Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/487 E. 2023/436 K. 23.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/487
KARAR NO : 2023/436
KARAR TARİHİ : 23.01.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.06.2010 tarihli kurumsal satış ortaklığı sözleşmesi imzalandığını, bir yıl süreli olan sözleşmenin yenilenerek belirsiz süreli hâle geldiğini, sözleşmenin konusu itibariyle acentalık sözleşmesi olduğunu, davalının 06.09.2013 tarihli ihtarname ile gerekçe göstermeksizin sözleşmenin 29 uncu maddesinin (c) bendine göre sözleşmeyi feshettiğini, yapılan feshin haksız olduğunu, zira sözleşmenin feshine dayanak yapılan 29 uncu maddenin (c) bendinin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 20 nci maddesindeki genel işlem koşullarına ve bu maddeye dayanılarak yapılan feshin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 121 inci maddesine aykırı olduğunu, davacının sözleşmeye istinaden istihdam ettiği personeli işten çıkarttığı için kıdem ve ihbar tazminatı ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek davalının sözleşmeyi haksız feshi nedeniyle personel için ödediği tazminat tutarının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 16.410,00 TL’sinin ticari faizi ile tahsiline ve taraflar arasında cari hesap ilişkisi nedeniyle belirsiz cari hesap alacağının şimdilik 3.590,00 TL’sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.06.2017 tarihli dilekçesi ile 3.590,00 TL’lik alacak talebini ıslah ederek 260.000,00 TL’ye çıkartmıştır.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesine aykırı tutum ve davranışları nedeniyle davacının 29.05.2013 tarihinde ihtarla uyarıldığını, ancak durum değişmediğinden 06.09.2013 tarihinde sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin mülga 6762 sayılı Ticaret Kanunu (6762 sayılı Kanun) ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (818 sayılı Kanun) tabi olduğunu, bu durumun aksi kabul edilse dahi haklı fesih nedeniyle 6102 sayılı Kanun’un 121 inci maddesinin dördüncü fıkrası ve 6098 sayılı Kanun’un genel işlem koşullarının uygulanamayacağını, davacının kendi işletmesi nedeniyle ve sözleşme gereği üstlendiği maliyetlerini zarar olarak gösteremeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2017 tarih, 2014/662 E. ve 2017/744 K. sayılı kararı ile taraflar arasında 01.06.2010 tarihinde imzalanan ofis satış ortaklığı sözleşmesi uyarınca davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle aykırılıkları gidermesi, aksi hâlde sözleşmenin feshedileceğinin 29.05.2013 tarihinde ihtar edildiği, davacı tarafın bu ihtarnameye karşı herhangi bir itirazda bulunmadığı ve cevap vermediği, davalı tarafından kesilen cezaların çokluğu ve yüksekliği nazara alındığında, davacının bu cezaların uygulanmasına esas olacak şekilde aradaki sözleşmeye aykırı davrandığından feshin haklı olduğu, haklı fesih nedeniyle davacının yanında çalışanlara ödediği ihbar ve kıdem tazminatlarından oluşan zararlarının tazminini talep edemeyeceği, davacının davalıya ödediği cezaların sözleşmede bir dayanağının bulunmaması nedeniyle davacıya iadesinin gerektiği, ancak bu iadenin davacı defterlerinde, davalıdan alacak olarak gözüken 259.821,63 TL ile sınırlı sayılmasının gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 259.821,63 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2018 tarih, 2018/347 E. ve 2018/1395 K. sayılı kararı ile davalı tarafça sunulan ve sözleşmeye aykırılık hâlinde hangi işleme, hangi cezanın uygulanacağına dair yazışma ve duyuruların sözleşmenin ilgili maddeleri gereğince sözleşme eki olarak kabulü gerektiği, bu hükümler uyarınca davacıya kesilen cezaların sözleşmede hüküm bulunmaması nedeniyle dayanaksız olduğu yönündeki yerel Mahkeme kararının gerekçesi yerinde olmakla birlikte davalının, kestiği cezaların faturalarını ve her bir faturanın somut olayını gösteren dayanaklarını sunmadığı, ceza faturalarının içeriklerini ve davacıya tebliğ edildiğini kanıtlamayamadığı, taraflar arasında davalının defterlerinin münhasır delil olduğuna ilişkin anlaşmanın ticari defterlerde yazılan her şeyin mutlak olarak kabul edileceği anlamına gelmeyeceği, davalı taraf ceza faturalarına ilişkin her bir somut vakıayı ortaya koyup dayanakları ile ispat edemediği, tacir olan davacının kendi defterlerinde kayıtlı olandan fazla alacağı bulunduğunu kanıtlayamadığı, 259.821,63 TL hizmet bedeli alacağı bulunduğuna dair yerel Mahkeme kararının isabetli olduğu, davacının 16.410,00 TL’lik tazminat talebi yönünden İlk Derece Mahkemesince hiçbir hüküm verilmemiş ise de bu husus her iki tarafça istinaf konusu edilmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 355 inci maddesi dikkate alınarak bu hususta bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairemizin 18.11.2020 tarih, 2020/4828 E. ve 2020/5188 K. sayılı kararı ile “1.6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesiyle, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını düzelterek yeniden esas hakkında karar vereceği düzenleme altına alınmıştır.
Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
Somut davada ilk derece mahkemesince, davalı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, ancak davacıya fatura edilen ceza kesintilerinin sözleşmede bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve ıslahla açılan davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerince yapılan istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesince, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de, kararda, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçelere de yer verildiği anlaşılmaktadır. Zira bölge adliye mahkemesi kararında, davacıya kesilen cezaların sözleşme hükümlerine göre dayanağı bulunduğu ancak, davalının kestiği faturaların ve dayanaklarının sunulmadığı şeklinde gerekçeye yer verilmiş, ilk derece mahkemesi kararında belirtilen şekilde bir gerekçeye yer verilmemiştir. Bu durumda, bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bölge adliye mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

