Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/16933 E. 2009/17736 K. 02.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/16933
KARAR NO : 2009/17736
KARAR TARİHİ : 02.12.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “TAPU İPTALİ” davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen yukarıda gün ve sayılı yazılı hükmün; Dairemizin “06/07/2007” gün ve “2007/6702 – 9667 EK.” sayılı ilamıyla “BOZULMASINA” karar verilmiş, süresi içinde “DAVALI … VE ARKADAŞLARI VEKİLİ” tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Hazine, kadastro sırasında Çandır Köyü 71 sayılı parselin, davalıların miras bırakanları adına tespit ve tescil edilerek kesinleşmişse de aynı yerin çam, … ve … ormanı niteliğiyle Hazine adına kayıtlı olan 556 sayılı parselin çapı içinde yer aldığını ileri sürerek 71 parsel sayılı taşınmazın yolsuz ve mükerrer olan tapu kaydının iptali istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmekle Dairenin 06/07/2007 gün ve 2007/6702-9667 sayılı kararı bozulmuştur. Bu kez, davalılar Daire kararın düzeltilmesinin istemektedirler.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, yolsuz ve ikinci kere tescil edilen tapu kaydının iptaline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1941 – 1944 yıllarında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Dairemiz kararı, karar düzeltme dilekçesinde değinilen hususlara cevap teşkil edecek nitelikte olduğu gibi, Çandır Köyü 556 parsel sayılı 13.423.500 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tescil nedeni, “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 22/06/1967 tarih ve 4246 sayılı yazısında 1/5000 ölçekli haritada belirtilen ve orman kadastrosu dışında bırakılan kültür arazisi ile, 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası gereğince kişiler adına tapu verilen ve yine orman kadastrosuna itiraz sonucu hükmen orman sınırı dışına çıkarılan 23 kişiye ait saha hariç olmak üzere, orman kadastro sınırları içinde kalıp, 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre devletleştirilen 4000 dönüm miktarlı Haziran 1337 tarih 42 numarada … … Vakfından gelip Menteşoğullarına ait olan tapu kaydı iptal edilerek, orman olarak Hazine adına tescili gerektiğinin bildirilmesi üzerine çam, … ve … ormanı niteliğiyle yeniden tescil edildi.” denilerek tescil edilmiş ise de, o tarihte yürürlükte bulunan 766 Sayılı Yasanın 46/3. maddesindeki “Orman Kanunu uyarınca tahditleri yapılarak kesinleşmiş ve tescil edilmiş ormanlara ait kayıtlar, müseccel bulunduğu birliğin tapu kütüğüne olduğu gibi aktarılır.” hükmü gereğince 26.01.1971 tarihinde 141 yevmiye ile çam, … ve … ormanı niteliğinde Hazine adına tapuya tescil edildiği, uyuşmazlığın yörede yapılan orman kadastrosunun, 4785 Sayılı Yasanın 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce kesinleşmesi nedeniyle orman sınırları dışında kalan taşınmazların orman olup olmadığı ve hukuki durumunun kesinleşmiş orman kadastro haritasının uygulanmasıyla çözümlenemeyeceği, 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanlarının sınırlarının belirlendiği, 3116 Sayılı Yasaya göre 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu kesinleşen orman kadastro haritalarının, orman sınırı dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kalacağından, bu durumdaki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi hükmü ile 2. maddesinde sayılan ayrıcalıklar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazılarının 31 Mart 1950 tarihinde yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutularak iade koşulları yasada gösterilmiş olduğundan, resmi belge