YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7408
KARAR NO : 2009/7186
KARAR TARİHİ : 02.11.2009
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 160 ada 4 ve 297 ada 25 parsel sayılı 45907.42 ve 15587.30 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan, irsen ve taksimen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 160 ada 4 sayılı parsel eşit paylarla … ve … adına, 297 ada 25 sayılı parsel ise … adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasına dayanarak ayrı ayrı dava açmıştır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda 297 ada 24 sayılı parsele yönelik davanın reddi ile taşınmazın davalı … adına tesciline, 279 ada 26 sayılı parsele yönelik davanın kabulü ile 279 ada 26 sayılı parselin ham toprak vasfıyla davacı Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm davacı Hazine vekili ile davalı … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 279 ada 24 sayılı parsel hakkında 3402 sayılı Kadasto Kanunu’nun 14.maddesinde öngörülen zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği, 279 ada 26 sayılı parselin ise ham toprak vasfında devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; dava konusu parsellerin 297 ada 25 ve 160 ada 4 sayılı parseller olduğu, bu parseller hakkında yargılama yapılarak dellilerin toplandığı, tefhim edilen kısa kararda da 160 ada 4 sayılı parselin teknik bilirkişi rapor ve krokisinde (A) ve (B) ile gösterilen bölümlerinin davalılar, (C) harfi ile gösterilen bölümün Hazine adına, 297 ada 25 sayılı parselin (A) harfi ile gösterilen bölümünün davalı … adına, (B) harfi ile gösterilen bölümünün Hazine adına tesciline karar verildiği halde, gerekçeli kararda bu davanın konusu olmayan 297 ada 24 ve 279 ada 26 sayılı parseller hakkında hüküm kurulmuş olup bu haliyle kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olduğu kuşkusuzdur. 1086 sayılı HUMK’nun 388.maddesi uyarınca kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, uyumlu olması zorunludur. Kararlar arasındaki aykırılık yargılamanın aleniliği ilkesine aykırı ve Mahkemelere olan güveni sarsıcı niteliktedir. Diğer taraftan 10.04.1992 günlü 1991/7-1992/4 esas, karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre de kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması bozma nedenidir. Açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, 02.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.