Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2021/16033 E. 2023/864 K. 01.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/16033
KARAR NO : 2023/864
KARAR TARİHİ : 01.03.2023

T U T U K L U
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/376 E., 2021/445 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile sanığın mahkumiyetine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.04.2021 tarihli ve 2020/184 Esas, 2021/104 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 9 Yıl 4 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
2. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 23.12.2020 tarihli ve 2020/1021 Esas, 2020/2039 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılarak; sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 7 Yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 12.10.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafiinin temyiz istemi özetle,
Sanığın üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,
Sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delilin olmadığına,
Atılı suçu işlediğini kabul etmemekle birlikte alt sınırdan ceza tayin edilmesi gerekirken, alt sınırdan hukuka aykırı şekilde uzaklaşılarak ceza verildiğine,
Sanığın uzun yıllar örgüte müzahir dershanelerde öğretmenlik ve yöneticilik yapmasının suç niteliği taşımadığını, sanığın örgüt üyesi olarak çalışmadığını, dershanede hukuki nizam içerisinde başarılı nesiller yetiştirmek için çalıştığına,
Tanık beyanlarının sanığın üzerine atılı suça ilişkin olmadığına, sadece sanığın idareci ve öğretmenliğine ilişkin beyanlardan oluştuğu, tanıklardan bir kısmın mahkeme aşamasından beyanından döndüğü, bir kısım tanıklarla husumetli olduğuna,
Sanığın 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden bir yıl öncesinde örgüte müzahir dershane ile bağını kestiğini, örgütle bağını kopardığını, örgüt ile iltisaklı şirkette geçmişte çalışmanın suç olmadığına,
Bank … hesabının rutin bankacılık işlemlerinin olduğunun tespit edildiğine,
ByLock tespitinin yerinde olmadığı, ByLock kullanıcısı olduğuna dair somut delil bulunmadığına,
Ve sair sebeplere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Özetle;
Her ne kadar sanık hakkında “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme” suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının kendi aralarında haberleşmek için kullandıkları kripto program olan ByLock programını dört farklı hesap üzerinden kullandığının tespit edildiği, “…” ID, “…” kullanıcı adı, “…” şifresi ile kullandığının tespit edildiği, “…” ID, “…” kullanıcı adı, “…” şifresi ile kullandığının tespit edildiği, “…” ID, “…” kullanıcı adı, “…” şifresi ile kullandığının tespit edildiği, “…” ID, “…” kullanıcı adı, “….” şifresi ile kullandığı mahkememizce kabul edilmiştir. Örgütün finans kaynağı olan Bank … Katılım Bankasında hesabının bulunduğu ve talimat tarihlerinde hesap hareketlerinin olduğu, SGK kayıtlarında yapılan incelemede 1995 yılından 2015 yılına kadar uzun yıllar örgüte ait çeşitli yapılarda çalışma kayıtlarının olduğu, örgüt kurumlarında sürekli çalışan ve tayin gören kişilerden olduğu, dosya kapsamında yer alan tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan … … Dershanesi’nin müdürü olarak görev yaptığı, örgüt adına toplantılar düzenleyerek bu toplantılarda sohbetler verdiği, örgüte himmet adı altında yardımda bulunduğu, 17/25 Aralık 2013 sürecinde, örgütten kopmaları engellemek amacıyla propaganda içerikli konuşma ve eylemlerde bulunduğu, dershanede çalışan öğretmenlere Bank … para yatırmaları yönünde telkinde bulunduğu, sanığın örgütle iltisaklı olan … Sendikası üyesi olduğu ve öğretmenleri de bu sendikaya üye olmaları yönünde yönlendirdiği, sanığın müdürü olduğu dershanenin bütün bilgisayarlarının hard diskini söktürerek imha ettirdiği, sanığın geçmişte örgüt içerisinde eğitim danışmanı ve büyük bölgeci olarak görevler yaptığı hususlarının mahkememizce kabul edildiği, sanığın sabit görülen eylemleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçun TCK’nın 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyet kararı verildiği tespit edilmiştir.