niteliğindeki eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve … fotoğrafları uygulanarak, çekişmeli taşınmazın 13.07.1945 tarihindeki niteliğinin belirlenmesinin zorunlu olduğu, ayrıca, … Kadastro Mahkemesinin 31/07/1980 gün ve 1979/1-815 sayılı kararında dava konusu taşınmaz ile aynı mevkideki 135 sayılı parselin kesinleşen orman sınırı içinde kaldığı belirlenerek 766 sayılı yasanın 46/son maddesine göre kütüğe aktarılmasına dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 08/12/1980 gün ve 1980/13090-13346 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, yine, Hazine tarafından temyize konu parselde olduğu gibi aynı iddia ile dava konusu taşınmaz ile aynı mevkide ve konumunda olan 136 sayılı parsel hakkında açılan davanın reddine ilişkin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 05/11/1996 gün ve 1995/168-355 sayılı kararının davacı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 29/11/2007 gün ve 2006/16343-15440 sayılı kararı ile (… Köyünde 1953 yılında yapılan genel kadastroda, Çandır mevkii 136 parsel sayılı 5660 m2 yüzölçümündeki taşınmaz T.Evvel 1295 tarih ve 27 sıra numaralı tapu kaydı ve 50 tahrir numaralı vergi kaydı uygulanarak … oğlu … Asım … mirasçıları adına yapılan tesbite … …’in yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu iddiası ile Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 1954/3945 sayılı dosyasında açtığı davaya, Orman Yönetimine vekaleten Avukat … Tiner 04.12.1958 havale tarihli dilekçesiyle taşınmazın 1942 yılında kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığını, tesbite esas alınan Haziran 1337 tarih ve 42 sıra numaralı tapu kaydı ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek davaya katılmış; mahkemece ” Çekişmeli parselin orman kadastrosu sınırları dışında olduğu, T.Evvel 1295 tarih 27 ve aynı tarih 39 numaralı (gittisi Haziran 1337 tarih 42 numaralı) tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı, iki tapu kaydı da aynı tarihli ise de, T.Evvel 1295 tarih 27 numaralı tapu kaydının daha önceki kayıt olduğu, Haziran 1337 tarih ve 42 numaralı tapu kaydındaki Ölemez mevkiinin çekişmeli taşınmazın kuzeyindeki Ölemez Dağını ifade ettiği, 27 sıra numaralı tapu maliki … …’nin Medeni Yasanın yürürlüğünden 20 yıl önce öldüğü ve davacı gerçek kişinin 20 yıldan fazla süreyle taşınmaza zilyet olduğu gerekçesiyle Medeni Yasanın 639/2 maddesi gereğince … … adına tesciline” 07.04.1959 gün ve 1954/3945-94 sayı ile verilen kararın, davalılar … Asım … mirasçılarının temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 15.09.1960 gün ve 1960/8075-7083 sayılı kararıyla, “Nisan 1960 tarih ve 15/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre tapulu taşınmazın bir bölümünün zilyetlikle edinilemeyeceği, tedavül gören kayıt maliklerine ait yerlerin zilyetlikle edinilip edinilemeyeceğinin araştırılması” gereğine değinilerek bozulduğu, bozma kararının sadece davanın tarafları gerçek kişilere tebliğ edilip, Orman Yönetimine tebliğ edilmeden, bundan sonraki yargılamanın Orman Yönetiminin yokluğunda yapıldığı ve bozma kararına uyularak, Gezici Arazi kadastro Mahkemesinin 25.06.1962 gün ve 1962/40-133 sayılı kararıyla “taşınmazın tapu kaydı malikleri adına tesciline” karar verildiği, bu … kararda Orman Yönetiminin taraf gösterilmediği, kararın davacı … … tarafından temyizi üzerine, 7. Hukuk dairesinin 28.02.1966 gün ve 1965/8136-1141 sayılı kararıyla “bozma kararından sonra yürürlüğe giren 509 Sayılı Tapulama Yasasının 44. maddesi gereğince, taşınmazın ifrazı kabil bölümünün zilyetlikle kazanılmasının mümkün olduğu, … 1295 tarih 27 nolu tapu