YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/8294
KARAR NO : 2023/610
KARAR TARİHİ : 07.02.2023
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
KARAR : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Of Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun yargılama gideri yönünden kabulüyle davanın yeniden kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi … ile davalıların murisi … … … arasında kök muristen gelen taşınmazların taksim edildiğini, 274 ada 12 parsel sayılı taşınmazın davacılara kaldığı halde kadastro çalışmaları sırasında davalılar adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmaza davacıların zilyet olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile … mirasçıları olan davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar …, … … ve … … cevap dilekçelerinde; hatalı tescilden kendilerinin sorumlu olmadığını, dava konusu parselin kendilerine ait olmayıp, … mirasçılarına ait olduğunu beyan etmişlerdir.
Davalı … cevap dilekçesinde; 1960’lı yıllarda babası … … … ve amcası …’in babadan kalma arazileri böldüklerini, evin olduğu tahmini 200 m²’lik arazinin amcasına verildiğini, kadastro tespitinde gerçeğe aykırı beyanda bulunulmadığını, isim benzerliğinden dolayı amcası …’e ait arazinin kendi üzerine kaydedilmiş olabileceğini, amcası …’in evinin olduğu araziyle alakalı hiçbir tasarrufu olmadığını beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yasal süresi içerisinde davalılar tarafından istinaf isteminde bulunulmuştur.
B. İstinaf Nedenleri
Davalı … istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz ile alakalı herhangi bir kullanım durumlarının veya öyle bir hak iddialarının olmadığını, tamamen kadastro kurumunun isim benzerliğinden dolayı yapmış olduğu bir hata bulunduğunu, ancak hatalı kendileriymiş gibi dava masraflarının kendilerine yüklenmesinin hukuki olmadığını, üç yıldır cezaevinde kalmakta olup davaya hiç çağrılmadığını, aynı arazi üzerinde Of Asliye Ceza Mahkemesinde görülen bir davada davacılardan …’in arazilerine tecavüzlerinin olduğunun tutanakta belirtildiğini, verilen karar ile mağdur edildiklerini, kendisinin geliri olmadığından böyle bir parayı ödeme şansının bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalılar …, … ve … istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi ile davayı kabul ettiklerini, davacıların haklarına zarar verecek kusurlu herhangi bir davranışları bulunmadığını, HMK’nın kabul halinde yargılama giderlerini düzenleyen 321/2. maddesi gereğince cevap dilekçelerinde ileri sürdükleri kabul beyanları ve davanın açılmasına sebebiyet vermemiş olmaları nedeniyle aleyhlerine herhangi bir yargılama giderine hükmedilmemesi gerektiğini, buna rağmen mahkemece harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin kendilerinden tahsiline karar verildiğini, ayrıca kararın kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek kararın bu sebeplerle kaldırılmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 21.02.2020 tarihli ve 2020/17 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararı ile, davalı …’in istinaf istemi yönünden; dosya içeriğine göre davalının HMK’nın 312/2. maddesi anlamında en geç ilk duruşma sırasında meydana gelen açık ve kesin bir kabul beyanının bulunmadığı gibi çekişmeli taşınmazın öncesinde diğer davalılar ile birlikte dava dışı … … adına yapılan tespitine davalı …’in itiraz ederek taşınmazın belirli payının komisyonca adına tescil edilmesini sağlamasına, bu haliyle komisyon karar tutanağı sonucu taşınmazın belli payının adına tescilini sağlayan davalı …’in HMK’nın 312/2. maddesine göre davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermediğini kabule imkan bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davalılar …, … ve …’in istinaf istemleri yönünden ise, adı geçen davalıların davayı kabul etmelerine ve bu davalıların davayı kabullerinin HMK’nın 312/2. maddesinde öngörülen süre içinde olduğunun ve sonuç olarak adı geçen davalıların davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla dava açılmasına sebebiyet vermedikleri, hükmü istinaf eden bu davalılar payına isabet edecek ve tahsili lazım gelen harcın davacılardan tahsiline, öte yandan bu davalılar yönüyle davacılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığı gibi bu davalılar payına isabet edecek yargılama giderinin dahi davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun kabulüne HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın kabulüne kesin olarak karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı …’ya bizzat 31.03.2020 tarihinde tebliğ olunmuş, bu karara karşı yasal süresi içerisinde 06.04.2020 tarihinde İlk Derece Mahkemesine başvurarak aleyhine hükmedilen yargılama giderine itiraz etmiş, ancak İlk Derece Mahkemesi 22.04.2020 tarihli ek kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin olduğu gerekçesi ile davalının talebinin reddine karar verilmiştir. Bu ek karar davalıya tebliğ edilmemiştir.
