Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/26216 E. 2022/10901 K. 27.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/26216
KARAR NO : 2022/10901
KARAR TARİHİ : 27.09.2022

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı … vekili tarafından talep edilmiş, davacı vekilince de duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 27/09/2022 Salı günü davacı vekili Av. ….. ile davalı … vekili Av……geldiler. Diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili asıl ve birleşen davalarda; İzmir 5.İcra Müdürlüğü’nün 2014/14394 sayılı ve İzmir 22. İcra Müdürlüğü’nün 2015/1487 sayılı takip dosyalarında davalı borçlu … hakkında takip yaptıklarını, haczi kabil malının bulunamadığını, ancak dava konusu taşınmazlarını alacağın tahsilini engellemek amacıyla muvazaalı olarak davalı-üçüncü kişi …’a devrettiğini, … tarafından da …’ya devredildiğini belirterek bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili; müvekkilinin taşınmazı davalı …’ten üzerindeki ipotek ile satın aldığını, satış bedelini banka üzerinden havale yaptığını, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, alacaklıyı zarara uğratma kastı bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili; davalı …’ı sadece kahvehanesine gelip gitmesinden dolayı tanıdığını, kendisi ile herhangi bir münasebetinin olmadığını, kendisini esnaf olarak tanıdığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davalı …; davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin davalı … hakkındaki 2016/210 Esas sayılı asıl davası ile 2016/211 Esas sayılı tasarrufun iptali talebine ilişkin davasının reddine, davacı vekilinin davalı … hakkındaki bedele yönelik 2016/210 Esas sayılı asıl davası ile 2016/211 Esas sayılı birleşen tazminat davasının kabulü ile davalı-borçlu ile davalı-3. kişi … arasındaki 11/07/2014 tarihli Aydın ili efeler ilçesi Kemer mah 2842 ada 24 parsel zemin kat 7 nolu depo ile zemin kat 8 nolu dükkana yönelik tasarrufların iptaline, dava bedele dönüştüğünden 7 nolu depo için 393.156,00 TL, 8 nolu dükkan için 245.722,00 TL tazminatın davalı …’dan tahsiline, davacı vekiline İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2014/14394 ve İzmir 22. İcra Müdürlüğünün 2015/1487 sayılı takiplerindeki alacak ve ferilerine yetecek miktarlar için davalı … hakkında cebri icra yetkisi verilmesine, davalı-borçlu … hakkında ayrıca tahsil hükmü kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesince,davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17/04/2019 gün ve 2016/210 Esas, 2019/195 Karar sayılı (20/05/2019 tarihli tashih şerhini içerir) kararının, HMK’nun 353/1-b-3 maddesi uyarınca kaldırılmasına, esasa ilişkin yeni hüküm tesisine; asıl dava yönünden; davacının, davalı … hakkındaki davasının reddine, davacının davalılar … ve … arasındaki tasarrufa ilişkin davasının kabulü ile dava konusu; Aydın İli, Efeler İlçesi, Kemer Mahallesi, 2842 ada, 24 parsel, zemin kat, 7 nolu “depolu dükkan” vasfındaki bağımsız bölümün, 11/07/2014 tarih ve 13689 yevmiye sayılı resmi senetle, borçlu davalı … tarafından, davalı 3. kişi …’a satışı ile ilgili tasarrufun, davacı yönünden iptali ile, taşınmazın, davalı 3. kişi … tarafından devredilmiş olması nedeniyle, İİK’nun 283/2 maddesi uyarınca, 393.156,00 TL alacağın, İzmir 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/14394 sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak (ve İzmir 22. İcra Müdürlüğü’nün 2015/1487 sayılı takip dosyasının tahsilde tekerrüre esas olmamak) üzere, davalı 3. kişi …’dan tahsiline, dava konusu; Aydın İli, Efeler İlçesi, Kemer Mahallesi, 2842 ada, 24 parsel, zemin kat, 8 nolu “dükkan” vasfındaki bağımsız bölümün, 11/07/2014 tarih ve 13689 yevmiye sayılı resmi senetle, borçlu davalı … tarafından, davalı 3. kişi …’a satışı ile ilgili tasarrufun, davacı yönünden iptali ile, taşınmazın, davalı 3. kişi … tarafından devredilmiş olması nedeniyle, İİK’nun 283/2 maddesi uyarınca, 245.722,00 TL alacağın, İzmir 5. İcra Müdürlüğü’nün 2014/14394 sayılı takip dosyasındaki alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak (ve İzmir 22. İcra Müdürlüğü’nün 2015/1487 sayılı takip dosyasının tahsilde tekerrüre esas olmamak) üzere, davalı 3. kişi …’dan tahsiline karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
1-6100 sayılı HMK’daki yeni düzenleme ile getirilen istinaf kanun yolu, ilk derece mahkemesi ile temyiz incelemesi arasında, ikinci derece bir denetim mekanizması ve kanun yoludur.
