Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4424 E. 2022/8154 K. 22.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4424
KARAR NO : 2022/8154
KARAR TARİHİ : 22.11.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.01.2017 tarih ve 2013/8 E- 2017/81 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi’nce verilen 08.04.2021 tarih ve 2020/306 E- 2021/404 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin ToyotaSa A.Ş. İle 1995 yılında anlaşarak 1995 yılından 2012 yılına kadar aralıksız olarak ana faaliyet merkezi İzmir de ve 2006 yılında Manisa Plaza da Toyota markalı araçların ve yedek parçaların sürümünün artırılması, son müşterilere satış, servis ve bakım faaliyetlerinde bulunduğunu, tam 18 yıl boyunca ürünün tanıtımını yaptığını, ve güvenilirliğini sağladığını, İzmir ve Manisa çevresinde davalı şirkete kazandırdığı yeni ve sürekli müşteriler ile davalı şirketin bu müşteri kitlesinden menfaat sağlamasını daimi hale getirdiğini, ancak davalı şirketin Kartal 9. Noterliği’nin 10/02/2011 tarihli 05579 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkili şirket ile aralarında akdedilen yetkili satıcılık sözleşmesinin süre sonunda yenilenmeyeceğinin ve taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 21/12/2011 tarihinde sona ereceğini belirten ihtarname keşide ettiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 5 yıllık olduğunu, bu sürenin dolmasıyla belirtilen ihtarname ile sona erdirildiğini, oysa ki davacının kazandırdığı müşterilerin sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalı şirkete menfaat sağlamaya devam ettiğini, sözleşmenin sona ermesiyle beraber müvekkili şirketin gelirlerinin önemli ölçüde kayba uğradığını, sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı davacının elde edeceği gelirlerin olacağını, bu gelirlerden mahrum kaldığını, davacının davalı ile sözleşme ilişkisi sırasında kurduğu ve davalı şirkete kazandırdığı müşteri çevresinden sözleşmenin feshinden sonra yararlanamaz hale geldiğini, davacının sözleşme ilişkisinin devam edeceği inancıyla bir kısım yatırımlar yaptığını, bina, arsa, ekipman aldığını, tadilat ve kira yatırımı yaptığını, yine sözleşmenin feshi ihbarından önce davalı şirket talebiyle yapılmaya başlanıp ihbardan sonra tamamlanıp Manisa da faaliyete geçen Boya-Kaporta yatırımlarının olduğunu ileri sürerek davacı tarafından İzmir ve Manisa illerinde oluşturulan ve davalı şirkete kazandırılan yeni ve sürekli müşterilerden davalı şirketin önemli ölçüde menfaat temin etmeye devam etmesi ve davacının sözleşmenin devam ettirilmemesi sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararlar ile sözleşmenin devam edeceğine güvenerek yapmış olduğu yatırımlar sebebiyle uğradığı zararların hakkaniyet gereği ve ölçüsünde giderilmesi amacıyla ve fazlaya ilişkin talep ve hakların saklı tutarak fesih tarihinden itibaren 50.000,00 TL ‘nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 10/02/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile, toplam 613.173,81TL’nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın 6102 sayılı TTK’nın 122. maddesi uyarınca belirtilen süre içerisinde açılmadığını, zaman aşımına uğradığını, esasa ilişkin olarak da; müvekkili şirketin Toyota marka araçlar ile yedek parçalarının Türkiye distiribitörü olduğunu, bunun yanında Toyota markalı araçlar için bakım ve onarım servisleri verilmesinin de davalı şirketin sorumluluğunda olduğunu, Toyota araç ve yedek parça satışıyla araçlara verilen bakım ve onarım servis işini Türkiye genelinde verdiği bayilikler ile yürüttüğünü, söz konusu bayilerin münhasır bölge bayileri değil, Türkiye’nin tamamında faaliyet gösterme hakkına sahip bayiler olduğunu, yani bir bölge için belirlenmiş tek satıcı ve tekel hakkına sahip bayiler olmadığını, davacının da davalı şirket arasında yapılan ilk bayilik ilişkisinin İzmir de bulunan plazanın açılmasına müteakip 1995 yılında imzalanan yetkili satıcılık sözleşmesi ile başladığını, bilahare ülkemizde Toyota’nın üretim ve satış şirketi olarak ikiye ayrılması nedeniyle 02/10/2010 tarihinde ve en son olarak 21/12/2006 tarihinde imzalanan sözleşmeler ile bayilik ilişkisinin devam ettirildiğini, söz konusu sözleşmelerin tamamının 5 yıllık süreli olarak imzalandığını, sürenin bitiminde uzatılmayacağının davacıya noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, sözleşmenin yenilenmemesi nedeniyle davacı açısından