Bu sefer davalı … 06.05.2020 tarihinde aynı talep ile Bölge Adliye Mahkemesine başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi davalının talebini karar düzeltme dilekçesi kabul ederek 11.05.2020 tarihli ve 2020/17 Esas, 2020/309 Karar sayılı Ek kararı ile kararın miktar itibarı ile kesin olduğu gerekçesiyle davalının karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Ek karar davalıya 22.05.2020 tarihinde tebliğ olmuş davalı 27.05.2020 tarihli adli yardım talepli itiraz dilekçesi ile ek karara itiraz etmiştir.
B. Temyiz Nedenleri
Davalı …, temyiz dilekçesinde; adli yardım talebinin kabulü ile harçtan muaf tutulmasını talep ederek, somut olayda kadastro kurumunun isim benzerliğinden dolayı yapmış olduğu bir hata bulunduğunu, ancak hatalı kendisi imiş gibi dava masraflarının üzerinde bırakılmasının hukuki olmadığını, kendisinin üç yıldır cezaevinde kalmakta olup davaya hiç çağrılmadığını, aynı arazi üzerinde Of Asliye Ceza Mahkemesinde görülen bir davada davacılardan …’in arazilerine tecavüzlerinin olduğunun tutanakta belirtildiğini, verilen karar ile mağdur edildiğini, kendisinin geliri olmadığından böyle bir parayı ödeme şansının bulunmadığını, kadastro kurumunun hatası ve davacılardan …’in husumetinin sonucunun kendisine mal edilmesinin hatalı olduğunu, gerekli savunma hakkının tanınmadığını belirterek Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2020/17 Esas ve 2020/309 Karar sayılı kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı HMK’nın 334-/(1). maddesinde; “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.”
6100 sayılı HMK’nın 312/2. maddesinde; “Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise, yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.” hükümlerine yer verilmiştir.
3. Değerlendirme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu′nun (HMK) 334/1. maddesindeki koşulların davalı lehine gerçekleştiği dosya içeriğinden anlaşıldığından, davalının adli yardım talebinin kabulüne karar verildi.
Hemen belirtmek gerekir ki, Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı yahut davalı olarak iddia ve savunma ile … yargılanma hakkında sahiptir; yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme huzuruna taşınma … teminat altına alınmıştır. Mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvuru … … yargılanma hakkının saç ayaklarındandır. Bu anlamda mahkemeye erişim … kapsamında uyuşmazlığın etkin şekilde sonuçlandırılması ancak kanun yolu denetimi ile mümkündür. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararlarının denetim mekanizmasını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, erişim hakkını ihlal edebilir.
Nitekim 28.07.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi ile “Kadastro Mahkemesinin veya askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde de açıkça belirlendiği üzere, bu madde ile mevzu davaların mülkiyet hakkına doğrudan tesirinden ötürü ehemmiyeti gereği miktar ve değerine bakılmaksızın kanun yolu incelemesine tabi tutulması suretiyle etkin denetim mekanizması oluşturulması amaçlanmıştır.
