Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2006/5773 E. 2007/967 K. 29.03.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/5773
KARAR NO : 2007/967
KARAR TARİHİ : 29.03.2007

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “Önceki bozma gereğinin tam olarak yerine getirilmediği; dayanılan vergi kayıtlarının usulen uygulanmadığı, sınırların arz üzerinde belirlenip haritasında işaretlenmediği, komşu parsel tutanak ve dayanaklarından yararlanılmadığı; zilyetliğin başlangıç tarihi ile ilgili bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişkilerin usulen giderilmediği; eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamayacağından eksik yönlerden yeniden araştırma yapılması, kayıtların bu yerlere ait olup olmadığının ve zilyetlik koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ile toplanan ve toplanacak deliller gözetilerek bir hüküm kurulması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; çekişmeli 9, 10, 47 ve 128 sayılı parsellerin hisseleri oranında … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili ile müdahil … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri Hazine yönünden tam olarak yerine getirilmediği gibi bozmadan sonra davaya müdahil olan Vakıflar İdaresinin iddiası yönünden yapılan araştırma, inceleme ve uygulamada hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Bozmaya uyulmakla bozmada değinilen hususlar yönünden taraflar yararına müktesep hak oluşur ve bu müktesep hakkın mahkeme tarafından dahi ihlali mümkün değildir. Hazine ile zilyed arasındaki uyuşmazlık kadastro tespit tarihine kadar zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Dosya bütün olarak değerlendirildiğinde tespit bilirkişilerinin beyanlarıyla keşif sırasında dinlenen bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişki üzerinde durulmamış ve bu çelişkinin giderilmesine çalışılması bozma ilamı gereği olduğu halde bu gerek yerine getirilmemiş, zilyedin taşınmaz üzerindeki tasarrufunun hangi tarihte başladığı kesin olarak saptanmamış böylece bozma gerekleri yerine getirilmeden hüküm kurulmuştur. Vakıflar İdaresinin temyiz itirazlarına gelince; Vakıflar Genel Müdürlüğü, 17.6.1999 tarihli dilekçe ile nizalı parsellerin Evkafı Celaliye Vakfından olup, Vakıf adına tapuda kayıtlı bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın idare adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece … yönünden yapılan araştırma ve incelemede hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı taraf kendisinin ya da bayiinin taşınmazı Vakıftan satın aldığı yönünde bir iddiada
bulunmamış, müstakilen üçüncü şahıslardan haricen satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmıştır. Dosyada mevcut fotokopilerden aynı vakfa ilişkin muhtelif davaların bulunduğu anlaşılmaktadır. Aynı yere ilişkin cereyan eden dava dosyaları iş bu dava dosyası arasına celp edilmemiş ve uygulamada yararlanılmamıştır. Vakıf ihtilafında re’sen celp edilmesi gereken Vakfiye getirtilmemiş, Vakfın niteliği saptanmamıştır. Yine dosya arasına celp olunan “Selerek Çiftliği ziraatlerinin defterine ilişkin suret”in son sayfasında da Selerek Çiftliğinin hududu erbaası olduğu beyan edilmiştir şeklindeki açıklamanın altında “Selerek Çiftliği hudutları 21 Mart 1331 tarihi itibariyle” belirtildiği halde belirtilen hudutlar araziye uygulanmamıştır. Dosya içindeki 959/504 esas sayılı Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasına ilişkin Celaliye Vakfı hudutnamesinin uygulanmasına dair harita da değerlendirmede gözönünde bulundurulmamıştır. Hudutnamede miktar olmadığı gibi vakfiye de getirtilmediğinden kesin olarak vakıf kapsamına giren taşınmazların sınırlarını bu dosya kapsamındaki belgelerle tayin etme olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki vakıf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi de yaptırılmamış, kayıtların tapu kaydı niteliğinde olup olmadığı