YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1103
KARAR NO : 2012/3837
KARAR TARİHİ : 02.04.2012
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar, elbirliği halinde mülkiyete konu 3 parsel sayılı taşınmazı engelli kardeşlerine bakım karşılığı davalının kullanımına bıraktıklarını, ancak davalının bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, birleştirilen karşı davasında ise davacıların rızası ile yaptığı zorunlu ve faydalı masraflar karşılığı 6.000.-TL’nin ve bakım masrafları karşılığı 5.000.-TL’nin yasal faizi ile tahsilini istemiştir.
Asıl davanın kabulüne, karşı davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, Dairece, kısa kararın gerekçeli kararla çelişkili olduğu hususuna değinilerek bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise kısmen kabulü karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil; karşı dava ise tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ne varki, mahkemenin kısa kararında; karşı dava yönünden “2,250,00.-TL’ lik davanın kabulüne dava tarihinden yasal faizle davalıdan alınıp karşı davacıya verilmesine karşı davacının diğer taleplerinin reddine” hükmedildiği halde; gerekçeli kararında, karşı davada hükmedilen tazminat dışında diğer istekler hakkında bir hüküm kurulmamıştır.
Bilindiği üzere, tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten ve HUMK.nun 376.(6100 sayılı Kanun’un 186.) maddesine göre, tarafların son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Kanun’un 388. (6100 sayılı Kanun’un 297.)maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. (6100 sayılı Kanun’un 297.) maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ancak, uygulamada söz konusu Kanun’un 38l. (6100 sayılı Kanun’un 294.)maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389.(6100 sayılı Kanun’un 297.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.’nun ve 6100 sayılı Kanun’un yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Hal böyle olunca, 10.04.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki nedenlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.