Hal böyle olunca, Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan … yargılama … kapsamında mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma …, hukuki belirlilik ilkesi, etkin denetim mekanizmasının oluşturulması gayesi ve 7251 sayılı Kanun’un 53. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesinin düzenleme amacı bir arada değerlendirildiğinde, tereddüde yol açan usul hükümlerinin aşırı şekilci olarak uygulanması neticesinde yasal denetim yollarının kullanımı önemli ölçüde etkileneceğinden, kanun yolu başvuru aşamalarının süren usul işlemlerinden olduğu, hükmün kesinleşinceye kadar geçirdiği derecatın bir bütünü oluşturduğu hususları da göz önüne alındığında, 3402 sayılı Yasa’nın Ek 6. maddesinin henüz kanun yolu aşamasında olan dava dosyalarına, yürürlük tarihinden bağımsız olarak sirayet edeceği hususunun tereddütsüz olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince dava değeri temyiz incelemesine ilişkin parasal sınırın altında kaldığı gerekçesiyle kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılmış olan eldeki tapu iptali ve tescil davasında, kararın kesin olarak verilmesi yukarıda değinilen yasal düzenlemeye aykırı olduğu ve temyiz dilekçesi olarak kabulü gereken dilekçenin reddine karar verilmesi hatalı olduğundan 11.05.2020 tarihli ek kararın kaldırılması gerekmektedir.
Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davalı …’ya 21.02.2020 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının bizzat 31.03.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalının 06.04.2020 tarihinde İlk Derece Mahkemesine başvurarak karara itiraz ettiği anlaşıldığından davalının bu dilekçesinin verilen hükme yönelik itirazlarından dolayı temyiz dilekçesi olarak kabul edilmesi gerektiğinden İlk Derece Mahkemesinin 22.04.2020 ve Bölge Adliye Mahkemesinin 11.05.2020 tarihli ek kararının kaldırılması gerekmektedir.
Davalı …’nın cevap dilekçesinin içeriğinden açılan davayı kabul ettiği, çekişmeli taşınmazın … … oğlu … ile … …’nin kızları adına tespitinin yapıldığı, davalı …’nın, babası … …’nin sağlığında kızlarının hakları baki kalmak kaydı ile erkek çocukları arasında taşınmazlarını paylaştırdığı ve bu paylaşım sonucu taşınmazın …’e değil kendisine kaldığı iddiasıyla itiraz ettiği, komisyonca itirazı kabul edilerek tespitteki … payı iptal edilip davalı … adına tespit ve tescil edildiği, dolayısıyla …’nın tespite itirazının davacılar adına yapılan bir tespite itiraz olmayıp davalının kendi erkek kardeşleri arasında yapılan paylaşıma ilişkin olduğu anlaşıldığından, artık davalının dava açılmasına sebebiyet verdiğinin kabulü mümkün değildir. Bu sebeple yargılama giderleri ve harçtan sorumlu tutulmuş olması doğru değil ise de; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalının adli yardım talebinin kabulüne,
2. Davalının ek karara ilişkin temyiz talebinin kabulü ile Of Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.04.2020 tarihli ve Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 11.05.2020 tarihli ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. Davalı …’in Samsun Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararının hüküm fıkrasının (3), (4) ve (5) numaralı bentlerinin çıkartılarak yerine 3 numaralı bent olarak “Alınması gerekli 4.132,74 TL karar ve ilam harcının davacılarca başlangıçta yatırılan peşin harç ve tamamlama harcı toplamı 1.033.20 TL’den mahsubu ile eksik kalan 3.099,54 TL’nin davacılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına” 4 numaralı bent olarak “Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerine bırakılmasına” 5 numaralı bent olarak “Davacılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlelerinin yazılmasına hükmün bu şekliyle 6100 sayılı HMK’nın 370/2 maddesi gereğince DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın Of Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
07/02/2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
– MUHALEFET ŞERHİ –
Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı iptal- tescil davasıdır.
