Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2012/161 E. 2012/17581 K. 25.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/161
KARAR NO : 2012/17581
KARAR TARİHİ : 25.06.2012

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Toplanan delillerden, davacı kocanın bir başka kadınla yaşadığı, bu kadından çocuğu olduğu, davalı kadının ise herhangi bir kusurunun kanıtlanamadığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı kocanın tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Davacı kocanın temyiz itirazlarına hasren yapılan incelemeye gelince;Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 90.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 26.06.2012 (Salı)
KARŞI OY YAZISI
Taraflar 2002 yılında evlenmişlerdir. Tarafların bu evliliğinin başka kişilerle yapılmış evliliğin sona ermesinden sonra yapılan bir evlilik olduğu anlaşılmaktadır. Koca 1945, kadın 1952 doğumludur. Ortak çocuk yoktur. Davalı kadının .’da yaşadığı Alman devletinden konut ve geçim yardımı aldığı, ayrıca davacıya Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumundan aylık 850 TL miktarında emekli maaşı bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, kadının boşanmayla yoksulluğa düşeceğinden söz edilemez. Davalı yararına Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır. Diğer temyize konu bölümlerinin onanmasına katılmakla birlikte; davalının yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmek üzere, hükmün sadece bu yönden bozulması gerektiğini düşünüyorum.