İstinaf kanun yolu uygulamasında, İlk Derece Mahkemesi kararından sonra, karar ilk olarak istinaf denetimine tâbi tutulmakta, istinaf denetiminden sonra temyiz yolu açıksa temyize başvurulmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle yargılama üç aşamalı hale gelmiştir. Önce İlk Derece Mahkemesinde ilk derece yargılaması yapılarak karar verilmekte, ardından Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf incelemesi ile vakıa ve hukukilik denetimi yapılmakta, son olarak da Yargıtay’da temyiz incelemesine gidilmektedir.
Yeni sistemde temyiz edilen karar İlk Derece Mahkemesinin kararı değil, Bölge Adliye Mahkemesinin kararıdır. Artık İlk Derece Mahkemesi kararının doğrudan temyiz edilmesi mümkün değildir. İlk Derece Mahkemesi’nin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmaması halinde karar kesinleşmektedir.
6100 sayılı HMK’nın yargılama sitemine göre İlk Derece Mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusu üzerine tarafın istinaf başvurusunun usulden/esastan reddine karar verebilir veya İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak yeniden hüküm kurabilir. Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeni karar verilmesi halinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır.
Taraflardan birisinin İlk Derece Mahkemesi’nin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmaması halinde kamu düzenine aykırılık yok ise diğer taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşacaktır. Karşı tarafın istinafı üzerine de Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince verilen kararın değiştirilmemesi halinde, istinaf etmeyenin temyize başvurması usulü müktesep hak ilkesine takılacaktır. Zira istinaf mahkemesinin denetiminden geçmeyen bir kararın temyiz incelemesi söz konusu olmaz ve olmamalıdır. Dolayısıyla tarafların istinaf incelemesinin kapsamı dışında bıraktığı hususlar kendiliğinden temyiz incelemesinin de kapsamı dışında bırakılmış sayılır.
Kural olarak İlk Derece Mahkemesi’ nin kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmayan tarafın Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır. Ancak ilk kararı istinaf etmeyen taraf Bölge Adliye Mahkemesi tarafından İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeni bir karar verilmesi halinde bu yeni kararı temyiz edebilecektir. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi halinde Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup, İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davalı … yönünden davanın kabulüne ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararını adı geçen davalı istinaf etmemiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesinin davacı tarafın istinaf başvurusunu kabulüne ilişkin kararına karşı davalı … vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
Yukarıda açıklandığı üzere davalı … tarafından İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmadığından davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf başvurusu kabul edilip yeniden hüküm kurulmuşsa da davalı …’ın daha aleyhine bir durum oluşmadığından, davalı …’ın Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz hakkı bulunmamaktadır. Aksi düşünce istinaf başvurusunda bulunmayan tarafa ilk derece mahkemesi kararını istinaf kanun yolunu atlayarak temyiz etme hakkı tanımış olur ki bu durum 6100 sayılı HMK ile hayata geçirilen üç kademeli yargılama sistemini iki kademeli yargılama sistemine dönüştürür ve istinafın devre dışı bırakılmasına yol açar.
Bu açıklamalar ışığında, İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen davalı … vekilinin, Bölge Adliye Mahkemesinin davacının istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararını temyiz hakkı olmadığı anlaşıldığından, davalı … vekilinin temyiz isteminin reddi gerekir.
2-Dava; İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır.
