Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/12590 E. 2022/9467 K. 28.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/12590
KARAR NO : 2022/9467
KARAR TARİHİ : 28.11.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapusuz taşınmaz tescili

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, bozma sonrası kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Alanya 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/254 Esas sayılı dosyasında davacılar … ve … vekili 31.08.2005 havale tarihli dava dilekçesiyle; Alanya ili, Kestel Beldesinde bulunan sınırlarını bildirdiği yaklaşık 15.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu iddia ederek, TMK’nin 713. maddesi hükmüne göre müvekkilleri adına tescilini istemiştir. Yine Alanya 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/255 Esas sayılı dosyasında ise davacılar … ve … vekilinin 31.08.2005 havale tarihli dilekçesiyle; Alanya ili, Kestel Beldesinde bulunan sınırlarını bildirdiği yaklaşık 18.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu iddia ederek TMK’nin 713. maddesi hükmüne göre müvekkilleri adına tescilini istemiştir.
Mahkemece 2005/254 Esasında yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, bilirkişi … . tarafından düzenlenen 23.11.2007 tarihli raporda B, C ve E harfi ile gösterilen 15.219,92 m² yüzölçümündeki taşınmazın tarla vasfı ile tamamı 2 pay kabul edilerek; 1 payının davacı …, 1 payının davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, aynı krokide A harfi ile gösterilen 802,95 m²’lik kısım ile D harfi ile gösterilen 183,34 m²’lik kısımların ayrı ayrı ham toprak vasfı ile birliğin son parsel numaraları altında Maliye Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, yine aynı Mahkemece 2005/255 Esasında yapılan yargılama sonunda ise; davanın kabulüyle, bilirkişi … Onuş tarafından düzenlenen 23.11.2007 tarihli raporda A harfi ile gösterilen 21.018,47 m² yüzölçümündeki taşınmazın tarla vasfı ile tamamı 2 pay kabul edilerek; 1 payının davacı …, 1 payının davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, her iki karar da davalı Hazine vekilince ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 13.10.2009 tarihli ve 2009/11305-14615 ve 2009/11295-14616 sayılı ilamlarıyla; “Davanın genel arazi kadastrosunda tescil harici bırakılan tapusuz olan taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla tesciline ilişkin olduğu, bu nedenle çekişmeli taşınmazın zilyetlikle kazanmaya elverişli yerlerden olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması gerektiği, Yargıtay HGK’nin 24.10.2001 tarihli ve 2001/8-464/751 sayılı kararı ile HGK’nin 12.05.2004 tarihli ve 2004/8-242-292 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, genel arazi kadastrosu sırasında orman niteliğinde tespit dışı bırakılan taşınmazın öncesinin orman olduğunun kabulü ile daha sonraki tarihte yapılacak orman kadastrosunda tespit harici bırakılmasından dava tarihine kadar yirmi yıllık zilyetlikle kazanma süresinin geçmesinin zorunlu olduğu, hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda kesinleşmiş orman kadastro haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu en yakın kadastro parselleri görülecek biçimde haritalar üzerinde gösterilmediği için Yargıtay denetimine açık ve çekişmeli taşınmazın zilyetlik yoluyla kazanmaya elverişli taşınmaz olup olmadığını saptamakta yeterli olmadığı, çekişmeli taşınmaza yakın konumda bulunan ve yörede 1959 yılında yapılan ilk arazi kadastrosunda tapulaması yapılan parsellere ait tapulama tutanak örnekleri ile varsa dayanağı tapu ve vergi kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilerek çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri ne olarak gösterdiğinin saptanmadığı ve taşınmazın belediye sınırları içinde olması nedeniyle, imar planları kapsamında kalıp kalmadığının araştırılmadığı, bu nedenle dairede aynı gün temyiz incelemesi yapılan Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/255-2008/537 sayılı ve Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/254-2008/536 sayılı dava dosyaları aralarındaki bağlantı nedeniyle birleştirildikten sonra, dava konusu taşınmazların öncesinin orman olup olmadığının eski tarihli hava fotoğrafı ve memleket haritası bilirkişilerce incelenerek duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması, yine topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim durumunu gösterir rapor alınması, yapılacak araştırma sonucu çekişmeli yerin öncesinin ve eylemli durumunun orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, dava tarihinden 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bilirkişilerce yapılan incelemede taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğünün belirlenmesi, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığının tespit edilmesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde yazılı şartların araştırılması” gereklerine değinilerek her iki karar ayrı ayrı bozulmuştur.