Sanığın suçu işleyiş şekli, eylemlerinin yoğunluğu, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın amaç ve saiki, sanığın örgüt içerisindeki konumu, sanığın örgüt içerisindeki görevlerinin ağırlığı, örgüt içerisinde dershane müdürü olarak görev yapması, eğitim danışmanı ve büyük bölgeci olarak görev yapması, sanığın soruşturma aşamasında hakkında çıkartılan yakalama emrine rağmen hakkındaki soruşturmadan kaçtığı, kolluk kuvvetlerince yapılan soruşturmalar sonucunda yakalandığı, meydana gelen netice dikkate alınarak sanık hakkında takdiren alt hadden uzaklaşarak teşdiden temel ceza tayin edilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Özetle;
Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından sanık hakkında düzenlenen ByLock sorgu tutanakları, sanığın örgütün eğitim kurumlarında örgüt içi tayine tabi bir şekilde çalıştığını gösterir SGK kayıtları ile sanığın kendi adına kayıtlı hat üzerinden ByLock uygulamasına bağlandığının tespit edildiğine dair rapor içeriği birlikte değerlendirildiğinde … ID numaralı kullanıcının kullanıcı adının “…” şifresinin “…” olarak tespit edildiği, … ID numaralı kullanıcının kullanıcı adının “…” şifresinin “…” olarak tespit edildiği, … ID numaralı kullanıcının kullanıcı adının “…” şifresinin “…” olarak tespit edildiği, … ID numaralı kullanıcının ise kullanıcı adının “…” şifresinin “…” olarak tespit edildiği, kullanıcı adı olarak belirlenen “nurullah”, “nurnur” ibarelerinin sanığın adına karşılık geldiği, kullanıcı adlarında ve şifrelerde yer alan 61 rakamının sanığın bir dönem görev yaptığı Trabzon ilinin plaka kodu olduğu, şifrelerde yer alan Erzurum ve … ibareleri ile 25 rakamının ise sanığın nüfusa kayıtlı olduğu Erzurum İli … ilçesi ile aynı ilin plaka koduna karşılık geldiği anlaşılmakla ByLock uygulamasının sanık … tarafından kullanıldığı hususunun sübuta erdiği;
Sanığın dosyaya aldırılan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre eğitim hayatını bitirdikten sonra sürekli olarak örgüt içi tayine tabi bir şekilde örgüte müzahir eğitim kurumlarında çalıştığı, örgüt ile iltisaklı sendikada üyeliğinin bulunduğu, Banka Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Mali Suçlar Araştırm Kurulu Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ayrıntılı raporlarından da anlaşılacağı üzere … Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca yönetildiği, bankanın siyasi gelişmeler üzerine likidite sorunu yaşaması sebebiyle bizzat başta … ve diğer FETÖ/PDY terör örgütü yöneticileri tarafından mensuplarına verilen talimatlarla her türlü mevduat artırıcı işlemde bulunmak üzere … Katılım Bankası’na para yatırmalarını istemesi üzerine … Katılım Bankası’nın mali olarak durumunun raporlarla teyit edildiği üzere güçsüzleştiği bir dönemde örgüt liderinin talimatı ile bankasyaya para yatırma ya da mevduat artırıcı işlem yapılması çağrısının tüm ülke çapında örgüt mensupları tarafından bir kampanya haline getirildiği dönemde rutin bankacılık hareketleri olduğu yönündeki savunmaları inandırıcı bulunmamış, sanığın bu hesap hareketlerini örgüt içi hiyerarşide yer alarak her türlü emir ve talimat almaya açık olmak üzere örgüt tarafından verilen talimata uygun davranmak suretiyle yerine getirdiği anlaşıldığından sanığın süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren eylemleri nedeniyle üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği hususunda dairemizde tam bir vicdani kanaat hasıl olduğu, ancak sanığın eğitim danışmanı olduğuna ilişkin herhangi bir iddia ve delilin bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında ilk derece mahkemesince alt hadden uzaklaşılarak verilen kararın kaldırılarak, sanığın üzerine atılı suçtan suçun işleniş şekli, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın örgüt içerisindeki konumu gözönüne alınarak asgari hadden bir miktar uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi halinde sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür.
