır tipinde belirlenmesi gerektiği, sınırlandırma hatası yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu hatanın hangi teknik veriler ışığında anlaşıldığı gibi hususlar tartışılıp değerlendirilmeli, bu yolla uygulama kadastrosunun usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı tereddütsüz ortaya konulmalı, bu şekilde yapılan araştırma ve inceleme sonucunda taşınmazların ara sınırının geçerli sınır tipinde belirlenmesi gerektiği, bir diğer ifade ile hükme esas alınan bilirkişi raporunda “mavi” renk ile işaretlenen sınıra dönülmesi gerektiğinin anlaşılması halinde, somut olayın özelliğine göre taşınmazın uygulama kadastrosu sırasında belirlenen sınırları esas alınarak kalan kısmın 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca kadastro çalışmasına konu edilmesi karşısında, uygulama kadastrosu ile çekişmeli taşınmaza dahil edildiği anlaşılan kısım yönü (tesis sınırı olarak gösterilen “mavi” renk ile gösterilen sınır ile uygulama sınırı olarak gösterilen “kırmızı” renk ile gösterilen sınır arasında kalan kısım yönü ile) 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışmasının tespit tarihi (2020) itibari ile davalı taraf yararına iktisap koşullarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, iktisap koşullarının oluştuğunun anlaşılması halinde de davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeli ve bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, bu hususlar gözardı edilerek karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, Bölge Adliye Mahkemesince, HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi çerçevesinde davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusu kabul edildiğine göre, hüküm yerinde, davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile … Kadastro Mahkemesinin 15.09.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/111 Karar sayılı ilamının HMK’nin 353/(l)-b.2 maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına karar verilip yeniden hüküm kurulması gerekirken, tereddüte neden olacak şekilde davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi de isabetsiz olup, bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 31.03.2022 tarihli ve 2021/289 Esas, 2022/598 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine 30.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.