2. Kabule göre de, bölge adliye mahkemesince, davalı tarafından sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı hususunda karar yerinde tartışma yapılıp gerekçe gösterilmeden sonuca varılması doğru olmadığı gibi her iki tarafın defterleri arasındaki farklılığın gerekçelerini ortaya koyacak şekilde hükme ve denetime elverişli bir rapor alınmadan karar verilmesi dahi doğru olmamıştır.

3.Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.” gerekçesiyle (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün bozulmasına, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının cari hesaptaki bakiye alacağı yönünden fesihteki haklılık durumunu tartışmaya esasen gerek bulunmadığı, yani davacının, cari hesaptaki alacağının davalı tarafından kesilen ve davacının kabulünde olmayan ceza ve kesinti faturaları nedeniyle ödenmediğini iddia ederek cari hesaptaki bakiye alacağının tahsilini istediği, bu talebin, sözleşmenin feshine bağlı olmadığı gibi feshin haklı veya haksız olmasından da etkilenmeyeceği, davalı tarafın, davacının defterlerinde kayıtlı olmayan ceza ve kesinti faturalarının dayanak vakıalarını açıklayıp belgelendirip ispat edemediğinden, davalının bu faturalarının haksız olduğunun benimsendiği ve davacının bakiye cari hesap alacağı yönünden davasının kabul edildiği, davacının haksız fesih yüzünden iş yerinde istihdam ettiği personelini işten çıkarmak zorunda kaldığı, bunlara ihbar ve kıdem tazminatı olarak 16.410,00 TL ödemek zorunda kaldığı gerekçesiyle talep ettiği 16.410,00 TL açısından önem arz etmekte ise de dava dilekçesindeki bu 16.410,00 TL’lik tazminat talebi yönünden İlk Derece Mahkemesince hiçbir hüküm verilmediği hâlde davacının bu hususu istinaf sebebi yapmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda davacının cari hesap alacağı talebinin kabulüyle 259.821,63 TL alacağın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davacının haksız fesih iddiasına dayalı olarak dava dilekçesinde talep ettiği 16.410,00 TL maddi tazminat yönünden İlk Derece Mahkemesince bir hüküm verilmediği, hükmün davacı tarafından bu yönüyle istinaf edilmediği, bu konuda davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşıldığından davacının bu maddi tazminat talebi hakkında istinaf aşamasında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşmeye aykırılık hâlinde hangi işleme, hangi cezanın verileceğine ilişkin yazışma ve duyuruların sözleşmenin eki niteliğinde olduğunu, bu nedenle Mahkemece, kesilen cezaların dayanaksız olduğunun kabul edilemeyeceğini, Mahkemenin eksik inceleme sonucunda karar verdiğini, davacının ticari defterlerinin delil niteliğine haiz olmadığını, davacının ihlâllerine ve müşterilerden gelen ihbarlara göre kesilen cezaların sözleşmeye uygun olduğunu, 30224 sayılı Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 7 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca abonelik sözleşmelerinin kurulmasında eksik evrak bulunmamasının gerektiğini, buna göre davacıdan talep edilen belgelerde eksiklik bulunması hâlinde davalının ceza uygulamasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığını belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalı ile yaptığı sözleşmeye dayalı cari hesap alacağının bulunup bulunmadığı ve tahsil edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine Gönderilmesine,

23.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.