kaydının bir kısım paylarının muntazam olarak tedavül görmesi nedeniyle, bu payların zilyetlikle kazanılamayacağı, bu nedenle 509 Sayılı Tapulama Yasasının 32/D ve 44. maddeleri gereğince inceleme yapılarak, sadece tedavül görmeyen payların davacı … … adına tesciline karar verilmesi” gereğine değinilerek bozulduğu, yine Orman Yönetiminin taraf olarak gösterilmediği, Tapulama Mahkemesinin 14.08.1969 gün ve 1968/189-93 sayılı kararı ile “taşınmazın T.evvel 1295 tarih ve 27 ve 1337 tarih ve 42 nolu tapu kayıtları kapsamında kalmadığı, 1942 yılında kesinleşen orman sınırları dışında olduğu … … yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğundan davanın kabulüne ve taşınmazın davacı … … adına tesciline” karar verildiği, davacı … Asım … mirasçılarının temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 17.11.1969 gün ve 1969/7002-7668 sayılı kararıyla, “usulü kazanılmış hakkın ihlal edilemeyeceği, kesinleşen bozma kararında, taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı kabul edildiğine göre bozma ilamı gereği işlem yapılması” gereğine değinilerek üçüncü kez bozulduğu, zilyetliğe dayanan … …’in Karar düzeltme istemi de 10.02.1970 tarih ve 1970/482-814 sayı ile red edildiği, Tapulama Mahkemesince Bozmaya uyulup her hangi bir inceleme yapılmadan, “Menteşelere ait T.Evvel 1295 tarih ve 33 ila 39 ve 23/12 numaralı tapular ile aynı tarih 17, 18, 19, 20, 27, 28, 35, 38 numaralı tapu kaydı kapsamında kalan yerlerde yapılan orman tahditinin iptali için tapu malikleri tarafından açılan davanın Asliye Hukuk Mahkemesinin 1947/101-161 sayılı kararıyla sınırlaması yapılan ormanın geri alınamayacağı, ancak, tapu malikleri tarafından tazminat davası açılabileceği” gerekçesiyle red edildiği, tapu maliki Menteşeler tarafından açılan tazminat davasının Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.04.1969 gün ve 1964/327-109 sayıl kararı ile kabul edildiği, kararın 5. Hukuk Dairesi tarafından 15.01.1970 gün ve 1969/6038-1970/202 sayılı kararı ile onandığı ve karar düzeltme talebinin de red edilerek kesinleştiği, T.Evvel 1295 tarih 33 ila 39 ve 23 numaralı tapu kaydı kapsamında kalan yerlerin Hazine adına orman olarak tescili için Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazıldığı 03.03.1971 tarihli duruşma tutunağında açıklandıktan sonra, “T.Evvel 1295 tarih ve 39 numaralı tapu kaydı kapsamının orman olarak kamulaştırılması ve bedelinin de kendilerine ödenmesi nedeniyle, … Asım … mirasçısı davalıların bu tapu kaydı ile ilgilerinin kesildiği, benzer nitelikteki taşımazın zilyedi adına tesciline ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesinin 1964/327 sayılı esaslı dosyasının da Yargıtay tarafından onandığı gerekçesiyle” yine Orman Yönetiminin taraf gösterilmediği Tapulama Mahkemesinin 28.12.1972 gün ve 1971/12-175 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, bu kararın da tapuya dayanan davalı … Asım … mirasçıları tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 25.09.1973 gün ve 1973/5121-5819 sayılı kararıyla onandığı ve karar düzeltme yolu kullanılmadığından 08.11.1973 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın bu karar gereğince … … adına tescil edildiği, satış sonucu davalılara geçtiği anlaşılmaktadır.
Çandır Köyü 556 parsel sayılı 13423500 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kesinleşen kamulaştırma ve kesinleşen orman kadastrosuna dayalı olarak orman tahdit haritası esas alınarak, 6831 Sayılı Yasanın 11/4 ve 766 Sayılı Yasanın 46/3 maddeleri gereğince çam, … ve … ormanı nitelikleriyle 26.01.1971 tarihinde 141 yevmiye ile Hazine adına tescil edilmiştir.
