Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2023/1735 E. 2023/1816 K. 01.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2023/1735
KARAR NO : 2023/1816
KARAR TARİHİ : 01.03.2023


İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Kırklareli İş Mahkemesi
TARİHİ : 06.10.2022
SAYISI : 2018/41 E., 2022/164 K.
DAVACI : … vekili Avukat …
DAVALI : … Elektrik … Asansör Makine İnşaat
San. ve Tic. Ltd. Şti.
FER’Î MÜDAHİL : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
vekili Avukat …
DAVA TARİHİ : 15.04.2015
KARAR : Kısmen Kabul
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili, Feri Müdahil vekili

Taraflar arasında Mahkemede görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı ile fer’i müdahil vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde özetle davacının 01.01.2005-04.10.2006 ve 01.10.2009-12.10.2010 tarihleri arasında davalı işveren ait işyerinde geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.

II. CEVAP
Fer’i müdahil kurum vekili; hizmetin geçtiği iddia edilen yıllarda işyerinin gerçekten var olup olmadığının ve 506 sayılı Kanun kapsamında veya kapsama girecek nitelikte bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, iddianın sadece tanık beyanlarına dayandırılması durumunda çalışmanın konusu, sürekli kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konusunda tanık beyanları değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulması gerektiğini, davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğini, çalışma olgusu belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulması gerektiğini, yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarında yazılı delil konusu üzerinde durulması gerektiğini, kurum kayıtlarının resmi belge niteliğinde olması nedeni ile davacının resmi kayıtlarda görünmeyen hizmetinin varlığını kanıtlamasının ancak aynı güçte yazılı deliller ile mümkün olduğunu, kurum kayıtları ile çelişen davanın reddinin gerektiğini, davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu bu nedenle davanın reddini talep etmiştir.

Davalı işveren vekili, davacı tanıklarının net bir ifadesinin bulunmadığını, davacının sigortalılık tespitine dair taleplerinin haksız olduğunu, davacının bir işçi terbiyesi ve ahlakıyla hareket etmediğini ve kendisini de bir işçi olarak görmediğini, aralarında bir sözleşme olmasa da iş ilişkilerinin alt işveren şeklinde yürüdüğünü beyan ederek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 14.04.2016 tarihli ve 2015/65 Esas, 2016/118 Karar sayılı kararıyla;
Davanın kısmen kabulü ile 01.10.2009-31.12.2009 tarihleri arasında 90 gün ve günlüğü 23,10 TL; 01.01.2010-30.06.2010 tarihleri arasında 180 gün ve günlüğü 24,30 TL; 12.10.2010-31.12.2010 tarihleri arasında 78 gün ve günlüğü 25,35 TL olarak 12701605002 kimlik numaralı davacı …’in davalıya ait …sicilli işyerinde hizmet akdine dayalı olarak asgari ücret karşılığında sigortalı olarak çalıştığının tespitine, bu çalışmanın diğer hizmetleri ile birleştirilmesine, fazlaya ilişkin hizmet süresinin tespiti talebinin reddine, karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içindedavacı, fer’i müdahil Kurum vekillerince ve davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.

2.( Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 tarihli 2016/15762 Esas, 2018/3124 Karar sayılı Bozma İlamında;

2.1-Dosyadaki yazılara, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı işverenin tüm, davalı Kurumun ve davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

2.2-Somut olayda, davalı işveren tarafından davacının 04.10.2006-31.03.2009 ve 12.10.2010-30.11.2014 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalı Kuruma bildirildiği, davacının bir dönem işten ayrıldığını ama bildirimi yapılan tarihlerden daha önce çalışmaya başladığını beyanla hizmet tespiti talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece zaten bildirimi yapılan 12.10.2010 tarihinden sonraki hizmet süresinin yeniden tespitine karar verilmesi yerinde değildir. Bunun yanı sıra davacının 01.01.2005-04.10.2006 tarihleri arasındaki taleplerinin hak düşürücü süreye uğradığından bahisle reddine karar verilmesi de hatalı olmuştur. Zira davacının davalı işyerinden ilk olarak 04.10.2006 tarihinden itibaren hizmetinin bildirilmeye başlandığı, bu tarihte işe giriş bildirgesinin verildiği ve davacının hiç bir kesintiye uğramadan işe giriş bildirgesinden önceki çalışmasının tespitini istediği anlaşılmaktadır. Davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki çalışmalarının bildirgenin verildiği tarihi de kapsar şekilde kesintisiz devam etmesi halinde, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihin öncesindeki çalışma bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği,

2.3-Yapılacak iş, hak düşürücü süreye uğradığından bahisle reddine karar verilen dönem bakımından işin esasına girilerek, çalışmanın kesintisiz devam ettiğinin ortaya çıkması halinde hak düşürücü sürenin geçmeyeceğini göz önünde bulundurarak, anılan çalışmanın (31.03.2009 tarihine kadar) blok halinde gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak, bunun için ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordrolarında kayıtlı ve tarafsız tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak, bordolarda adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmemesi halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu, zabıta, maliye, meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu,

2.4-Kabule göre de, davanın 6552 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra açıldığı ve Kurumun fer’i müdahil olduğu göz önünde bulundurulmadan vekalet ücreti ve yargılama giderleri bakımından hüküm kurulmuş olmasının hatalı olduğundan bahisle karar bozulmuştur.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,
Davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile;
Davacının davalı işyerinde 09.02.2005-03.10.2006 tarihleri arasında 594 gün ve 01.10.2009-11.10.2010 tarihleri arasında 281 gün olmak üzere toplam 875 gün daha sigortalı hizmetinin bulunduğunun tespitine fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı fer’i müdahil vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; tanık beyanlarının hüküm kurmaya yeterli olmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir.

Fer’i müdahil kurum vekili; salt tanık beyanları ile davanın ispatlanamayacağını belirterek kararı temyiz etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 01.01.2005-04.10.2006 ve 01.10.2009-12.10.2010 tarihleri arasında davalı işveren ait işyerinde geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7 nci maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası ile 5510 sayılı Kanun’un 86 ıncı maddesinin 9 uncu fıkrası
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle davalı vekili ile fer’i müdahil kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

01.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.