Bozma sonrası 2010/98 ve 2010/97 Esaslarına kaydedilen dosyalardan, 2010/98 Esas sayılı dosya, 2010/97 Esas sayılı temyize konu dosya ile birleştirilmiş ve bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile fen bilirkişisi…’ın 09.05.2019 tarihli krokili raporunda (A2) harfi ile gösterilen 13.895,40 m2, aynı krokide (A3) harfi ile gösterilen 7015,88 m² kısım ile (E1) harfi ile gösterilen 5.197,69 m²’lik kısım ve (E2) harfi ile gösterilen 8355,01 m²’lik taşınmazların tamamı 2 pay kabul edilerek; 1 payının davacı …, 1 payının davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, raporun kararın eki sayılmasına, aynı krokide A1 harfi ile gösterilen 799,08 m²’lik kısım ile B harfi ile gösterilen 672,83 m²’lik, C harfi ile gösterilen 455,26 m²’lik kısım ve D harfi ile gösterilen 183,35 m²’lik kısımlar yönünden ayrı ayrı Maliye Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, Mahkemece tashih kararıyla hükmün 1 numaralı bendi; “fen bilirkişisi…’ın 09.05.2019 tarihli krokili raporunda (A2) harfi ile gösterilen 13.895,40 m2, aynı krokide (A3) harfi ile gösterilen 7.015,88 m²’lik taşınmazın tamamı 2 pay kabul edilerek; 1 payının davacı …, 1 payının davacı … adına, (E1) harfi ile gösterilen 5.197,69 m²’lik kısım ve (E2) harfi ile gösterilen 8.355,01 m²’lik taşınmazların tamamı 2 pay kabul edilerek; 1 payının davacı …, 1 payının davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline, raporun kararın eki sayılmasına” şeklinde düzeltilmiştir. Karar, davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişme konusu taşınmazın bulunduğu yerde 26.04.1986 yılında kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B çalışması ile 1989 yılında kesinleşen evvelce sınırlaması yapılmamış ormanların orman kadastrosu ve 2/B çalışması bulunmaktadır. Arazi kadastrosu ise 1958 yılında yapılmış, dava konusu yer taşlık ve çalılık olarak tapulama harici bırakılmıştır.
Mahkemece; hükme esas alınan fen bilirkişi raporunda -aynı zamanda temyize konu olan- A2, A3, E1 ve E2 ile gösterilen taşınmazlar yönünden zilyetlik şartları oluştuğundan bahisle kabul kararı verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu taşınmazların 1986 yılında kesinleşen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı, eldeki davaların ise 2005 yılında açıldığı, bu itibarla orman kadastrosunun kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı, dava konusu taşınmazların öncesinin ne olduğunun tereddütsüz olarak belirlenmesi gerektiği, zira orman sayılan bir taşınmaz üzerinde, taşınmazların orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar sürdürülen zilyetliğin hukuki kıymeti olmayacağı, hükme esas alınan bilirkişi kurul raporunda 1958 tarihli hava fotoğrafında dava konusu taşınmazların maki formasyonundan seyrek ocaklar halinde çalılar ile kaplı olduğunun belirtildiği, 1963 tarihli memleket haritasında da taşınmazların üzerinde çalılık işareti bulunan yeşil alanda kaldığınının belirlendiği, yine aynı raporda A2, A3 ve E1, E2 ile gösterilen yerlerin doğal yapısı itibariyle klizimetre ile yapılan ölçümde yüzde 30-32 genel arazi eğimine sahip olduğu, ancak teraslama ile eğimlerinin düşürüldüğünün saptandığı, nihai olarak yapılan değerlendirmede ise, 6831 sayılı Kanunun 1.maddesine göre orman sayılmayan yerlerden olduğunun belirlendiği, halbuki yapılan bu tespitin 6831 sayılı Kanun’un 1. maddesinin “j” bendi ve 20.11.2012 tarihli Orman Kadastrosu ve 2/B Uygulama Yönetmeliğinin 14.maddesinin “o” bendiyle çelişki oluşturduğu, raporun bu haliyle hüküm kurmak için yeterli olmadığı, ayrıca hükme esas alınmayan ancak dosya içerisinde bulunan orman bilirkişi raporlarında A3 ve E2 ile gösterilen yerlerin eğiminin yüzde 15-16 iken yüzde 5-6’ya düşürüldüğü, A2 ve E1 ile gösterilen taşınmazların eğiminin ise 8-9 olduğu, A3 ve E2 ile gösterilen taşınmazların 6831 sayılı Kanun’un 1/j maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olduğunun belirlendiği, hükme esas alınan bilirkişi kurul raporunda bu hususla ilgili de değerlendirme yapıldığı, buna göre; taşınmazların fiili durumu, toprak ve bitki örtüsü ve eskiden beri kullanım durumu, 1958 ve 1986 yılı hava fotoğraflarındaki görüntüleri, 1963 ve 1989 yılları memleket haritalarındaki konumları ile 31.12.1981 tarihi itibariyle 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi şartlarını taşıdığından orman sayılmayan yerlerden olmaları nedeniyle yapılan tespite katılmadıklarının bildirildiği, ancak