YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5359
KARAR NO : 2022/9203
KARAR TARİHİ : 19.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13.02.2019 tarih ve 2016/1246 E. – 2019/145 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 15.04.2021 tarih ve 2019/1007 E. – 2021/502 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki kapsamında davalının müvekkilinden aldığı ürünlerin karşılığı 79.992,03 TL’yi ödememesi ve davalıya gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kalması üzerine, taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı davalı gayrimenkulü üzerinde tesis edilen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yaptıkları takibe davalının itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin yasal şartlarının oluşmadığını, ihtarnamenin usulüne uygun olarak gönderilmediğini, genel mahkemede dava açmaksızın doğrudan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmayacağını, davacı kredi kuruluşu olmadığından İİK 150. maddenin uygulanmasının mümkün olmadığını, müvekkilin davacıya ticari krediden kaynaklı olarak muaccel hale gelmiş herhangi bir borcu bulunmadığını savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, tüm dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ipotek borçlusu ile davalı asıl borçlu aynı kişiler olduğundan TMK’nın 887. maddesinin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, takip ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip olup, ipotek akit tablosunda kayıtsız şartsız para borcu ikrarı bulunmadığından davacının icra takibi yapmasına yasal engel bulunmadığı, eldeki dava itirazın iptali davası olduğundan alacaklılık borçluluk durumu yönünden esasa girilerek tahkikat yapıldığı, taraflar arasındaki esasa ilişkin çözülmesi gereken uyuşmazlığın, takip talebinde belirtilen miktara tekabül eden tutar kadar faturalara konu emtianın davalı borçluya teslim edilip edilmediği, tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan ne kadar alacaklı olduğu konusunda olduğu, gerek davacının gerekse davalının ticari defter ve kayıtlarının HMK’nın 222. maddesi bağlamında birbirlerini doğrular nitelikte olduğu, her iki taraf defterlerine göre davacının takipteki tutar kadar alacaklı olduğu, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin gerek usuli gerekse esasa ilişkin şartlarının hasıl olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2016/2863 sayılı icra takip dosyasına davalı borçlu tarafından yöneltilen itirazın İİK’nın 67/1 maddesi uyarınca iptali ile 79.992,03 TL asıl alacağın takip tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tahsili için takibin devamına, alacak niteliği itibari ile likit ve belirlenebilir olduğundan %20 inkar tazminatı 15.998,40-TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafından davalıya gönderilen kat ihtarnamesinin asilin bizzat kendisine tebliğ edildiği, usule uygun ihtar gönderilmeden takip başlatıldığı yönündeki istinaf nedenin yerinde olmadığı, ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içermemesinin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapılmasına engel olmayıp bu durumda borçluya somut olayda olduğu gibi örnek 9 ödeme emri gönderilerek takip yapılması ve itiraz üzerine duran takip nedeniyle itirazın iptali davası açılmasında yasa ve usule aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin alacaklının banka ve kredi kuruluşu olmaması nedeniyle İİK’in 150. maddesi uyarınca müvekkili aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatmasının hatalı olduğu öncelikle genel mahkemede alacağın miktar olarak belirlenmesi gerektiği yönündeki istinaf nedenin de yerinde olmadığı, üst sınır ipoteğinde ayrıca alacağın varlığının kanıtlanması gerektiği, alacağın davalının kendi ticari defterlerinde kayıtlı olmasına göre, ilk derece mahkemesince itirazın iptaline karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı alacağının davalı ticari defter ve kayıtlarında da görüldüğü, buna göre alacağın likit olduğu kabulü ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekil tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.097,26 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 19.12.2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda gerek Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekse Yargıtayca hükmedilecek istinaf red harcı ile temyiz onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde de “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir.(Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararına, alınan harcın niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
KARŞI OY
1.Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2.İtirazın iptali davaları, Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda ve öğretide ittifakla kabul edildiği üzere takibe sıkı sıkıya bağlı davalardandır.
3.Somut olayda davacı taraf “ipoteğin paraya çevrilmesi” yoluyla başlattığı icra takip dosyasında takibe konu alacağın dayanağını “Kredi Alacağı” olarak göstermiş olup, davalı taraf kredi borcunun bulunmadığı gerekçesiyle takibe itirazı üzerine açılan itirazın iptali davası sırasında davacının davalıya mal satmasına dayalı faturaları göstermesi ve mahkemenin bu faturaları ve ticari defter ve kayıtları inceleyerek mal satımına dayalı alacağın varlığını gerekçe göstererek, takibe sıkı sıkıya bağlılık kuralına aykırı şekilde itirazın iptaline karar vermesi doğru olmadığı gibi, alacağın varlığı yargılamayı gerektirdiği halde davacı aleyhine İİT’na hüküm olunmasını da isabetli bulmadığımdan, kararı onayan Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.