YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/13748
KARAR NO : 2022/9323
KARAR TARİHİ : 23.06.2022
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tahkim davası hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen kararın başvuru sahipleri (davacılar) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Başvuru sahipleri(davacılar) vekili, davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile gerçekleşen kazada davacıların desteğinin öldüğünü açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi tazminat ile desteğin geride kalan eşi için 50.000,00 TL manevi tazminatın, çocukları için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Karşı taraf (davalı) vekili, davanın reddini savunmuştur.
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davacı … için 12.500,00 TL manevi tazminatın tahsiline, maddi tazminat talebinin reddine, diğer davacılar için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiş, anılan karara karşı davacılar vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince davacılar vekilinin bilirkişi ücretine yönelik itirazının kabulü ile diğer itirazlarının reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekilinin davacılar …,…,…, ve …’in manevi tazminat taleplerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1-5684 sayılı Sigortacılık Yasası’nın 30. maddesinin 12. fıkrası gereği, sigorta tahkim komisyonlarının 40.000,00 TL’yi geçmeyen kararları kesindir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.
Davacılar vekilince davacılar ….,…,…,…, için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiş, Hakem Heyetince talebin kısmen kabulü ile davacılar için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olup her bir davacı yönünden reddedilen ve temyiz edilen manevi tazminat miktarları yönünden karar kesin nitelikte olup bu nedenle davacılar vekilinin temyiz isteminin miktar yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacılar vekilinin davacı …’ın manevi tazminat taleplerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
2-Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, tarafların kusur durumu ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yukarıda belirtilen hususlar ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, davacı … yararına takdir olunan manevi tazminatın az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davacılar vekilinin davacı …’ın maddi tazminat taleplerine yönelik temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Davacılar vekili, meydana gelen kazada desteğin öldüğünü açıklayıp desteğin geride kalan eşi davacı için destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuş, Hakem Heyetince, 02.12.2019 tarihli ara karar ile davacılar vekiline desteğin alt ve üst soyunu gösterir nüfus aile kaydının iki haftalık kesin süre içinde sunulması için süre verilmiş, davacılar vekilince 23.12.2019 tarihinde desteğin vukuatlı nüfus aile kaydı sunulmuş, Hakem Heyetince sunulan nüfus kaydının desteğin üst soyunu göstermediği gerekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Davacı vekili, kendisine verilen kesin süre içinde ara karar ile talep edilen nüfus kayıt örneğini dosyaya sunmuştur. Hakem Heyetince, sunulan nüfus kayıt örneğinin desteğin üst soyuna ilişkin kayıtları içermediğinin tespiti üzerine yeniden davacı vekiline süre verilerek anılan eksikliğin giderilmesinin beklenilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi; 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 30/23 maddesinde kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerinin sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanacağı gözetildiğinde hakem heyetinin de delil toplama yetkisi bulunduğu dikkate alınarak Hakem Heyetince, desteğin üst soyunu da gösterir nüfus kayıt örneğinin mahkeme aracılığı ile temin edilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
4-Davacılar vekili, dava dilekçesi ile davacı eş yönünden defin gideri tazminatına da karar verilmesini talep etmiş, Hakem Heyetince, defin giderinin 3. kişilerin zararı değil terekeye dahil bir zarar olduğu, mirasçıların tümünün talepte bulunması gerekirken sadece murisin eşinin talepte bulunduğu, davacı eşin tek başına bu zararı talep etmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile defin gideri talebinin reddine karar verilmiştir. Varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinde ölüm halinde uğranılan zararlar arasında cenaze gideri de düzenlenmiştir. Davalı, desteğin ölümü nedeni ile ortaya çıkan cenaze giderlerinden de sorumludur. Somut olayda desteğin ölümü sonrasında cenaze ve defin giderlerinin kim tarafından karşılandığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Buna göre öncelikle cenaze ve defin giderinin kim tarafından karşılandığının araştırılması, cenaze giderinin tereke tarafından karşılandığının anlaşılması halinde diğer mirasçıların da davaya dahilinin sağlanması suretiyle tüm mirasçılar yönünden, sadece eş tarafından karşılandığının anlaşılması halinde sadece davacı eş yönünden işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 23.06.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.