Çekişmeli 136 sayılı parsel hakkında Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 07.04.1959 gün ve 1954/3945-94 sayı ile verdiği ilk kararın son oturumunda 07.04.1959 tarihli duruşma tutanağına geçirilen kısa kararda “Orman Yönetimi ve tapuya dayanan … … mirasçılarının davalarının reddine” dendiği halde, üçüncü hamur kağıda yazılmış gerekçeli kararın hüküm bölümünde sadece “davacı gerçek kişilerin davasının reddine” denip, Hakim ve zabıt katibi tarafından imzalandıktan sonra, bunun altına Orman İdaresinin davasının da reddine şeklinde bir cümle daha yazılıp altı yine aynı Hakim ve Katip tarafından imzalanmıştır. Dosya içindeki pelur kağıda yazılmış gerekçeli karar suretinde ise “Orman İdaresinin davasının reddine” şeklindeki ilave cümle yazılmamıştır. Dosyada bulunan tebliğ mazbatası incelendiğinde, 07.04.1959 gün ve 1954/3945-.94 sayılı karar Orman İşletme Müdürlüğü adına (dava avukat tarafından takip edildiği halde tebligatda avukat ismi belirtilmeden) tebliğe çıkarılmış ve 21.07.1959 tarihinde … Utgan imzasına tebliğ edilmiş, ancak, tebligatı yapan memurun ismi tebliğ mazbatasına yazılmamıştır. Bu kararın Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmediği anlaşılmaktadır. Orman Yönetimi kendini vekille temsil ettirdiği halde, karar Avukat adına tebliğe çıkartılmamış, Orman İdaresi adına tebliğe çıkartılmıştır. Tebligatın usülsüzlüğü bir yana, aksi kabul edilse dahi, kısa kararla gerekçeli kararın hüküm bölümü çelişkilidir. Asıl kararın hüküm bölümüne sonradan ilave edilen “Orman İdaresinin davasının reddine” ibaresi kararın pelür kağıda yazılan suretinde bulunmamaktadır. Orman Yönetimine gönderilen karar örneğinin hangi şekliyle tebliğ edildiği anlaşılamadığından, kararın Orman Yönetimine yasal olarak tebliğ edildiği kabul edilemez. Bu nedenle, kararın Orman Yönetimi aleyhine kesin hüküm, Hazine aleyhine de güçlü delil oluşturduğu düşünülemeyeceği gibi belki 07.04.1959 gün ve 1954/3945-94 sayılı karar çekişmeli 136 sayılı parselin 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında kaldığı yönünde kesin hüküm olarak kabul edilebilir. Bir an için böyle olduğu kabul edilse bile 7. Hukuk Dairesinin 15/09/1960 gün 1960/8075-7083 sayılı birinci ve 28/02/1966 gün ve 1965/8136-114, ikinci ve 17/11/1969 gün 1969/7002 – 7668 sayılı üçüncü bozma kararlarında Menteşelerin dayandığı ve 136 sayılı parsele revizyon gören tapu kayıtlarının çekişmeli parsele uydugu kabul edilmiş ve hükmüne uyulan bozma kararı ile tapu malikleri yararına oluşan usulü kazanılmış hak gözönünde bulundurularak karar verilmesine işaret edilmiş, ancak mahkemece son olarak verilen 28/12/1972 gün 1971/12-175 sayılı kesinleşen kararda “Menteşelerin dayandığı tapu kayıtlarının kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedeli için açılan davada verilen 08/04/1969 gün 1964/373-109 sayılı kararın 5. Hukuk Dairesinin 15/01/1970 gün 1969/6038-202 sayılı kararı ile onandığı ve menteşelerin tapu ile ilişiğinin kalmadığı” gerekçesiyle tapu kayıtlarına değer verilmeyerek zilyetlik koşulları oluştuğundan, … … adına tescil kararı verilmiştir. Bu son kararda Orman Yönetimi ve Hazine taraf değildir. Bu son kararın verildiği tarihten önce ve fakat Orman Yönetiminin taraf olduğu 07/04/1959 gün 1934/3945-54 sayılı karardan sonra dava konusu taşınmaz hakkındaki Devletleştirme (Kamulaştırma) işlemi kesinleşmiş ve taşınmaz kamu malı orman niteliğini kazanmış ve 26/01/1971 tarihinde 556 parsel sayısı ile tapuya tescil edilmesinden sonra 28/12/1972 gün ve 1971/12-175 sayılı kararla … … adına tescil kararı verilmiş ve 7. Hukuk Dairesi bu kararı 25/03/1973 tarihinde onamış ve bundan sonra 136 sayılı parsel 556 sayılı orman parseli içinde mükerrer ve yolsuz olarak tapuya tescil edilmiştir.
