YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10351
KARAR NO : 2022/14382
KARAR TARİHİ : 10.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonunda; davanın reddine dair verilen 13/11/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2010/185 Soruşturma nolu dosyası kapsamında müvekkilinin evi ve Bodrum’da bulunan yazlığının arandığını, ardından hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığını, müvekkili hakkında yakalama kararı veren davalılar tarafından, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne hitaben 21/02/2010 günlü yazı ile el konulacak suç eşyaları ve dijital verilerle alakalı olarak 5271 sayılı yasanın 134. maddesinin uygulanmasının istendiğini, ancak kasıtlı olarak CMK 134. maddenin 1. fıkrasının bu yazıda belirtilmediğini, bu yazı üzerine Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü elemanlarınca müvekkilinin hard disklerinde CMK 134/1 gereğince, salt arama yapmak yerine el konulduğunu, davalı savcıların müvekkili ile ilgili olarak yapılacak aramalarda çıkacak yeni delillerin bulunması durumunda yakalama işleminin gerçekleştirilmesini istediklerini, 22/02/2010 tarihli aramaya istinaden tutulan tutanaktan da anlaşılacağı üzere yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, herhangi bir suç unsuruna rastlanmamasına rağmen davalı Cumhuriyet Savcılarınca yeni bir yakalama emri tanzim edildiğini, davalı Cumhuriyet Savcılarının görevlerini gereği gibi yapmak zorunda oldukları halde görevlerini kasten yapmadıklarını, yasaya aykırılıkları kasten görmezden geldiklerini, CMK görevlerini kasten yerine getirmediklerini, davalıların bu haksız ve hukuka aykırı eylemleri sonucu müvekkilinin uzun süre özgürlüğünden yoksun kaldığını, uzun süre tedavi görmesine neden olduğunu belirterek her bir davalıdan ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 60.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar beyanlarında özetle; yasama ve yürütme organını ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan davacının sanık sıfatıyla halen yargılamasının devam ettiğini, dava dilekçesinde iddia edilen hususların ve delillerin yerinde olup olmadığının takdirinin Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılacağını, görülmekte olan mahkemenin bu yöndeki delilleri değerlendirme yetkisinin bulunmadığını, açılan bu davanın soruşturmayı yürüten, iddianameyi düzenleyen, kamu adına görev yapan Cumhuriyet Savcılarına yönelik baskı kurmak amacıyla açılmış bir dava olduğunu, bu nedenlerle davanın husumet yönünden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalıların Cumhuriyet Savcısı olduğu, kanun değişikliği neticesi, davalı …’na yöneltilen bu davada, Cumhuriyet Savcılarının kişisel kusurlarından kaynaklanan haksız fiilleri neticesi, manevi tazminat talep edildiği, idare ajanlarının haksız fiilleri olarak açıklanan faaliyetleri, soruşturma evresi içinde yapılmış olup, haksız olup olmadığının ancak yargılama aşaması sonuçlandıktan sonra değerlendirilebileceği, bu anlamda davanın erken açıldığı, dava açılmasını gerektiren haksız fiillerin varlığının ancak, CMK’nun 141 ve devam eden maddelerinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talebine ilişkin hükümler çerçevesinde ilgili Ağır Ceza Mahkemesi’nce değerlendirilebileceği, bu nedenle henüz bu aşamada davalıların soruşturma evresinde yürüttükleri faaliyetleri nedeniyle, davacının kişilik haklarının, hukuka aykırı, ağır ve haksız bir tecavüze uğradığından bahsedilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, usulsüz arama, el koyma ve gözaltına alma nedenleriyle uğranılan manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 7. bölümünde “koruma tedbirleri nedeni ile tazminat” konusu düzenlenmiştir. CMK’nun 141/i maddesinde, “hakkında arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilenlerin” aynı kanun 141/j maddesinde “Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen” kimsenin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceği öngörülmüştür. Aynı yasanın 142/2.maddesinde “istem zarara uğrayanın oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde ve eğer o yer Ağır Ceza Mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka Ağır Ceza Dairesi yoksa en yakın Ağır Ceza Mahkemesinde karara bağlanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Ancak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 6. maddesinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ila 144.maddeleri hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı belirtilmiştir.
Davaya konu olayda, 21/02/2010 tarihinde davacının evinde ve yazlığında arama ve el koyma işlemi yapılmıştır. Davacı, bu işlemin yasal düzenlemeler kapsamı dışına çıkılarak hukuka aykırı şekilde yapıldığını ve bu nedenle zarara uğradığını belirterek tazminat isteminde bulunmuştur. Şu halde, davanın Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerekir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Taraf sıfatının değerlendirilmesi de görevli mahkemece yapılır. Mahkemece bu yönün gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 10/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.