Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4605 E. 2022/8434 K. 29.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4605
KARAR NO : 2022/8434
KARAR TARİHİ : 29.11.2022

MAHKEMESİ : …BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Samsun Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09.12.2020 tarih ve 2019/780 E- 2020/780 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nce verilen 06.04.2021 tarih ve 2021/479 E- 2021/631 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı banka ile borçlu Munar Gıda Mad. Tem. Nakl. ve Sig. Dağ. Paz. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı …’ın sözleşmeyi kefil sıfatı ile imzaladığını, borcun ödenmemesi üzerine Samsun İcra Müdürlüğü’nün 2019/96773 E. numaralı dosyası ile icra takibine geçildiği, davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ederek takibi durduğunu, davalının itiraz dilekçesinde yetkiye itiraz ettiğini, taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesinin 19. maddesinde yetkili yer olarak Samsun Mahkemelerinin gösterildiğini ileri sürerek Samsun İcra Müdürlüğü’nün 2019/69773 E. sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, itiraz edilen dava konusu alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, davayı kabul etmediklerini, öncelikle yetki yönünden itiraz ettiklerini, kefil olarak imzalandığı sözleşmede kefaletin verildiği anda borcun belirlenebilir olması gerekirken burada davalının hangi miktara kefil olduğu belli olmadığından kefalet sözleşmesinin hukuka aykırı olduğunu, borcu yönüyle temerrüde düşürülmeden başlatılan icra takibinin hukuka aykırı olduğunu, kefilin yalnızca kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile bağlı olduğu belirlenmiş olup buna aykırı olarak yapılan sözleşme ve icra takiplerinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece tüm dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; hükme esas alınan 16.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda her bir kredi yönünden öncelikle dava dışı asıl borçlu için hesaplama yapılarak toplam alacak 4.764.993,79 TL tespit edilmiş ise de taleple bağlılık kuralı gereği toplam alacak 4.719.189,23 TL kabul edildiği, davalı ise kefil olup kefalet limiti yukarıda açıklandığı üzere 23.750.000 TL olup bulunan toplam alacak kefalet limiti kapsamında olmakla davalının da hesaplanan tüm borçtan sorumlu olduğu, teminat mektubunun ilk düzenleme tarihinin 2011 olması sebebi ile 17.02.2011 tarihli sözleşmeye dayanmakla birlikte 2019 yılına kadar uzatıldığından 16.01.2014 tarihli GKS’nin teminat mektubunu da kapsadığı, diğer kredi ve ek hesaplarında her iki kredi sözleşmesine dayandığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 4.572.284,37 TL asıl alacak, 138.943,58 TL işlemiş faiz, 1.010,10 TL ihtar masrafı, 6.947,18 TL BSMV olmak üzere toplam 4.719.189,23 TL alacak hakkındaki itirazın iptaline, takibin devamına, fazlaya dair talebin reddine, asıl alacağa takip tarihi sonrası %39 temerrüt faizi ve faizin %5’i gider vergisi uygulanmasına, toplam alacağın likit olan 4.718,179,13 TL’sinin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının red edilen kısım yönünden kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; mahkemece, yargılamanın HMK’da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olduğu, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmadığı, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 29/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.