Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/4590 E. 2023/755 K. 16.02.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4590
KARAR NO : 2023/755
KARAR TARİHİ : 16.02.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/344 E., 2020/197 K.
KARAR : Davanın reddine

Taraflar arasındaki görülen kullanım kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1.Kullanım kadastrosu sırasında … Mahallesi çalışma alanında bulunan 210 ada 1 parsel sayılı 4.335,54 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmaz ve üzerindeki bir katlı binanın 2000 yılından beri …, …, … ve …’ın müştereken fiili kullanımlarında bulunduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiş, hükmen beyanlar hanesi “işbu taşınmaz bahçe ve üzerindeki bir katlı … evlatları …, …, … evladı …’ in hisselerinin … ile … evladı …’ ın müştereken fiili kullanımındadır.” şeklinde şerh verilmesine karar verilmiş ve tapuya tescil edilmiştir.

2.Davacı …, taşınmazın 1/2 hissesinde kendi adına şerh verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
1.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yerinde olmadığını, davacının bilgisi ve nezaretinde yapılan tespit sonucu kullanıcıları olan davanın taraflarının eşit olarak hak sahibi olduklarının tespit edildiğini, müvekkillerinin davacı ile aralarındaki alacak ve borç ilişkisi nedeniyle dava konusu taşınmazdaki zilyetlik haklarının yarısını emanet olarak ve herhangi bir bedel almaksızın 16.03.2009 tarihinde davacıya devrettiklerini, müvekkillerinin davacıya olan borçlarına karşılık aralarındaki anlaşma uyarınca dava dışı bir taşınmazın davacıya devrinden sonra davaya konu taşınmaz üzerinde davacının ¼ zilyetlik payının kalması konusunda anlaşmaya vardıklarını, davaya konu taşınmazın kadastro çalışmaları yapılırken davacının da hazır bulunduğunu, kadastro tespitinin yapılan anlaşma ve fiili duruma göre doğru olarak yapıldığını, bu nedenle yapılan tespite karşı davacınında bir itirazının olmadığını, müvekkillerinin daha sonra davaya konu taşınmaz üzerindeki zilliyetlik haklarını Üsküdar 9. Noterliğince düzenlenen 24.12.2010 tarihli ve 43689 yevmiye nolu muvafakatname ile dava dışı …’na devrettiklerini, müvekkillerinin haklarını devrettiğini bilen davacının kadastro çalışmalarından 2 yıl ve zilliyetliğin devrinden 10 ay sonra ihtarname keşide edip, arkasından da haksız şekilde bu davayı açtığını savunarak, müvekkillerinin davaya konu taşınmazda bir hak ve sıfatlarının kalmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

2.Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2013/391 Esas, 2015/336 Karar sayılı kararı ile, “çekişmeli taşınmaz üzerinde davalıların zilliyetlik haklarını davadan önce … Noterliğince düzenlenen muvafakatnameyle dava dışı …’na devrederek, davalıların taşınmazla ilgilerini kestikleri, davacının isteği halinde dava dışı … aleyhinde ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere davalılar hakkında açtığı davanın reddine” karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 26.01.2017 tarihli ve 2016/7160 Esas, 2017/200 Karar sayılı kararıyla özetle, “Üsküdar …. Noterliği tarafından düzenlenen 24.12.2012 tarihli muvafatname ile, davalılar …, .. . ve …’in, 210 ada 1 parsel sayılı taşınmazı, 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 Sayılı Kanun) kapsamında akdi halefleri olarak …’nun almasına ve adına tescil edilmesine muvafakat ettiklerinin anlaşıldığı; ancak dava tarihinde ve halen çekişmeli 210 ada 1 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına kayıtlı olduğu ve beyanlar hanesinde davacı … ile davalılar …, … ve …’in müşterek kullanıcı olduklarını, dolayısıyla davanın tapu kaydının beyanlar hanesinde lehine kullanıcı şerhi verilen davalılara karşı görülmesi gerektiği açıklanarak, davalıların, dava dışı … lehine verdikleri muvafakatname davanın kendilerine karşı açılıp görülmesine engel olmadığı gibi, davalılar diledikleri takdirde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 61 inci maddesi gereğince, davayı lehine muvafakat verdikleri …’na ihbar edebilecekleri, iddia ve savunmaları çerçevesinde tüm delillerin toplanarak davanın esası hakkında karar verilmesi” gereğine değinilerek hükmün bozulmasına” karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, “… Anadolu 7. AHM’nin 2015/464-2017/257 Esas-Karar sayılı dosyasında, … tarafından dosyamız davalılarına yönelik zilyetlik şerhi verilmesi istemli olarak açılan dava neticesinde; “… ili, … ilçesi, … Mahallesi, … Sokak, 210 ada 1 parsel numaralı taşınmazın beyanlar hanesine ‘işbu taşınmaz bahçe ve üzerindeki bir katlı … evlatları …, …, … evladı …’in hisselerinin … ile … evladı …’ ın müştereken fiili kullanımındadır’ şeklinde yazılmasına” dair davanın kabulüne karar verildiği, işbu kararın istinaf incelemesi neticesinde kesinleştiği ve tapu kaydının oluştuğu, tapu kaydı dikkate alınarak … davaya dahil edildiği, davacı ile dahili davalı … arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı gibi, davalı zilyetlik şerhine ilişkin hakkını diğer davalılardan iktisap ettiği ve işbu iktisabının kesinleşen mahkeme kararı ile korunduğu, davalı …’in diğer davalılardan muvafakatnameyi 24.12.2012 tarihinde (işbu dava dosyamızın açıldığı tarihten evvel) aldığı ve kötüniyetli olduğundan da bahsedilemeyeceği, kesinleşen mahkeme kararına istinaden davacının, davaya konu taşınmazın beyanlar hanesinde kullanıcı zilyedi olarak görünen dahili davalı …’e yönelik üstün hakkı olduğu hususunun ispatlanamadığı anlaşılmakla açılan davanın reddine” karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 16.03.2009 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi ile çekişmeli taşınmazın 1/2 payını satın aldığını, davalı …’na ise bu tarihten sonra devir yapıldığını, hükme esas alınan İlk Derece Mahkeme kararında taraf olmadıklarını ve davacı yönünden bağlayıcı olmadığını ileri sürmüş ve kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın beyanlar hanesine kullanıcı şerhi verilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na (3402 sayılı Kanun), 5831 Sayılı Tapu Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (5831 Sayılı Kanun) 8/1 inci maddesi ile eklenen Ek-4 üncü maddesi,

3. Değerlendirme
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,

54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 125,50 TL’nin temyiz eden …’dan alınmasına,

1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.