O halde; somut olaya hangi yönden bakılırsa bakılsın Devletleştirme işlemi nedeniyle kamu malı orman niteliğini kazanarak 1971 yılında tapuya tescil edilen taşınmaz hakkında daha sonraki tarihte Orman Yönetimi ve Hazinenin taraf olmadığı dava sonucu mükerrir olarak oluşturulan tapu kaydı yolsuz tescil niteliğindedir. Taşınmazın niteliğine göre davalıların yararına Medeni Yasanın 1023. maddesi hükümlerinin uygulama olanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan hususlar gözönünde bulundurularak Hazinenin davasının kabulüne karar verilmelidir.) gerekçeleriyle bozulduğu, aynı şekilde temyize konu 71 sayılı parsel hakkında Hazine tarafından aynı iddia ile açılan davanın … Asliye Hukuk
mahkemesinin 19/9/2006 gün ve 2002/130-2006/217 sayılı kararı ile reddedildiği ve davacı Hazinenin temyizi üzerine Dairenin 06/07/2007 gün ve 2007/6702-9667 sayılı kararı ile, “araştırma ve incelemenin yetersiz olduğuna” değinilerek bozulduğu, yine çekişmeli 71 sayılı parsel ile aynı hukuki durumda olan 200 parsel hakkında Hazine tarafından açılan davanın … Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/10/1996 gün ve 1995/270-1996/266 sayılı kararı ile red edildiği ve davacı Hazinenin temyiz itirazları ret edilerek dairece karar onanmış ise de, kararın düzeltilmesinin istenmesi üzerine 01/12/2006 gün ve 2006/16341-16740 sayılı kararı ile, araştırma ve incelemenin yetersiz olduğu gerekçesiyle bozulduğunun anlaşıldığı, şimdi bu davaya konu 71 sayılı parsel de 4785 sayılı yasa hükümlerine göre kamulaştırılarak (devletleştirilerek) kesinleşen ve bedeli de kesinleşen mahkeme kararı ile ödenmesi nedeniyle tapu maliki kişiler ile ilgisi kalmayan devlet ormanı olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması gerektiği, emsal nitelikteki, Yargıtay H.G.K.nun 27/12/1989 gün ve1989/16-691 sayılı ve Yargıtay H.G.K.nun 19/6/1991 gün ve 1991/16-271-375 sayılı kararlarında (…… karakteri ve üzerindeki bitki örtüsü itibarıyla belirlenen niteliği gereği 4785 sayılı yasa gereğince hiçbir bildirime gerek olmaksızın devletleştirilen ve doğudaki kızılçam ormanına bitişik olması ve orman bütünlüğü bozulmadan bölünememesi nedeniyle de 5658 Sayılı Yasa uyarınca iadeye tabi bulunmayan yerlerden olduğunun kabulü icap eder…) şeklindeki gerekçe; yine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22/10/1990 gün 1990/1489-12159 sayılı kararlarındaki (…dava konusu taşınmazı yüzölçümü ile kapsadığı belirlenen ve Şubat 1325 tarih 349 sayılı sicilden gelen tapu kaydı ilk kez 150 dönüm yüzölçümündeki özel orman hakkında oluşturulmuştur. Bu itibarla; taşınmazın özel orman olarak kabulü gerekir. Resmi kayda aykırı düşen bilirkişi düşüncesine değer verilemez. O halde; mahkemece, bu nitelikteki özel ormanın 4785 sayılı kanuna göre devletleştirildiği göz önünde tutularak 5658 Sayılı Yasaya göre iadeye tabi tutulan yerlerden olup olmadığının araştırılması…); yine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/6/2001 gün 2001/5412-5561 sayılı kararında (…1304 (1890) tarihinden beri KORU niteliğinde ve öncesinin tapu kayıtlarında da cinsi büyük koru olan 185.860m2 ‘lik koru tapusundan ifraz edilen dava konusu taşınmazların 4785 Sayılı Yasanın 2. maddesindeki istisnalardan ve iadeye tabi yerlerden olduğunun düşünülemeyeceği…) şeklindeki gerekçe ve görüşlere uygun olarak mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre kadastro tespitinden önce yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları veya 556 sayılı orman parselinin çap sınırları içinde kaldığı, ya da orman kadastrosu sınırları dışında olup da, 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre öncesi orman sayılan yer olduğu için devletleştirme (kamulaştırma) işlemi kesinleşen tapu kapsamındaki taşınmaz olduğu halde, 1953 yılında arazi kadastro ekiplerinin bu durumu göz önünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulduğu saptandığı takdirde, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet … kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026. (E.M.Y.nın – 934. İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanama olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet … kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz
olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023…Y.931 İsviçre -. .974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağına göre yerel mahkemece davacı Hazinenin davasının reddine karar verilmesi doğru olmayıp, dairece hükmün bozulması usul ve yasaya uygundur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve H.Y.U.Y.nın 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirine uymayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, aynı yasanın 442. maddesi uyarınca takdiren 169.00.-TL. para cezası ile Harçlar Yasası gereğince 32.30.- TL. red harcının karar düzeltme isteyenlerden alınmasına 02/12/2009 gününde oybirliği ile karar verildi.