Mahkemece davanın kabul nedeniyle kabulüne karar verilmiş, yargılama giderleri davalıdan alınmış, bu husus davalı tarafından temyize getirilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; davanın açılmasına davalı sebebiyet vermemişse, davalıdan alınmayan harcın davacıdan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davalının, dava açılmasına sebep olmadığı hususu tartışma konusu değildir.
Feragat ve kabul halinde yargılama giderlerini düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 312/2. maddesi “Davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilmez.” şeklinde düzenlenmiştir.
Davadan feragat, davayı kabul veya sulh halinde alınacak harcı düzenleyen Harçlar Kanunu’nun 22. maddesi ise “Davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa, karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır.” demektedir.
Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında mülkiyet ve miras hakları güvence altına alınmış, ikinci fıkrasında ise “Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceğine vurgu yapılmıştır.
Anayasa’nın 36. maddesinde de “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile … yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmek suretiyle hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim … anayasal koruma altına alınmıştır.
Anayasa’nın 13. maddesinin birinci cümlesinde ise “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” denilmiştir.
Buna göre diğer şartlar bulunsa bile temel hak ve hürriyetlere ancak kanunla sınırlama getirilebilir. Bir başka ifadeyle kanun dışındaki bir norm veya yargı içtihadıyla temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirilmesi mümkün değildir.
Öte yandan yargı harçları 492 sayılı Harçlar Kanunu’nda düzenlenmiş ve kamu düzeninden olması nedeniyle harca ilişkin hükümlerin resen uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle harca ilişkin hususların resen ele alınabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Harçlardan kimin sorumlu olacağı hususu ise -yargılama giderleri, yargılama usulüne ilişkin bir konu olduğundan- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 323. maddesinde harçlar yargılama giderlerinden sayılırken, 326. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça “Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” denilmek suretiyle yargılama giderleri ve bunlardan olan yargı harçlarından kimin sorumlu olacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde hüküm altına alınmıştır.
Somut olay anılan anayasal ve yasal kurallar çerçevesinde ele alındığında, 6100 sayılı HMK’nın 312/2. maddesinin, 326. m.nin istisnasını teşkil ettiği açıktır. Asıl çözümlenmesi gereken husus, davalıdan alınması gereken karar ve ilam harcının davacıdan alınması gerekip gerekmediği noktasındadır. Harçlar kanunsuz olarak konulamayacağına, bir başka ifade ile harç alınacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadan harç alınması mümkün olmadığına göre, davalıdan alınması mümkün olmayan harç davacıdan mı alınacaktır, yoksa hiç alınmayacak mıdır?
Bilindiği üzere Harçlar Kanunu 13/j maddesi ile Hazinenin harçtan muaf olması nedeniyle, hazine aleyhine açılan tapu iptal tescil davasının kabulü halinde hazineden alınmayan harcın davacıdan alınması yoluna gidilmemekte, aksine davacının yatırdığı peşin harç kendisine iade edilmektedir. Aynen bu örnekte olduğu gibi, Yasa Koyucu herhangi bir nedenle davalıyı harçtan muaf tutmuşsa, harcın davacıdan alınmasına yönelik yasal bir düzenleme de yoksa davacıdan harç almak mümkün olmadığı gibi peşin harcın dahi iadesi gerekecektir.
Diğer yandan, sayın çoğunluk Harçlar Kanunu 22. maddeyi de göz ardı etmiş, (illaki harç alınacaksa) davanın kabulü ve zamanı nedeniyle alınması gereken harcın 1/3 nün davacıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken tamamının alınmasına karar vererek bu hükme de aykırı karar oluşturmuştur.
Sonuç itibariyle, HMK 326. m.si ile yargılama giderlerinin davayı kaybedene yükletilmesi, 312,m,si ile davalının yargılama giderlerinden muaf tutulması ve davalının muafiyeti halinde harçların davacıdan alınacağına ilişkin b