YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9174
KARAR NO : 2009/11221
KARAR TARİHİ : 06.07.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Kızılça Köyünde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasının 713. maddesi hükmüne göre taşınmazın adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 2691,50 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1939 yılında 3116 Sayılı Yasa gereğince yapılan orman tahdidi ile 13.12.1989 yılında ilan edilerek kesinleşin aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede genel arazi kadastrosu 1973 yılında yapılmış ve ilan edilerek kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki : Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1973 yılında genel arazi kadastrosu yapılmış olup dava konusu alanın hangi nedenle tespit dışı bırakıldığı araştırılmadığı gibi dava konusu taşınmazın kuzeyinde Karadeniz bulunduğu halde usulüne uygun şekilde idarece belirlenip kesinleşen kıyı kenar çizgisi bulunup bulunmadığı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığı araştırılmamıştır. Ayrıca dava Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline yönelik olarak açılmış olduğu halde yasada öngörülen ilanlar yapılmamış, davacı yararına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı da belirlenmemiştir.
Mahkemece öncelikle çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin yörede 1973 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında hangi nedenle tespit dışı bırakıldığı araştırılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri komşu parselleri ile birlikte gösterir orijinal kadastro paftasının bir sureti getirtilmeli ve ilan yapılmalıdır.
Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun ” kıyı kenar çizgisi “belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. Maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış;anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak,mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna;ancak 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisi adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir.
Somut olayda dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede idarece 3621 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kıyı kenar çizgisi tesbitinin yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.
Hal böyle olunca, öncelikle idare tarafından 3621 sayılı Kanunun 9.maddesi hükmüne göre düzenlenen ” kıyı kenar çizgisi “haritasının bulunup bulunmadığı ; eğer bu şekilde düzenlenen bir harita var ise bu haritanın 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi ilgililerine bizzat tebliğ edilip edilmediğinin veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulup başvurulmadığı idareden sorulmalı, usulune uygun olarak düzenlenen ve kesinleşen bir kıyı kenar çizgisi haritası varsa” kıyı kenar çizgisi ” idarenin düzenlendiği haritaya değer verilerek saptanmalıdır.
Harita düzenlenmediğinin yada düzenlenip de 5/3 sayılı kararda yazılı olduğu gibi bizzat bildirim yapılmadığının veya ilanen bildirime karşın, idari yargıya başvurulmadığının ortaya çıkması halinde ise, mahkemece önceki bilirkişiler dışında halen … ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis, uzman ziraat mühendisi , harita mühendisi, jeolog ve jeomorfologların bulunduğu … bir bilirkişi kurulu oluşturularak, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin, memleket haritası, en eski tarihli askeri haritalar, … fotoğrafları, Valilik Bayındırlık ve ıskan Müdürlüğünce kıyı kenar çizgisi saptanması sırasında kullanılan ve oluşturulan işlemli tüm evrak, belge ve haritalar getirtilip tüm kayıtların uygulanması sağlanmalı, gerektiğinde değişik kodlardan … örnekleri alınıp analizler yaptırılmalı, mevsimsel etkiler de göz önünde tutularak yukarıda yapılan kıyı kenar çizgisi tanımına uygun biçimde kıyı kenar çizgisi saptanmalı, çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalması halinde dava reddedilmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılan uygulama ve araştırma sonucu taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kaldığının belirlenmesi halinde bu kez davacı gerçek kişinin bu yeri Hazineye karşı 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri gereğince imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanıldığını kanıtlaması gerekeceğinden, bu kez dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1980-1990 ‘li yıllara ilişkin 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik … fotoğrafları ile aynı yıllara ilişkin fotogonometri yöntemiyle düzenlenmiş harita, bulundukları yerlerden getirtilmeli , taşınmaz başında yapılan keşifte uygulanmalı , ziraat mühendisi, harita mühendisi ve orman mühendisi ile birlikte … fotoğrafları; topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, …, ziraat ve orman bilirkişi tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, dava tarihi olan 4.7.2001 tarihine kadar geçen zilyetlik süresinin iktisap için yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalı, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olmasından hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30/03/1994 gün ve 1993/8-939-1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; 4.7.2001 tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca, davacı ile varsa eklemeli zilyetler yönünden de tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması yapılıp, … ve susuz olarak kazanılmış … miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 23.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.