c) BDDK’nın 29.05.2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı … Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen mutad hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilip, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin, örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel faaliyet, tek başına ise örgüte yardım etmek olarak kabul edilebileceği belirlenmiştir.
d) Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK’nın 50 inci maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa, tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. (5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 48 inci madde)
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 48 inci maddesinde, temelini Anayasanın 38 inci maddesi beşinci fıkrası hükmünden alan ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 206 ncı maddesi (a) bendi veaynı Kanun’un 217 nci maddesi ikinci fıkrası) hukuka aykırı delil de hükmü esas alınamaz. (YCGK 12.11.2013 2013/1-251, 2013/454)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği halde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyişi kanıtların da bulunması halinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın “tanık beyanı” veya “sanık beyanı” olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
Sanığın kendisinin katılmadığı, suç ortaklarının gerçekleştirdiği diğer suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Bir kişinin aynı suça iştirak etmediği takdirde iki sıfatı (tanık-sanık) birden taşınmasında engel bulunmamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de suç ortaklarının tanıklığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ifadenin tanık tarafından değil de kendisi de sanık olan biri tarafından verilmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu ifade elle tutulur derecede mahkumiyetin temeli olabilecek nitelikte ise, sözcüğün dar anlamında bir tanık tarafından mı, kendisi de sanık olan biri tarafından mı verildiğinden bağımsız olarak, iddia makamı için bir delildir. Çünkü mahkemeye göre, tanık teriminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) sisteminde “özerk” bir anlamı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 6 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi gereğince tanığa sağladığı güvenceler, sanık olup açıklamaları “tanıklık” olarak değerlendirilebilecek kişiler bakımından da devreye girebilecektir. Bu bağlamda AİHM’e göre, suça iştirak eden, olayın mağduru, şikayetçi devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı ya da tanık olabilir.
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22.04/.992)
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; TCK’nın 221 inci maddesinde belirtilen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla verilen tanık beyanların hükme esas alınmasına yönelik temyiz talebi yerinde görülmemiştir.
e) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (5237 Sayılı Kanun’un 21 inci maddesinin birinci fıkrası). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz(5237 Sayılı Kanun’un 30 uncu maddesinin birinci fıkrası). 5237 sayılı Kanun’un “Hata” kenar başlıklı 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (kapatılan) 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda 5237 Sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığınn sosyolojik ve kültürel durumu, örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için örgütteki konumu, faaliyeti ve irtibatlarının devam ettiği tarih itibariyle atılı suç yönünden manevi unsurun oluşmadığı yönündeki temyiz istemi yerinde görülmemiştir.
f) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, ByLock iletişim sistemini örgütsel iletişim amacıyla kullanan, örgüte müzahir eğitim kurumunda müdür olarak görev yapan sanığın bu görevini örgütsel amaçla kullanan burada çalışanlara örgütsel sohbet veren, örgüt liderinin Bank … para yatırma talimatına uyulması yönünde örgüte müzahir eğitim kurumu çalışanlarına baskı yapan ve örgüt liderinin çağrısına uygun olarak Bank Asyada mevduatını arttıran, genel seçimlerde örgütün stratejisi doğrultusunda oy verilmesi için örgüte müzahir eğitim kurumunda çalışanlara baskı yapan, örgütün il abisi katılım sağladığı toplantılara katılan, örgütün okuma salonu sorumlularının Ankara’da örgütsel organizasyon düzenleyen, kırsal kesimde yaşayan öğrencileri ücretsiz barınma ve eğitim vaadiyle örgüte kazandırmaya çalışan, örgüte müzahir eğitim kurumunda eğitim kurumunda üniversiteyi kazanan öğrencisi ile görüşerek örgüte müzahir yurda yerleşmesini sağlayan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair hükümde isabetsizlik görülmemiştir.
g) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, sanık ve müdafinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen esasa müessir olabilecek savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 14.07.2021 tarihli ve 2021/376 Esas, 2021/445 Karar sayılı kararında sanık ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.03.2023 tarihinde karar verildi.