herhangi bir zararın söz konusu olmadığını, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 17 yıl sürdüğü dikkate alındığında davacının sözünü ettiği bu yatırımlara ilişkin masrafların tamamını elde ettiği kazançlarıyla karşıladığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 7.6 maddesi uyarınca davacının talebini kabul edilemez olduğunu, tarafların her ikisinin de tacir olduğunu, sözleşme özgürlü içerisinde verilen bu taahhüdün ve maddenin geçerli olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, gerek 6102 sayılı TTK’nın 122.maddesindeki düzenleme, gerekse TTK’nın yürürlüğe girmesinden önceki Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında, portföy tazminatına hükmedebilmek için taraflar arasında ya acente ilişkisi olması ya tek satıcılık sözleşmesinin bulunması ya da tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkisinin bulunması gerektiği, davacı ile davalı arasında süren 17 yıllık bayilik sözleşmeleri ve imzalanan farklı tarihlerdeki sözleşmeler dikkate alındığında, davacının davalının yetkili bayisi olarak İzmir ilinde faaliyet gösterdiği, ancak davacının davalı ile arasında akdedilen sözleşmelerde davacının tek satıcı konumunda bulunmadığı, yine davacıya gerek bölgesel olarak gerekse il düzeyinde tekel hakkının da tanınmadığı, davacının İzmir bayisi olduğu, davacı dışında davalının iki adet daha İzmir bayisinin bulunduğu, yine davacıya bölgesel bir tekel hakkının da verilmediği, davacının İzmir bölgesi ile bağlı olmaksızın tüm Türkiye’ye satış yapabildiği, bu nedenle davacının davalının acentesi olmadığı gibi, taraflar arasında tek satıcılık ve tekel hakkı oluşturan bir sözleşme de bulunmadığı, sadece bayilik ilişkisinin bulunduğu ve yerleşik Yargıtay kararları dikkate alındığında, bayilik sözleşmelerinde portföy tazminatının talep edilemeyeceği, yine davacı tarafça taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi uyarınca bir takım masraflar yaptığı, bu nedenle bu masraflardan kaynaklı zararının oluştuğu iddiasıyla dava açılmışsa da davacının masraf olarak ileri sürdüğü taşınmaz alımları ve yenilenen ekipmanların sözleşme süresince davacı tarafça kullanıldığı ve halen de kullanılmaya devam edildiği, dolayısıyla bunlar sebebiyle, sözleşme süresi içerisinde kullanılan bu yatırımlardan dolayı davacının herhangi bir zarara uğramadığı gibi, fiilen taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra da söz konusu yatırımların davacı tarafça farklı alanlarda kullanılmaya devam ettiği, dolayısıyla davacının soyut zarara uğradığı yönündeki iddiasının ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kâr mahrumiyeti talep edilebilmesi için borca aykırı davranılması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle sözleşmenin feshedilmiş olması ya da haklı sebep olmadan sözleşmenin feshedilmiş olması gerektiği, sözleşme-fesih hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık mevcut olmayıp, davalının da sözleşmeden doğan fesih hakkını kullandığı, davacının sözleşmeyi ihlal ettiği hususunda bir iddiasının da bulunmadığından kâr mahrumiyetine ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, yatırımsal giderlere yönelik olarak, talep ayrıştırılmadan ıslah yapıldığı ve yapılan ıslahın denkleştirme tazminatına yönelik olduğu, bu nedenle yatırımsal giderlere ilişkin talebin değerlendirilemeyeceği, denkleştirme tazminatı ya da diğer adıyla “portföy tazminatı”, sözleşmenin sona ermesi sonucunda müşteri çevresini kaybeden ve ekonomik bakımdan güç durumda kalan acentenin bu yüzden talep edebileceği bir ödence olduğu, davacı vekilinin istinaf dilekçesinin aksine dava dilekçesinde taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunduğunu belirttiği, taraflar arasındaki ilişki ister acentelik isterse bayilik olarak kabul edilse bile, TTK’nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı talep edebilmesi için davacıya sözleşmede tekel hakkı verilmiş olması gerektiği, sözleşmeye göre süresi dolmadan 6 ay önce herhangi bir neden belirtilmeksizin taraflardan birinin önceden ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceği, yine sözleşmeye göre sözleşmenin sonlandırılması sebebiyle herhangi bir tazminat talep edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, talep tarihinde denkleştirme tazminatına ilişkin yasal düzenlemeye ilişkin şartların mevcut olmadığı gerekçesiyle davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.