Yargıtay Kararı 5. Ceza Dairesi 2021/7436 E. 2023/2020 K. 02.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/7436
KARAR NO : 2023/2020
KARAR TARİHİ : 02.03.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : İcrai davranışla görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.03.2015 tarihli ve 2015/17167 Soruşturma, 2015/11305 Esas, 2015/9635 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması ve 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluğu uygulanması talebiyle kamu davası açılmıştır.
2. İstanbul Anadolu 60. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.04.2016 tarihli ve 2015/162 Esas, 2016/196 sayılı Kararı ile sanık hakkında icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası, 62, 50 ve 52 nci maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası karşılığı 3.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri:
Atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı, iadeli taahhütlü mektupların tebliğinde posta tebligat memurlarının muhatapları muhtara sorma yükümlülüğünün bulunmadığı, sanığın eylemleri sebebiyle kişilerin ve kamunun zarara uğramadığı, kişilere haksız menfaat sağlanmadığı, sanığın sözleşmeli personel olarak çalıştığı, görevi kötüye kullanma suçunun ise kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü suç niteliğinde olduğu, sanığın kastının bulunmadığı, mahkemenin yeterli inceleme ve araştırma yapmadan hüküm kurduğu, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu hususlarına ilişkindir.
B. Sanığın Temyiz Sebepleri:
Taşeron firma elemanı olarak çalıştığı, kamu görevlisi olmadığı, kamu görevlisi olarak nitelendirilmesi durumunda soruşturma izni alınması gerektiği, kişilerin mağduriyetine sebep olmadığı, görevinin gereklerine uygun hareket ettiği, suçun unsurlarının oluşmadığı, muhataplarına evrak dağıtıp dağıtmadığı hususunda apartman görevlisinin mahkemece çağrılarak teşhis işlemi yaptırılmasının gerektiği, şikayetin usulüne uygun olarak yapılmadığı, göreviyle alakalı olarak eğitim almadığı, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı, cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı, davanın konusunun mektup olduğu fakat iddianame ve mahkeme kararında tebligatın dava konusu edildiği, kendisinin tebligat yapma görevinin bulunmadığı, lehe hükümlerin uygulanmadığı, kararın usul ve yasaya aykırı olduğu nedenlerine ilişkindir.
C. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri:
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Kadıköy Posta ve Telgraf Teşkilatı Başmüdürlüğünde posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın, mağdur …’ın yöneticisi olduğu Muhlis Apartmanı isimli binada yapılacak olan kat malikleri olağanüstü toplantısına çağrı bildirimi içeren tebligat evrakını muhataplarına usulünce teslim etmesi gerekirken, tüm kat maliklerinin adreste tanınmadıklarından bahisle iade edip ilgili mahalle muhtarlığından da gerekli araştırmayı yapmayarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine sebep olduğu iddia ve kabulü ile sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Kamu görevlisinin tanımının yapıldığı 5237 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin gerekçesinde yer alan “kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir” ve “kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılamayacağı” şeklindeki açıklamalar karşısında; Kadıköy Posta ve Telgraf Teşkilatı Başmüdürlüğünde yüklenici firma elemanı olarak istihdam edilen sanığın kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü suç niteliğindeki görevi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağı gözetildiğinde; 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği halde yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de;
Hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanığın yargılama konusu eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 257 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer alan suça ilişkin olduğu, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrası ile basit yargılama usulünün getirildiği ancak Anayasa Mahkemesinin 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.01.2021 tarihli, 2020/81 Esas ve 2021/4 sayılı Kararı ile yargılama aşamasında olup henüz “kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış” dosyalar açısından Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun’a 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Yasa’nın 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddenin (d) bendinde yer alan “…hükme bağlanmış…” ibaresinin “basit yargılama usulü” bakımından iptal edildiği ve bu kararın sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, öte yandan suç tarihinde Kadıköy Posta Dağıtım Merkezinde dağıtıcı olan sanığın 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ifa ettiği görevinden doğan suçlardan dolayı kamu görevlisi sayıldığı ancak aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince soruşturulmasının izne tabi olmadığı anlaşılmakla, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi uyarınca “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğu kanaatine varılmıştır.
Adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının hüküm fıkrasında gösterilmemesi suretiyle 5237 sayılı Kanun’un 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasına ve 5271 sayılı Kanun’un 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına muhalefet edilmiştir.
28.06.2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 81 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Anadolu 60. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.04.2016 tarihli ve 2015/162 Esas, 2016/196 sayılı Kararına yönelik sanık ve müdafii ile O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istekleri ve dosya kapsamında re’sen tespit edilen hususlar nazara alındığında hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.03.2023 tarihinde karar verildi.