kesin olarak belirlenmemiştir. Öncelikle vakıfname ve vakfa ilişkin tüm evraklar celp edilmeli, vakfiye bilgileri esas alınmak suretiyle vakfın niteliği, şartları, açıklığa kavuşturulmalı, taşınmazın vakfiye kapsamında olup olmadığı ve vakfın cinsi ayrıca vakfedilen arazinin niteliği, vakfa konu olan şey, vakıf malı üzerindeki zilyetliğin başlangıç tarihi ve sürdürülüşü kesin olarak belirlenmelidir. Somut olayda Celaliye Vakfının müstesna vakıflardan olduğu anlaşılmaktadır. Müstesna vakıflar evkaf nezaretinin müdahalesi olmadan doğrudan doğruya mütevellisi tarafından idare olunan vakıflardır. Bu vakıfların mülkden vakfedilmiş malları bulunduğu gibi Hazineye ait miri araziden de vakfedilmiş arazileri yani tahsisat kabilinden olan mevkuf arazileri bulunmaktaydı. 677 sayılı Kanun 30.11.1341 tarihinde kabul olununca … ve zaviyeler kapatılmış bulunduğundan 677 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi, bilahare de 4.11.1926 tarihinde Medeni Kanun’un hükümlerinin uygulanmaya başlanmasıyla mülkiyet hakkının tapusuz yerler yönünden Hazineye geçip geçmediği incelenmeli, öncelikle nizalı yer ve çevresinin … adına tapuda kayıtlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Vakıf Defterlerinin (sözü edilen defterlerin tapu idarelerine devri miri arazi yönünden Cemaziyülevvel 1263 günlü irade, mülk arazi hakkında 28 Ağustos 1290 (1874) günlü tüzük, Vakıf arazi ve musakkaf hakkında 26 Temmuz 1291 (1875) günlü ve 23 Mart 1292 (1876) günlü yönetmelikler ve müstesna vakıflar hakkında da 1329 günlü kanun hükümlerince ve gösterilen sürelere bağlı olarak ön görülmüştür.) tapu kaydı niteliğinde olduklarının kabulü için 4 halin birlikte varlığı şarttır: 1-Defterin taşınmaz üzerindeki mülkiyet ve tasarruf haklarını belirtmesi, 2-Mülkiyet ve tasarruf haklarındaki değişmelerinin o defter üzerinden yürütülmüş olması, 3-O defterler tutulduğu zaman tapu idarelerinin buna yetkilerinin bulunmaması ve defter tutanların tedavül ve intikal işlemlerine resmilik verme yetkilerinin bulunması, 4- Defter tutanların yetkileri kaldırıldıktan sonra defterin zamanında tapu idarelerine devredilmiş bulunması halleridir. Açıklanan ilkeler doğrultusunda celp olunacak vakfiye ve vakıf defterleri üzerinde uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle vakfın niteliği, şartları, vakıf defterlerinin hukuki niteliği kesin olarak belirlendikten sonra taşınmaz başında yapılacak keşiflerde vakfiye ve Vakıf defterlerindeki genel sınır okunmak suretiyle kayıt kapsamları saptanmalı, nizalı parsel … adına tapuda kayıtlı ise ve davacı taşınmazın idarece kendisine satıldığını kanıtlayamazsa Vakıf adına tapuda kayıtlı yerin zilyetlikle kazanılamayacağı düşünülmeli, nizalı yer tapu kaydı kapsamı dışında bulunduğu takdirde yerin mücerret vakıf arazisi olması hayrat vakıflar ve icareteynli vakıflar dışında zilyetlikle iktisabına engel (Medeni Kanunu’nun Vakfa ilişkin hükümleri sonradan değiştirilmiş Vakıf mallarında iktisap zaman aşımı ceryan etmeyeceği kabul edilmişse de bu hüküm geriye doğru yürümeyeceğinden) teşkil etmeyeceği nazara alınmalı, mahkemece bu kanuni esaslar dairesinde araştırma ve inceleme yapılmalı, belirlenecek hukuki duruma göre zilyetlik iddiası değerlendirilmeli, gerek Hazine gerekse … yönünden aynı bütüne ilişkin derdest dosyalar varsa irtibat nedeniyle birleştirme yönü üzerinde durulmalı, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş dava dosyaları da celp edilerek incelemede nazara alınmalı, böylece dava konusu taşınmazların vakfın sınırları içerisinde olup olmadığı, vakfın niteliği, vakıf defterlerinin tapu kaydı niteliğini kazanıp kazanmadığı, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin başlangıç tarihi duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulmalıdır. Hazine ve Vakıflar İdaresinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 29.3.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.