YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3419
KARAR NO : 2022/12239
KARAR TARİHİ : 11.10.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :
Dava iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalı vekilinin istinafa başvurması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesince verilen karar davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalıya ait işyerinde inşaat işçisi olarak çalışmakta iken 08/10/2013 tarihinde inşaat sahasında 2. katta beton dökerken inşaat dış cephesindeki iskelenin çökmesi sonucu 2. kattan düşerek iş kazası geçirdiğini, meydana gelen kaza nedeniyle sağ kolunda ve bileğinde kırık ve çıkma oluştuğunu, belinde kırıklar meydana geldiğini, iş kazasının meydana gelmesinde davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kusurun davalıya ait olduğunu, Kurum tarafından yapılan soruşturma neticesinde davacıda % 47 oranında maluliyet tespit edildiğini ve kurum tarafından davacıya 10.10.2013 tarihinden itibaren 5510 sayılı yasanın 16. Maddesi uyarınca gelir bağlandığını, davacının yevmiye usulü çalıştığını ve aylık 3000TL kazancı olduğunu, 37 yaşında 3 çocuğu olduğunu beyan ederek fazlaya ilişkin talep ve dava hakkını saklı tutmak suretiyle 5.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazasından itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin iş güvenliği ile ilgili her türlü tedbiri aldığını, iş kazasının meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını, davacının gerekli eğitimleri aldığını, 24.09.2013 tarihinde işe başladığını, iş kazasının 08.10.2013 tarihinde olduğunu ve davacının kazadan sonra 3ay raporlu olduğunu, savcılık tarafından takipsizlik verildiğini, kaza ve tedavi ile ameliyat arasında illiyet bağı olmadığını, sebepsiz zenginleşmeye yönelik fahiş talepte bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi kararında özetle; “1 Davacının davasının kısmen kabulü ile,
1- 143.778,26 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 08/10/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,
2- 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 08/10/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, ” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle; “Davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: kusur raporundaki oluş kabulü ve %70 kusur tespitinin hatalı olduğunu tespitin avalı tanık beyanları ile çelişir mahiyette olduğunu, tanıkların beyanlarından olayın davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi kalıp çökmesi şeklinde değil, paydos saatinde merdivenlerden düşmesi şeklinde gerçekleştiğini, işyerinde düzenli olarak iki haftada bir iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiğini, olay yeri krokisinde işyeri levhalarının olay yerine yerleştirilmiş olduğunun sabit olduğunu, davacının Kollukta olayın sıcağı ile paydos saatinde merdivenlerden düştüğünü kabul ettiğini, bu beyana göre müvekkilinin emniyet kemeri vermemesi ve yaşam hattı oluşturmamasının kusur verilmesi sebebi olmayacağını, davacı tanılarının beyanları birbiriyle çeliştiğini, davacının kazadan sonra çalışmaya başladığını ve 1-1,5 ay çalıştığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davacının kollukta tespit edilen beyanına göre “inşaatta mesai bitimini takiben merdivenlerden inerken düşmesi” şeklinde gerçekleştiğini iddia etmekle beraber, SGK müfettişi huzurunda tespit edilen beyanında “inşaat kalıbının çökmesi ile yüksekten düşmesi” şeklinde gerçekleştiğini iddia ettiği, mahkemece davacının SGK müfettişi huzurunda alınan beyanına ve bu yöndeki delillere itibar edilerek, olayın “davalı şirket tarafından yürütülen bina inşaatı işinde Fransız balkonu kenarı kalıbının yapımı sırasında platformun çökmesi üzerine davacının yüksekten düşmesi şeklinde gerçekleştiği” kabul edilip, bu oluşa göre hükme esas alınan kusur raporlarına göre davalı işverenin %70, davacı sigortalının %30 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de yapılan incelemenin eksik araştırmaya dayandığı anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, öncelikle iş kazasının gerçekleştiği bina inşaatına ilişkin Fransız Balkon yapımına dair var ise asıl ve tadilat projelerini dosya kapsamına dahil etmek, bu projelerde davacının iş kazasına uğramasına sebep olduğu iddia edilen ve sonradan eklendiği iddia olunan Fransız balkonu önü betonlarının bulunup bulunmadığı, hangi katlarda yer aldığı ve inşaatın yapımı sırasında pencerelerin takılmasına kadar bu işin unutulup unutulmadığı ve iddia olunduğu gibi sonradan ikmali esnasında kazanın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda tarafların göstereceği delillerle dosyada mevcut delilleri bir bütün olarak değerlendirip sübutu belirlemek, giderek davacının kolluktaki beyanında belirttiği gibi olayın inşaattaki merdivenlerden düşme şeklinde gerçekleşip gerçekleşmediği şeklindeki şüpheyi gidermek. Tespit olunacak olay sübutuna göre kusur oranını iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi etmek, alınacak kusur oranına karşı taraf itirazlarını değerlendirerek oluşacak çelişkiyi giderdikten sonra, davacı tarafın karara karşı kanun yoluna müracaat etmemesi nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gerek kusur oranlarının tayininde gerekse de tazminatların tayininde gözetmek, özellikle maddi tazminatın hesabında bozmadan sonra yapılacak yargılamada iş bu temyize konu hükme esas alınan 26.04.2021 tarihli hesap raporunda işlemiş (bilinen) devre sonu tarihini gözeterek hesap yapmak, sonucuna göre davanın esası hakkında davacının maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden oluşan usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler …, … ve …’nın oyları ve oy çokluğuyla 11/10/2022 gününde karar verildi.
(M)
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “maddi olguya dayalı kusur incelemesi” yönünde bozulması nedeni ile ilk derece mahkemesinin bozmadan sonra hesaplanacak ve hüküm altına alınacak tazminatı, davacının temyiz etmediği dikkate alınarak önceki raporun bilinen ve bilinmeyen dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
2. Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
3. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
4. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
5. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın itiraz etmediği hesap, karar tarihine en yakın bilinen ücret üzerinden hesaplanmıştır. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.