YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4626
KARAR NO : 2022/6431
KARAR TARİHİ : 28.09.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Polatlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 25.03.2021 tarih ve 2014/334 E. – 2021/133 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, alacaklı olduğunu iddia eden bankanın dayandığı 25/06/2007 ve 17/09/2007 tarihli kredi kefalet sözleşmesinde davacının imzasının bulunmadığını, asıl kredi borçlusu olan dava dışı 3. kişinin 2006 yılında kullanılan kredisine kefil olduğunu, bu kredinin de kredi borçlusu tarafından ödendiğini, kredi sözleşmesinin taksit tablosunda davacının imzasının bulunmamasının da davacının yenilenen kredi de kefalet iradesinin ve imzasının bulunmadığına karine olduğunu, davacının ödediği kredi borcundan kaynaklanan alacağın davacıdan cebri icra yolu ile tahsil edilmeye çalışılması karşısında borcunun olmadığının tespitine, kötü niyetli takipte bulunan davalı bankanın alacağın %40’ı oranında kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı bankaları ile asıl borçlu arasındaki kredi ilişkisinde 2 adet toplam 175.000.- TL genel kredi sözleşmesi aktedildiğini, davacının da bu sözleşmeleri müştereken ve müteselsilen borçlu sıfatı ile imzaladığını, bu kredilerin ödenmemesi üzerine doğan riskin tahsili için borçlulara ihtarname gönderildiğini, ancak verilen sürede bankalarının alacağı tahsil edememesi üzerine borçlular hakkında kanuni takibe geçtiklerini savunarak haksız davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, kefalet sözleşmelerinin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nun 581 ve devamı maddelerinde unsurlarının değiştiği, yeni şekil ve esas şartlarına bağlandığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7. maddesinde bu kuralların emredici hukuk kurallarından olup kamu düzenine ilişkin olduğu ve mevcut dosyalara derhal uygulanması gerektiği, Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefalet tarihinin belirtilmesi gerektiği ve kefalet tarihinin kefil tarafından el yazısı ile açıkça yazılması gerektiği, bunun kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için geçerlilik şartı olduğu, bu hususun kanunda yer alan emredici bir düzenleme olduğu, kredi sözleşmesi içerisinde yer alan davacının imzalı beyanını içeren kısımda kefalet tarihinin açıkça el yazısı ile belirtilmediğinden davacının kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacılar murisi …’ın 19/09/2007 tarihli ve 22/06/2007 tarihli kredi sözleşmeleri nedeni ile davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, yasal şartları oluşmadığından kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka ile dava dışı borçlu arasında akdedilen iki adet kredi sözleşmesinde, müteveffa …’ın kefalet iradesinin ve imzasının bulunmadığı iddiasına dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır.
Dava konusu 25/06/2007 ve 17/09/2007 tarihli genel kredi sözleşmelerini, davacı müteveffa …’ın müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı görülmüştür. Mahkemece Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi gereğince, kefalet tarihinin kefilin el yazısı ile yazılması hususunun, kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olduğu, bu hususun kanunda yer alan emredici bir düzenleme olduğu, kredi sözleşmesi içerisinde yer alan davacının imzalı beyanını içeren kısımda kefalet tarihinin açıkça el yazısı ile belirtilmediğinden davacının kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü kararı doğru görülmemiştir. Genel kredi sözleşmeleri 25/06/2007 ve 17/09/2007 tarihlidir. Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 484. maddesine uygun olarak kefalet tesis edilmiştir. 6098 sayılı TBK 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı TBK’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesine göre TBK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Kefalet sözleşmesi 818 sayılı BK yürürlükte iken kanuna uygun olarak kurulduğundan kefaletlere yürürlükten kaldırılan 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır. 6098 sayılı TBK’nın 583. maddesindeki düzenlemeden dolayı kefalet akdi geçersiz kabul edilemez. 6101 sayılı TBK’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 7. maddesinde 6098 sayılı TBK’nın derdest davalara uygulanması ile ilgili düzenleme yapılmışsa da bu hüküm 818 sayılı BK’ya uygun olarak kurulan kefaletin kamu düzenine aykırı olduğu sonucunu doğurmayacağından somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Mahkemece bu yönler gözetilerek işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 28/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.