bu değerlendirmenin dahi kendi içinde çelişki barındırdığı, zira 2/B şartlarını taşıyan bir yerin öncesinin orman olması gerektiğinin açık olduğu, sonuç itibariyle yukarıda anlatılanlar çerçevesinde taşınmazların öncesinin orman sayılan yerlerden olup olmadığının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmediği anlaşılmaktadır. Öte yandan; taşınmazların öncesinin orman sayılmayan yerlerden olduğunun değerlendirilmesi halinde, zilyetlikle kazanılması için imar ihyaya muhtaç olduğu tartışmasızdır. Yine hükme esas alınan bilirkişi kurul raporunda; 1986 yılı hava fotoğrafında; taşınmaz üzerinde seyrek ocaklar halinde maki formasyonundan çalılar bulunduğunun belirlendiği, A2 bölümünde sebze ve meyve tarımının yapılmakta olduğu, üzerinde doğal yetişmiş orman ağaçlarının bulunmadığı, A3 bölümünün güney kısmında meyve ağaçlarının bulunduğu, E1 bölümünün kısmen uygun olan yerlerinde meyve ağaçlarının bulunduğu, E2 bölümünün kuzey kısmının kullanılmakta olduğu ve meyve ağaçlarının bulunduğu, güney kısmının ise doğal hali ile bulunduğunun gözlemlendiğinin belirlendiği, bu itibarla imar ihya ile zilyetliğin taşınmazların hangi kısımlarında tamamlandığının tereddütsüz belirlenmediği, zira A3 bölümünün kuzey kısmıyla ilgili değerlendirme yapılmadığı, E1 bölümünün ise kısmen kullanıldığının anlaşıldığı, yine E2 bölümünün güney kısmının doğal hali ile durduğu yani çalılık olduğunun belirlendiği, ancak Mahkemece anılan bölümler yönünden kabul kararı verildiği görülmektedir. Bu şekilde, eksik araştırma ve incelemeye dayalı, denetime elverişli olmayan ve çelişkili bilirkişi raporlarına göre hüküm kurulamaz.
Hal böyle olunca, Mahkemece doğru sonuca ulaşılabilmesi için; yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ve amenajman planı ile komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları hükmen oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip; yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi, bir ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte getirtilen belgeler çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmaz çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; yine dava tarihinden 15-20-25 yıl önceki hava fotoğrafları getirtilip, stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu inceleme yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli; taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte hangi kısımları açısından tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını ve dava konusu taşınmazın gerçek eğime göre -teraslanmak suretiyle eğimin azaltılmasının taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceği de gözetilerek- öncesinin orman veya 6831 sayılı Kanun’un 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12’yi aşan ve dolayısıyla orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan çalılık niteliğinde orman sayılan yerlerden olup olmadığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır. Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise hangi tarihte hangi kısımları yönünden tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmak suretiyle dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; bu yolla yerel bilirkişi ve tanık beyanları değerlendirilmeli, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişiden, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmelidir.
Taşınmazların öncesinin orman veya 6831 sayılı Kanun’un 1/j maddesi kapsamında eğimi % 12’yi aşan ve dolayısıyla orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan çalılık niteliğinde orman sayılan yerlerden olduğunun anlaşılması halinde, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar taşınmazın davacı adına tescili için yeterli zilyetlik süresinin dolmadığı gözetilmeli, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, hükmün bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; Mahkemece HMK’nin 304.maddesine atıf yapılarak, hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde, A2 ve A3 ile gösterilen yerlerin davacılar … ve … adına tesciline karar verilmiş iken, hükmün tashihi yoluyla anılan yerlerin … ve … adına tesciline şeklinde değiştirilmesi doğru olmamıştır. Zira hükmün tashihi ancak yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar söz konusu olduğunda mümkündür. Hükmü değiştirecek şekilde tashih yapılamaz.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 28.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.