Öte yandan, tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta Bölge Adliye Mahkemesince; davalı 3. kişi …’ın işletmekte olduğu kahvehanesinin müşterilerinden olması nedeniyle, borçlu davalı …’ı tasarruf tarihi öncesinde tanıdığını beyan etmesi karşısında, İİK’nın 280/1 maddesi kapsamında, davalı 3. Kişi …’ın, borçlunun mali durumunu ve alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastıyla hareket ettiğini bilen veya bilebilecek kişilerden olması nedeniyle davalılar arasındaki yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu, ancak davalı 3.kişi …’ın tasarrufa konu taşınmazları, davalı …’ya satış suretiyle tapuda devrettiği, 4. kişi konumundaki davalı …’nun, İİK’nun 280/1 maddesi kapsamında kötü niyetli olduğu, yani, borçlu …’ın durumunu ve amacını bilerek tasarrufta bulunduğunun davacı tarafından ispatlanamaması nedeniyle, İİK’nun 283/2 maddesi kapsamında nakden tazmine dönüşen dava nedeniyle; … hakkındaki asıl ve birleşen davaların reddine; davalı 3. kişi … hakkındaki asıl ve birleşen davaların kabulü ile, tasarrufa konu taşınmazların, davalı 3. kişi … tarafından, davalı 4. kişi …’ya satıldığı tarihteki bilirkişi tarafından saptanan rayiç bedellerinin, İİK’nun 283/2 maddesi kapsamında, icra takiplerindeki alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere, davalı …’dan tahsiline yönelik istinafa konu kararın verilmiş olması doğru görüldüğü belirtilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir.
11/07/2014 tarihinde davalı borçlu … dava konusu taşınmazlardan 7 nolu depolu dükkanı tapuda 113.000,00 TL bedelle, 8 nolu dükkanı 66.000 TL bedelle üzerindeki Türkiye Ekonomi Bankası lehine 26/05/2014 tarihinde tesis edilmiş ipotekle yüklü olarak davalı 3.kişi …’a devretmiş, devir esnasında davalı borçlu …’a davalı 4.kişi …’nun kardeşi… vekillik etmiştir. İlk Derece Mahkemesince
…’nun emlakçı olması nedeniyle … aleyhine değerlendirilmeyeceği belirtilmişse de dosya kapsamında…’nun emlakçı olduğuna dair bir belgenin olmadığı anlaşılmaktadır. Yine dosya kapsamından davalı 3.kişi …’ın tasarruf tarihinde davalı 4.kişi … ve ailesinin şirketi olan AFY Teks.Elk.İnş.Taah.İml.İç ve Dış.Tic.Ltd.Şti.nde çalıştığı, taşınmazların üzerindeki ipoteklerin 11/12/2014 tarihinde bu şirketin kullandığı kredilerle kapatıldığı ve bu nedenle bu şirket lehine yeniden ipotek tesis edildiği, 29/05/2015 tarihinde davalı 3.kişi … tarafından davalı 4.kişi …’ya devredildikten sonra 01/06/2015 tarihinde bu ipotek borçlarının da ödenerek kapatıldığı anlaşılmaktadır. Davalı 3.kişi … da; dava konusu taşınmazları patronu…’nun isteği üzerine kendi üzerine aldığını, daha sonra şirketleri üzerine kredi çekilerek taşınmazların ipotek borçlarının kapatıldığını, aslında taşınmazların davalı … tarafından kullanıldığını ve onun adına alındığını beyan etmektedir. Buna göre, dava konusu taşınmazların ilk devri sırasında davalı borçlu …’a davalı 4.kişi …’nun kardeşi…’nun vekillik etmesi, tasarruf tarihinde davalı 3.kişi …’ın davalı 4.kişi …’nun kardeşi…’ya ait şirkette çalışması, taşınmazlar davalı 3.kişi …’a devredildikten sonra davalı 4.kişi …’nun ailesine ait olan bu şirket üzerine kredi kullanılarak taşınmazlar üzerine yeniden ipotek tesis edilmesi, en son taşınmazların davalı 4.kişi …’ya devredilerek ipotek borçlarının kapatılması hususları birarada değerlendirildiğinde davalı 4.kişi …’nun da borçlu davalı …’ın durumunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından, davanın davalı … yönünden de kabulü ile tasarrufların iptali ile davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA; Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı …’a geri verilmesine 27/09/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.