YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/5089
KARAR NO : 2009/4616
KARAR TARİHİ : 23.06.2009
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında, kooperatif üyeliğine dayalı aidat borcunun tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkili kooperatifin üyesi olan davalının aidat borcunu ödemediğini ve borcun tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin kooperatif üyeliğini değil daireyi satın aldığını, bu nedenle davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, kararın gerekçesinde davalının 1.130,00-YTL aidat ve 5.313,80-YTL. işlemiş faiz borcu bulunduğu belirlenmiş, ancak davanın 9.443,80-YTL kısım için kısmen kabulüne, itirazın bu kısım için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava kooperatif aidat borcunun tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece verilen ve duruşmada tefhim edilen kısa kararda toplam 9.443,80-YTL üzerinden itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmiş, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücreti de buna göre hesaplanmış ise de; kararının gerekçesinde ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının toplam alacağının 6.443,80-YTL olduğu belirtilmiştir. HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Diğer yandan, mahkemece bu durum, kararın arkasına yazmak suretiyle hüküm, tavzih yoluyla düzeltmek istenilmiş ise de bu hususun tavzih yolu ile düzeltilmesi de mümkün değildir. Tavzih, hükümde şüphe uyandıran, anlaşılamayan hususların açıklanması için başvurulacak yoldur. Somut olayda, gerekçede alacağın 6.443,80-YTL olduğu belirtildiği halde, hüküm fıkrasında açıkça 9.443,80-YTL olarak hüküm kurulmuştur. Bu durum tavzih ile düzeltilemeyeceği gibi, maddi hata olarak da kabul edilemez. Çünkü somut olaydaki çelişki bir yerde yapılan bir yazım hatası değildir. Başlangıçta bu durumun bir maddi hata olarak ortaya çıktığı düşünülse bile, bu hatalı duruma devam edilmiş, mahkeme kararının tamamı bu çelişkili duruma göre yazılmış olup, ortada maddi hata kabul edilebilecek bir durum kalmamıştır. Bu ilkeler ışığında, yukarıda açıklandığı üzere kısa karar ile gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmış olup, bu durumda, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmesi gerektiğinden, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, sair nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 23.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.